Gazetevatan.com » Yazarlar » Yurdunu kaybedenler...

Yurdunu kaybedenler...

24 Haziran 2015 Çarşamba


Kolay değil, insanın; evini, toprağını, doğup büyüdüğü ve büyüyemediği yurdunu, dahası “geleceğini” bırakıp da meçhule yürümek...

Ve sınır boylarında tel örgülere dayanıp kendini ve çocuklarını kurtarabilmeyi kim ister ki? Kadınların, perişan olmuş annelerin ve kahrolmuş babaların kucaklarında çaresiz ve korkarak etrafına bakarak ağlayan çocukların fotoğraflarına kimin yüreği dayanabilir ki?

Ve her şey yangın yerine dönmüş...

İnsan isyan edercesine hayata küsüyor...

İslam dini böylesine bir zulüm, işkence ile zaferi kimden bekliyor olabilir ki!

Allah’ın lanetlediği ve günahtan saydığı vahşetten ibaret bir zafere ihtiyacı olduğuna dair bir emri olduğunu kim söylüyor ki?

***

Mardin’e kadar getirilen Angelina Jolie’ye yaşanan dramı gösteren BM, nihayet itiraf ediyor;

- Mültecilere en çok Türkiye yardım ediyor!

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise Suriyeli mültecilerin Türkiye’ye maliyetinin 6 milyar dolar olduğunu açıklıyor!

Böylesine bir rakam kimseye bir şey ifade etmiyor galiba!

O halde biz hatırlatalım.

2001 yılında bir ülkeyi IMF’in kucağına düşüren paranın miktarı bu kadardı...

Ve bugün gelinen nokta, sadece mültecilerin maliyeti 6 milyar dolar...

***

Esed gibi diktatör liderlerin “çakaldan” bir farkı yok...

Bu fotoğraflara bakıp da hala koltuklarında oturarak vahşeti seyreden sosyalist, demokrat ya da kim olursa olsun diktatörlerden farklı bir tarafı yok!

Bu tarz liderlerin kafalarında, ruhlarında bir bozukluk olduğuna inanmaya başlıyoruz.

Merhamet nedir bilmeyen, vicdansız bir yürek taşıyan kafalardan uzak durmak gerekiyor.

Ne acıdır ki, BM gibi bir organize kuruluş bu “marazi” adamları ayıklayacak ve sistemin dışına itecek bir güce sahip değil...

Delilerin idare ettiği bir dünya gittikçe büyük bir felaketin eşiğine sürükleniyor...

Pablo Neruda gibi haykırırcasına;

“bilmiyorduk sizin olduğunu her şeyin, bardakların, iskemlelerin, yatakların, aynaların sizin!”

Ve bu satırlara “toprakların, dağların, nehirlerin daha önemlisi insanların sizin olduğunu bilmiyorduk” diye eklemek geliyor...

***

Ve insanın Ahmed Arif’in isyan dolu şu satırlarını dünyanın yüzüne haykırası geliyor;

“Yürü üstüne üstüne, tükür yüzüne celladın, fırsatçının, fesatçının, hayının...”

Yüzbinlerce masum kadını, çocuğu ve babayı sınır kapılarına sürükleyen zihniyetten hesap soramayan BM, bölgeye bir film yıldızı getiriyor...

Ve yaşanan bu vahşete, zulüme sessiz kalıyor...

Oysa, hudut boylarında yüzbinlerce yıldız kaydı... Birleşemeyen Milletler Teşkilatnın bu dramın filmini çekecek gücü var mı?

Bu “Suriyeli” insanların Türkiye’den başka kimsesi yok!

Binlerce katilin ve gözü dönmüş caninin ellerindeki silahları kim veriyor?

Ve kurşunları...

BM bu soruyu soramıyor!

***

Türkiye’deki Batı sevdalısı yürekler ise “Suriyeli” diyerek büyük bir vahşeti küçümsüyor...

Müslüman kimliklerinden dolayı aşağılıyor...

Ukrayna’dan sınır boylarımıza “mini etekli” kadınlar gelip dayansaydı herhalde dayananların sayısının belki de yüz katı karşılayan çıkardı...

Ve Ahmet Erhan’ın şu satırları düşüyor aklımıza...

“Yalnızlık, yalnızlık

Bir kez olsun kuğuların türküsünü

Tersinden söyleyeyim

Ölümse ölüm

Yaşamsa yaşam

Ayna hep ayna ayna...”

Firavunların at koşturduğu, ferman yazdığı ve “eşkiyanın dünyaya hükümdar” olduğu bir çağda yaşamaktansa ölmekten daha güzel ne olabilir ki!