Gazetevatan.com » Yazarlar » Kan ve duvarlar

Kan ve duvarlar

22 Ağustos 2015 Cumartesi


“Aslanlar kendi tarihini yazana kadar hep avcılar methedilirmiş!” Sözündeki gerçeği artık hayatın her alanına sirayet etmiş.

50 yıldan beri “terörle mücadele azim ve kararlılıkla sürüyor” masalı anlatılırken teröristlerin kahramanlaştırıldığını fark eden olmadı.

Nasıl bir mücadele ise, mücadelenin sonunda PKK’nın elebaşı denilen adam neredeyse Mandela ilan edildi ve Nobel Barış ödülü dahi alabilecek bir noktaya getirildi.

“Yorgun demokrat” dahi denildi.

Mücadele eden ve şehit düşen asker, polis, bürokrat ve siyasetçilerin hemen hepsi unutuldu, itibarsızlaştırıldı, kalabalıkların arasına isimsiz bir adam gibi gönderildi ve sahipsizler mezarlığına sessizce defnedildi.

Efsaneleştirilen teröristlerin ve elebaşlarının posterleri ise kentlerin duvarlarına asıldı.

Şivan Perver ve benzeri daha nice ‘türkücü’ geçinenlerin isyana davet eden şarkılarındaki ihanet büyük bir masal gibi söylendi.

***

Bizler ve şehit düşenlerin anaları ağladıkça, terörle mücadele azim ve kararlılıkla sürdükçe, ne gariptir ki terör örgütü büyüdü, büyüdükçe ‘sayın’ ünvanına kavuştu ve siyasallaştırıldı ve terörü destekleyen dış ülkeler nezdinde de saygınlaştırıldı!

Bu nasıl bir mücadeledir ki, devlet ve millet kaybederken 50 yıldan beri hep terör kazandı?

Bir yerlerde yanlış yapılıyordu...

Lakin, yanlış ya bulunamıyor ya da bulunmak istenmiyordu.

***

Dağlarımız yine duman altında.

Bir günde 12 Mehmetçik kendi topraklarında şehit düşüyor.

Kördüğüm misali bir çözülüyor ve bir düğümleniyor!

Bir yerlerde büyük bir yanlışlık yapılıyor diyerek yıllardan beri bağırıyoruz.

Bağırdıkça liderlerin etrafını ve devletin içini zehirli sarmaşık gibi saran dalkavuk kadrolar, kalemşörler, dümenciler bizler gibi olanları; statükocu, askerci, savaşçı, derin devletçi, değişime direnç gösterenlerci, gerici, eskici iftirasında bulundular.

Ağaçlar gibi doğru durdukça baltalar, belalar, iftiralar, itibarsızlaştırmalar, pusular hayatımızın bir parçası oldu.

Kandil Dağı’nı su yoluna çeviren gazeteci bozuntuları ise hemen her gün farklı bir eşkiya başını kütüphane önüne oturtup röportajlar yaparak dağdan ince mesajlar vererek inci düzenler ise barışçı, çözümcü, medeni ve akil adam oldu.

***

Güneydoğu’daki terörün suçunu devlete yıkmak için efsaneleştirdikleri dramalarla ülkenin temeline her gün milyonlarca mayın döşeyen gazeteci, sanatçı ve aydın geçinenleri biz fark ediyorduk.

Lakin, devlet, siyaset ve istihbarat kuruluşları uyumaya ve kağıt üzerinde hayali analizler yaparak günü kurtarmaya devam ediyorlardı.

Aldırmadık, biliyorduk ki yüreğimizde ve aklımızda tilkiler gezmiyor.

Fark edilmeyen sürecin buraya geleceğini de görüyorduk.

Geçmişin tarihi zaferlerini anlatarak düşmanı tarif ettiğini zannedenler aldanıyordu!

Düşmanların oyunlarını yazabilseydi daha iyi bir yol izlemiş olacaktı.

***

“Etrafımız düşman” diyerek uyaranların sözlerine gülen ve küçümseyenlere birinci dünya savaşını hatırlatıyorduk.

Ve Kurtuluş Savaşını...

Yedi düvelin ordularının Çanakkale, Hatay, Maraş, Antep, Urfa, İzmir, Afyon ve Kütahya’ya turist olarak gezmeye gelmediklerini. Yüzyıllık bu gerçeğin ne çabuk unutulduğunu da anlamakta zorlanıyorduk.

Kan ve duvarlar arasına sıkışan bir ülke olmaktan artık çıkmalıyız. Mehmetçiklerin Masallarını yazan kimse yok, farkında mıyız?

Bakalım, demirden ve taştan bir yüreğe sahip Selahattin sazıyla ne çalıp söyleyecek?

Ve kimler dinleyecek!