Gazetevatan.com » Yazarlar » Keyfiyet hukuku...

Keyfiyet hukuku...

03 Ocak 2015 Cumartesi


Yeni yılın ilk önemli gündem maddesi; 4 eski Bakan’ın Yüce Divan’a gönderilip gönderilmeyeceği... Ve kamuoyunun adeta kilitlendiği komisyondan nasıl bir kararın çıkacağı merak konusu.
 
“Delilden suçluya gidilirse” ve “iddia makamları suçu ispat etmekle sorumlu kılınırsa” adalet  yerini bulur... Oysa, hukuk; birilerinin elinde “kızılcık sopası” olarak kullanıldığı günden beri “adalet” çok uzak bir yerlere savrulmuştu.
 
Bu yüzden “hukuka” hiç güvenemedik.
 
*
 
Bu ülkede herşey çok değişti ama hukuk değişmedi. Değişmeyecek de...
 
TBMM 30 yıldan beri yasaları değiştiriyor ama mağduriyetleri yazsak buradan Fizan’a kadar yol olur... Çünkü, Hayır ve Evet’ i içinde saklı tutan Ha-Vet stratejisi üzerine kurulu bir Anayasa ve Kanunlar var. Haliyle ya sizi yargılayanın insafıyla ya da kendi stratejinizle o kör kuyudan çıkmaya mahkumsunuz...
 
Çoğu zaman istikbaliniz, cüzdanla vicdan arasında bir yere saklı.
 
Yani, istendiğinde yasanın “d” bendine göre beraat, istenmediğinde aynı yasanın “e” bendine göre müebbet...
 
Böyle hukuk olur mu? Oluyor işte...
 
*
 
Haklarında 70 bin yıl hapis cezası talep edilen nice saygın insanlarla ilgili sayfalarca iddianame okuduk. 3 yıl cezaevinde tutulan insanların işini ve şirketlerini kaybettikten sonra davalarının beraatle sonuçlandığına da şahit olduk.
 
O zaman da yargıçlara; 70 bin yıl fire verir verir de, beraatle sonuçlanır mı? Şimdi adil karar verdiğinize kim ve niçin inansın? Diye sorduk.
 
Sorularımız o günden beri askıda duruyor!
 
*
 
30 yıllık meslek hayatımızda her büyük operasyonun ardında daima bir büyük hesaplaşmanın olduğuna ve bumerang usülü geri dönüşüne de şahit olduk...
 
Ergenekon, Balyoz, Şike operasyonlarının ardındaki gizli hesaplaşmanın bütün ayrıntılarını, ne yapmak istediklerini ve dış uzantılarına kadar herşeyi biliyorduk... Bilmiyorum diyen yalan söyler. Ve biz başkaları gibi şimdi değil, daha operasyon başlar başlamaz, feryad edercesine ekranlarda söyledik ve yazdık...
 
Neylersiniz ki; dalkavuk, hafiye tipli, tüccar ve herşeyin uzmanı olan gazeteci ve yazar geçinen tipler en ön safları işgal etmiş.
 
Ne oldu şimdi?
 
Kovulması ve sopalanması gereken bu yüzsüz ve tellal tipler yine revaçta.
 
Bu tayfanın kıvırmalarına dansözler dahi yetişemez.
 
*
 
Bu yüzden, kimin neye inandığı beni ilgilendirmiyor ama neyin doğru olduğu hepimizi ilgilendiriyor! Çünkü, yalan bir kafir sözüdür... Kimse kimseye yalan söylemesin...
 
Yassıada Mahkemelerinin “Sanıkların idamına şahitlerin bilahare dinlenilmesine karar” verdiği günden beri hukuk, birilerinin elinde kızılcık sopasıdır...
 
Genelkurmay’ın paşalarını, “paşa paşa” içeri tıkan Kahraman Savcı ve Hakimlerin vardığı noktayı üç gün önce gördük... Kimin elinin kimin cebinde olduğunu da...
 
Şimdi, bu hukuka kim niye güvensin!
 
4 bakan Yüce Divan’a niye gitsin ki?
 
Öyle değilse; HSYK, Yargıtay, Danıştay neden değişiyor?
 
O Yüce Divan değil miydi ki, bu ülkede 6 yıl hukuk katliamını izledikten sonra aklını başına getiren...
 
***
 
Ya medya, gittikçe Komedya oldu... Altı yıl boyunca attıkları manşetleri ve yazıları nereye sokacaklar merak ediyorum! Mahşerde bunların da hesabı elbette sorulacaktır.
 
4 Bakanı da yaklaşık yirmi yıldan beri tanıyorum. Lakin, sözümüz AK Parti kurmaylarına. Büyük bir çelişkinin psikolojik eşiğinde beklediklerini bilmelidirler. Yüce Divan’a 4 Bakanı gönderdiklerinde; 17-25 Aralık operasyonlarının hükümete karşı bir darbe teşebbüsü, algı operasyonu, dış oyun, küresel güçler, baronlar, lobiler, hainler ve paralel çetenin tezgahı artık diyemezler.
 
Montaj diyemez... Yalan, iftira diyemezler. Doğrulamış olurlar bütün iddiaları.
 
Değiştirdikleri, güvenmedikleri yargıya 4 Bakan’ı gönderdiklerinde güveniyorlar demektir,  peki yarın AK Parti’ yi kapatmaya kalkıştıklarında ne diyecekler?
 
Velhasılı, öyle “kol kesmekle” mesele bitmiyor. Keserlerse, yarın herkes bir kol borçlanır o Yüce Divan’a...
 
Kesilen kol da yerine gelmez!
 
***
 
Çünkü, yasaların hiçbir maddesi birilerinin hasedini, kinini, nefretini, kazanma hırsını aşamıyor... Ve bizleri bu kötülüklerden koruyamıyor! Adeta, herkes dayanma gücünün son noktasında. Asıl bu keyfi zihniyetin sıfırlanması gerekiyor.
 
Ve o sıfırlanmadan sonra  “Adalet” demek artık kolay...