VEDA

12 Mart 2016 Cumartesi


İki yıl önce Şubat soğuğunda Vatan okuyucularıyla buluşmuştuk.
 
32 yıllık gazetecilik hayatımızın son iki yılında Vatan ailesine katıldık...
 
Hayat felsefemizin gereği düşüncelerimizi açıkladığımızda ve ifadelerimizde kimseyi incitmemeye çalıştık...
 
Belki sayısız defa incindik ama yine de fikirlere, değerlere ve kişilere savaş açmadık!
 
***
 
Bizler ülkede ve dünyada yaşadığımız olaylara herkesten farklı-belki de kimselerin göremediği- bir pencereden bakabilmenin ayrıcalığını yakalamaya çalıştık.
 
Ve bu farklılığı paylaşmanın kavgasını verdik...
 
Kimin neye inandığıyla ilgili değil, neyin doğru oluşuyla daha çok ilgilendik.
 
12 yıl süren TGRT Genel Yayın Yönetmenliği görevimde her görüşe sahip meslektaşlarımla çalıştım ve 17 yıl Baş Başa programımda toplumun çok farklı kesimlerinden konukları ağırladım...
 
Bin yıldan beri bu topraklarda bir arada yaşamanın sırrını keşfeden bizlerin bugün içine düştüğü durumu gördükçe üzülüyoruz...
 
Ve tekrarlıyoruz; Çanakkale’de birlikte ölmesini bilen bir geçmişten vardığımız yer birlikte yaşamasını bir türlü öğrenememiş olmak, olmamalıydı!
 
***
 
Tavır gazeteciliği artık gelişmiş ülkelerde sona erdi...
 
Sosyal medya kullanıcıları yüz yıllık kurumların ve duayen gazetecilerin, yazarların yüz binlerce adım ötesinde gezinirken, profesyonel medyamızda ise sabahtan akşama kadar hep aynı türkü söyleniyor!
 
Gelişmiş ülkelerin basını dünyaya kendi ülkelerinin propagandasını yaparken, algı oyunları ve senaryolarıyla birlikteliklerini korurken, siyasetini ve aktörlerini güçlendirirken, bizdekiler siyaseti, devleti ve bürokrasiyi dizayn etme hastalığından vazgeçemiyor.
 
Eleştiri ve ifade özgürlüğü başlığına sığınarak kelimeleri bir serseri kurşun gibi sayfalara ve ekranlara taşıma sorumsuzluğunun dozajı ne acıdır ki hala zirvelerde geziniyor.
 
***
 
Hepimizin aynı gemide olduğumuz gerçeğinden gittikçe uzaklaşıyoruz!
 
Büyük felaketler sınırlarımızın yanı başında yaşanırken dahi ders almıyor ve bir şemsiyenin altında toplanamıyoruz...
 
Savaşlardan beslenmeye devam ediyoruz.
 
Gelecek kuşaklara büyük bir iç ve dış çatışmayı miras olarak bırakıyoruz...
 
Mevlana, Yunus felsefesinden bahsediyoruz ama kin ve öfkelerimize de sürekli yenik düşüyoruz...
 
***
 
Ve artık Salı, Cuma ve Pazar günleri Milliyet’te yazmaya başlayacağız.
 
Bir yere gitmiş değiliz...
 
Ayrılmış da değiliz.
 
Aynı şemsiyenin altında hayata ve yaşananlara dair fikirlerimizi, duygularımızı paylaşmaya devam edeceğiz.