Meme kanseri taramasında altın yöntem: 'mamografi'

IHA |  09 Ekim 2018 Salı - 14:11 | Son Güncelleme : 09 10 2018 - 14:11

Meme kanserinin kadınlarda sık görülen ve görülme sıklığı gittikçe artan bir kanser türü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hasan Besim, meme kanserinin, yaşam süresince her sekiz kadından birinde geliştiğini, tarama ile yakalanabilecek bir hastalık olduğunu, ülkelerde farklı tarama programları geliştirilse de genellikle uygulanan tekniklerin benzer olduğunu ifade etti.


Meme kanserinin tanı ve taramasında altın standardın mamografi olduğunu söyleyen Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı ve Meme Sağlığı Merkezi Başkanı Prof. Dr. Hasan Besim, kadınların 40 yaşından başlayarak yaptırdığı mamografi taramasının meme kanseri taraması esasını oluşturduğu gibi meme kanserine bağlı ölümlerin azalmasına da katkıda bulunduğunu belirtti. Mamografinin kaba bir tanım ile meme dokusuna uygulanan röntgen filmi olduğunu ifade eden Besim, bu yöntemin genellikle iki düzlemde çekilen bir filmden oluştuğunu ve her iki meme için de ayrı ayrı uygulama yapıldığını belirtti. Meme ile ilgili herhangi bir sorunun varlığı ile çekilen mamogramların tanısal olarak adlandırıldığını, herhangi bir şikayet olmadan uygulanan mamogramlara ise tarama mamografisi adı verildiğini de söyleyen Besim, “Mamogramlar genellikle muayene ya da kendi kendini kontrol yolu ile fark edilemeyen küçük tümörlerin yakalanması için uygulanırlar. Küçük ve ele gelmeyen tümöral kitleler yanında, meme dokusunda bulunan küçük kireçlenmeler de bu yol ile yakalanabilmekte ve bazı tümörlerin erken tanısı gerçekleştirilebilmektedir” dedi. 
 
GÖRÜNTÜ KALİTESİ AÇISINDAN AVANTAJ
 
Mamografilerin eski sistemlerde olduğu gibi direkt olarak röntgen filmine basılabildiğini ya da yeni jenerasyon cihazlarda olduğu gibi dijital ortamda çekilebildiğini söyleyen Besim, dijital mamografilerde daha yüksek çözünürlük ve daha iyi görüntü elde edilebildiğini, bilgisayar ortamında görüntüler üzerinde ayarlar yapılabildiğini ve yoğun meme dokusu olan kadınlarda bu yöntemle göreceli olarak daha iyi görüntüler alınabildiğini belirtti. Tanısal amaçlı mamografilerde farklı açılardan görüntülemelerin alınabilmesi ve baskı ile doku bozukluğu bölgesinde büyütme grafileri uygulanabilmesi için daha fazla miktarda ışın verilmesi gerektiğini söyleyen Besim, buna karşılık tarama mamografilerinin genellikle iki planda çekildiğinden dolayı işlemin daha kısa sürdüğünü ifade etti. 
 
Prof. Dr. Hasan Besim, “Mamografi sırasında alınan radyasyon, meme kanserini erken evrede yakalama imkanı sağladığı düşünüldüğünde önemini kaybediyor” dedi. Mamografi ile az miktarda röntgen ışınına maruz kalındığını, tarama mamografilerinin meme kanserini daha erken evrelerde yakalama imkanı sağladığını ve kansere bağlı ölümlerin azalmasına katkıda bulunduğunu belirten Besim, mamografinin meme dokusuna çok fazla miktarda radyasyon vermediğini, ancak uzun yıllar tekrarlayan ve defalarca çekilen mamografiler nedeni ile alınan toplam doz miktarının artış gösterdiğini ifade ederek şunları söyledi “Çok sık ya da çok erken mamografi çekimleri konusunda hekim ve hastalar dikkatli olmalıdırlar. Özellikle hamilelik şüphesi bulunan durumlarda fetüse potansiyel zararı nedeni ile kesinlikle mamografi çekilmemelidir. Adet gecikmesi ya da bilinen bir gebelik durumunun hekim açısından sorgulanması yanı sıra hasta tarafından da gerekli uyarı yapılmalıdır. Tarama anında memede var olan kanserlerin yüzde 20’sinde yalancı negatif sonuç alınabilmektedir” dedi. 
 
KONTROLLERE DEVAM EDİLMELİ
 
Mamografilerin her zaman doğru sonuç vermeyebileceğini söyleyen Besim, en sık rastlanılan sorunlardan birisinin, kişinin herhangi bir sorunu olmaması halinde bile mamografide şüpheli bir durumun bulunduğuna dair rapor edilmesi olduğunu belirtti. Bu durumun hastada gereksiz bir strese ve aynı zamanda gereksiz biyopsi ve cerrahi işlemler yapılması ile maddi ve manevi kayıplara neden olacağını kaydeden Besim, “Olmayan bir patolojinin var gibi görülmesi ya da bu yönde şüphe olması durumu “yalancı pozitif” bir sonuç olarak tanımlanmaktadır. Bu durumun tam olarak tersi ise “yalancı negatifliktir”. Başka bir deyişle var olan bir meme kanserinin mamografide saptanamaması ve sonucun normal verilmesi durumudur. Tarama anında memede var olan kanserlerin yüzde 20’sinde mamografide yalancı negatif bir sonuç alınabilmektedir. Bu durum daha çok meme dokusunun yoğun olduğu genç hastalarda görülmektedir. Meme protezine sahip olan hastaların mamografi kontrollerine düzenli şekilde devam etmesi gerekmektedir” şeklinde konuştu. 
 
Bazı hastalarda estetik ya da onarım amaçlı silikon meme uygulaması olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Hasan Besim, bu durumda olan hastaların en merak ettiği konunun ise mamografi filminin yapılıp yapılmaması olduğunu kaydetti. Memede silikon implantı olan hastaların da mamografi kontrollerine devam etmesi gerektiğini, implantların genelde göğüs ön duvarındaki kas arkasına yerleştirildiği için genellikle orijinal meme dokusu ile direkt ilişki içerisinde olmadığını ifade etti.