Gazetevatan.com » Yazarlar » Hadi gülümse biraz!

Hadi gülümse biraz!

26 Eylül 2015 Cumartesi


Kurban Bayramı’nda felaketler yüzünden yine gülemedik. Gülümsemeye hasret kalmışlar gibiyiz.
 
Nereden başlasak;
 
- İnsanları her geçen gün biraz daha delileştiren İstanbul’un trafik teröründen mi...
 
- Yoksa 30 yıldan beri Güneydoğu’da süren terörden mi... İhanetlerden mi... Şehitlerimizin hikayelerinden mi...
 
- Küçük bir depremde dahi yıkıntıların arasında kalanlardan mı...
 
- Her bayram veya başka bir tatilde ‘uzun yol sürücüsüymüş’  gibi çılgınca yollara düşen insanlarımızın trafik kazalarında ölüp gidişlerinden mi...
 
- Kasaplığa soyunup kurban keseyim derken kendisini kesen 4.150 kişiden mi...
 
- Vinç kazasının daha şokunu atlatmadan şeytan taşlamaya giderken Suudilerin yüz yıldan beri yönetim ve organizasyon beceriksizliği, sorumsuzlukları ve velveleci halleri yüzünden 850 kişinin birbirini ezerek öldürüşünden mi...
 
- Üç saat yağmur yağınca altını yapmadan üstünü imara açan ve ranta yenik düşen sistemsizliğin sonucu diyebileceğimiz Bodrum’daki sel felaketinden mi...
 
- Suriyeli göçmenlerin ülkemizde ve Avrupa yollarında yaşadıkları sayısız dramdan mı...
 
***
 
Nereden başlasak ki;
 
- İstanbul’daki trafik teröründen mi...
 
- Bir günde dört saat araç kullanıp işe giden ve eve dönmeye çalışanların ayda en az 100 saat ve yılda 1200 saat trafikte kalışından mı...
 
- Ve 1200 saatin 50 gün ettiğinden mi... İnsanların her sabah işyerine vardığında öfke dağına dönüşlerini mi ve her akşam eve vardıklarında öfkeyle sofraya oturuşlarından mı...
 
- Büyükşehirlerde cinayetlerin, boşanmaların, hırsızlıkların, soygunların, fuhuşun, alkol tüketiminin ve neredeyse her köşe başında bir ağaç gibi dikilen AVM’lerin artışından mı...
 
n Bir yandan fukaralığın artışından dert yanan kalabalıklardan mı..,
 
- Diğer yandan neredeyse günde üç öğün kafelerde, lokantalarda yemek yiyen kalabalıklardan mı...
 
- Mağazalarda çılgınlar gibi alış veriş edenlerden mi...
 
- Kentlerimizin üstü her geçen gün biraz daha gökdelenlere ve toplu konutlara açılırken, yolların hep aynı kalışından mı...
 
***
 
Ve nereden başlayacağımızı bilemiyoruz ama bu gidişle insanlar ya büyükşehirlerde delirecek, ya isyan edecek ya da hemen herkes alıp başını köylere, kasabalara gidecek! Saydıklarımız sadece dertlerin bir kaç bilinen başlığı...
 
Bir haftadır Paris’teyiz...
 
O kadar yorulmuşuz ki, başımızı alıp yine uzaklara gidince biraz kendimize geleceğimizi sandık ama yanılmışız!
 
Saat başı aldığımız haberler yüzünden yüreğimizde acıyla dolaştık.
 
Devleti ve sistemi yönetenlerin hepsi dahil, Paris, Londra, Moskova ve San Petersburg, Viyana, Zürih gibi kentlere hiç gitmiyorlar mı?
 
Kentlerin altının adeta örümcek ağına dönüşen metro hatlarını görmüyorlar mı? Uçsuz bucaksız şehir içindeki parkları, müzeleri, tiyatroları, sinemaları, caddeleri, sokakları, estetik harikası binaları görmüyorlar mı?
 
32 yıldan beri bu kentleri gezdikçe ben utanıyorum ve kendi kendime diyorum ki, öyle hayali projeler peşinde koşmaya gerek yok, keşke sadece gördüklerinin resmini çekip döndüklerinde kendi şehirlerinde uygulayabilecek bir zekaya sahip olabilselerdi!
 
***
 
Bunca deliliğin, sorumsuzluğun, estetik kaygısından uzak yaşayanların ve insanlığa dair ne kadar duygu, fikir varsa hepsinin bin menzil ötesinde gezinenlerin yaşadığı kentlerde adam gibi ‘adam gibi adam olabilmek, kalabilmek’ ve delirmemek için robot olmak gerek!
 
Hadi gel de gülümse biraz?
 
Bir bayram daha gülümseyemeden geçip gitti...
 
Ve adeta hepimiz ‘kurbanlık bir koyun gibi’ yaşamaktayız, ölmekteyiz!