Sürü

20 Kasım 2016 Pazar


‘Düşman tükenmeden düşman tükenir mi?’

Yılmaz Güney, 1978 yapımı olan Sürü filminde karakterlerden birine bu cümleyi söyletir. Senaryonun tümüne baktığımız zaman ise, aslında ‘düşmanlıkla düşmanlığın bitmeyeceği’ mesajını verir. Zeki Ökten’in yönettiği filmi, bir aşiret öyküsü olarak okumak yetmez. Yoksul ve yoksulluk yüzünden bahtsızlığa yazgılı bir çiftin öyküsüdür de Sürü. İnsanın çaresizliği, özellikle imkansız koşullarda nasıl tıkanıp kalacağı, bu yüzden aynı refleksleri vermekten başka çıkar yol bulamayışının hikayesidir de. Ve daha birçok şeyin. Kıraç toprak rengi bir topluluğun, bozkır renkli o toprağa yenik düşüşünün de.

Filmin en vurucu sahneleri Ankara’da geçer. Ankara, Şivan’la (Tarık Akan) Berivan’ın (Melike Demirağ) birlikte kaybedişlerinin büyük, tarifsiz, endişe uyandıran kentidir. Zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul olduğu kent. Buna karşın Şivan’a hangi partiye oy verildiği sorulduğunda hiç düşünmeden ‘Adalet Partisi’ der. Kapıcılık hayali kuran akrabalarının yanına sığındıkları zaman, kendileri gibi insanlarla birlikte boş, ucuz ve insanı zevzekçe oyalayan eğlencelerin birine denk düşerler. Oradaki herkes, kendine dair tek aidiyeti olan yoksulluğuyla, sadece seyrederek (belki hayatı da), filmi izleyenlerde ağlama hissi uyandıracak biçimde ‘eğlenmektedir’.

Suçlu kimdir sorusu, karşımıza ilk etapta deli baba Hamo’yu (Tuncel Kurtiz) çıkarır gibi olsa da filmin insan-toplum çelişkisinde odaklanan yanı, çarpık gelişmenin o zamanlardan insanı saran kesif yanını çok güzel yansıtır bizlere. Filmde suçlu aramak mümkündür elbette. Ancak şunu teslim etmek daha önemlidir: Filmde suçlulardan çok masumlar vardır ve masumların hayatı diye bir gerçekten söz etmek bile mümkün değildir. Her şey alınıp satılabilir. Yoksulluk hariç! Şivan’ın Berivan’a, Berivan’ın Şivan’a duyduğu aşk ise, yoksulluğun içinde, olsa olsa, ölüme uzanan yoldaki kısa bir izdir sadece.

Bugünden filme baktığımızda hemen hiçbir şeyin değişmediğini görmek şaşırtıcı mı? Hayır. O günden bu yana temelde neden hiçbir şeyin değişmediği sorusu ise, sanırım, hepimizin sorusudur. Düşman tükenmeden düşman tükenir mi sorusunun cevabının da burada olduğuna inananlardanım. Düşman üreten, bundan, bunun yarattığı yoksulluk, eğitimsizlik ve yoksunluktan beslenen bu sistem değişmediği müddetçe... Diyeyim ve burada susayım.

Not düşmekte fayda var: Yılmaz Güney bu senaryoyu  hapiste yazmış.

***

Adalet Partisi deyince aklıma başka biri geldi. O da insanlara ‘yürüyün yürüyün  yürümekle yollar aşınmaz’ demişti.

Yine de bu yazıyı umutsuz bitirmeyelim. Yürümekle yolların aşınıp aşınmaması konumuz değil! Konumuz yolların nasıl aşılabileceği... Bunu,  İstanbul Maratonu’nda bir kez daha   Adım Adım’la izledik.  Adım Adım Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarını bünyesinde buluşturan bir oluşum. Kurucusu da Itır Erhart.  Bu seneki İstanbul Maratonu’na damga vurdu Adım Adım.

Itır, bu uzun yolda hepimize çok iş düştüğünün altını çiziyor ve diyor ki: ‘Yol bir metafordur. Birey harekete geçmedikçe sivil toplumun gelişmesi, demokrasinin gelişmesi mümkün değil. Birey oturduğu yerden söylendikçe toplum değişip dönüşemez. Bireyleri harekete geçirme özelliği var Adım Adım’ın.’ Adım Adım’a bir göz atmanız için:

http://www.adimadim.org/

Bilindiği gibi Ali İsmail Korkmaz’ın adına kurulan vakıf olan ALİKEV için İstanbul Maratonu’nda birçok insan Adım Adım bünyesinde koşmuştu.

***

Bir de CNN Türk ekibine özel rica:

Çocuk istismarı, tecavüz, kadın cinayetleri, 18 yaşından küçük yaşta evlenmek iyi midir değil midir vb. konuları lütfen medya etiğini göz önünde bulundurarak tartıştırın. Kısacası politik doğruluktan ayrılmaksızın...  Dahası bu tür ACİL başlıklar için karşı görüş vb. bir tavır sergilenmesine gerek duyulmamalı. Sürü mantığının böylesine pompalandığı bir zaman diliminde  ‘karşı’ görüşlere ihtiyacımız yok. Zira  bunlar karşı görüş falan değil. Ana akım görüş!