Gazetevatan.com » Yazarlar » Boşlukta bir kent

Boşlukta bir kent

26 Aralık 2015 Cumartesi


Diyorlar ki...
 
“Karar vermek istemeyenler sürekli her şeyi muallakta bırakır!”
 
Ve “en kötü kararların dahi kararsızlıktan daha iyi” olduğunu...
 
Bizde ise; Ha-Vet diyenlerin sayısı gittikçe çoğalıyor...
 
Ne Evet, ne Hayır!
 
Ne demek istediğimi anlatayım biraz...
 
Bir haftadan beri adeta trenlerin, göllerin ve dağların ülkesi sayılan İsviçre’deyiz...
 
Yıllardan beri gelir gideriz ve her geldiğimizde herşeyin yerli yerinde olduğunu görmekteyiz... Bizde ise beş ay önce geçtiğiniz bir yer tarla iken beş ay sonra tarlaya dikilmekte olan bir gökdelen görebilirsiniz...
 
Değişimciyiz ya!
 
E-5 ve E-6 yolları genişletilmedi, para gişeleri kaldırılmadı ama her iki tarafı beton mezarlığına dönüştürüldü!
 
“İstanbul’a pasaportla girilmesi gerekir” deyişin ardından nüfus beş kat arttı!
 
Ve İstanbul muallakta sürünen bir şehir haline dönüştü...
 
Kültür mü, sanayi mi ve ne şehri olduğu belli değil...
 
Yenilikçiyiz ya!
 
*** 
 
İsviçre ve Avrupa ülkelerinde bir yerden bir yere özel araçlarıyla gidenlerin zekasından şüphe ediliyor!
 
Çünkü, dağların içinden dahi trenlerin geçtiği ülkede insanlar neden özel araçla bir yere gitsin ki!
 
Saat, çakı, çikolata, peynir ve bankacılık üzerine ekonomisini kuran İsviçre, dağcılık ve kayak sporlarıyla büyük bir turizm potansiyeline kavuşmuş durumda!
 
Göller ve dağlar ülkesi sayılan İsviçre dünyanın en güzel küçük kasabalarına sahip...
 
Ve yapılaşmasıyla doğal yapıyı ve çevreyi ise asla bozmuyor...
 
Biz ise sürekli ezber bozuyoruz ya!
 
***
 
İnterlaken’de bulunan Eiger ve Jungfrau Dağı ise görülmeye değer...
 
Jungfrau Dağı’nın zirvesine çıkabilmek için dört farklı trene biniyoruz ve iki saatte dağların içinden zirveye çıkıyoruz.
 
İstanbul’un ise her yerinden Taksim Dağı’na yani tepesine çıkmak iki saat!
 
Ve Batı ülkelerine her gelişimizde İstanbul’un ne zaman bu imkanlara kavuşacağını merak ediyoruz ama galiba bir kaç nesili gömeceğine de garanti veriyoruz!
 
Bizim kuşaklar biraz zor görecek o günleri...
 
***
 
Son on beş yıldaki yatırımları bir tarafa bırakıp, son bin yılı düşünelim... Diyebiliriz ki, dünyada en büyük ihmale uğramış şehir İstanbul’dur!
 
Bizans ve Osmanlı bile ömrünü sur içerisinde geçirmiş...
 
Boğazın iki yakasını dahi ilk defa Demirel buluşturmuş!
 
Ve ikinci defa Özal...
 
Marmaray tüp geçitiyle Erdoğan ve üçüncü köprüyle de yine Erdoğan kentin iki yakasını üçüncü defa buluşturmak üzere...
 
Bin yıllık bir şehir ve sadece üç köprü!
 
Ve bir tüp geçit...
 
Son yüzyıldan beri boşlukta gezinip çene çalarak siyaset yaptıkların söyleyen muhalefetin ömrü de Ha-Vet’le geçmiş!
 
Her yıl on km ray döşenseydi yüzyılda bin km ederdi ve bugün İstanbul’un trafik derdi olmazdı...
 
Asıl, yüzyıllık yalnızlık budur işte...