Gazetevatan.com » Yazarlar » Silahlara fısıldayanlar...

Silahlara fısıldayanlar...

11 Ekim 2014 Cumartesi


Birileri, yüzyıllık yalnızlığımıza nokta koyup bizi bitirmek istiyor... Savaşları, kavgaları körüklüyor...

Birileri ise sürekli virgül atarak silahlara fısıldıyor... Ortadoğu insanının yakın geçmişi yıkıntı çiçeklerinden oluşan büyük bir çöplüğe benziyor...

Dünyanın en kötü hayatlarının yaşandığı bir coğrafya haline dönüşmesi için yüzyıldan beri verilen uğraşın sonuna geliniyor...

Osmanlı Devleti'nin coğrafyadan sürgün edildiği, hançerlendiği günden beri,  geçmişinden ve kendisinden habersizce büyüyen bir kalabalığın varacağı yer burasıydı...

“Bir yanı bahar bahçe” olan dünyanın diğer bir yanını silahlarla kana boyayanlar yüzyıldan beri bölgede; şiddete, baskıya, muhaberata ve diktatör liderlere dayalı güvenlik rejimlerinin yetiştirdiği kalabalıklardan istediği buydu, kontrolsüzlük...

***

Büyük bir duvarın ardında baskı rejimleriyle öfkeli büyük bir kalabalığa kavuşunca 'demokrasi' adı altında Arap Baharı senaryosu devreye sokuldu...

Ve ardından o kalabalıkları terörize edecek hareketler örgütlendi...

Artık, kimin eli kimin cebinde belli değil...

Kaç devletin, kaç istihbaratın oralarda ne oyunlar oynadığını kimse bilemiyor...

Kurşunlarla oynanan bir satranç tahtasına dönüştürülen coğrafya; ırk, mezhep ve aşiretlerin çatışmalarından besleniyor...

***

Arapça'nın yaşayan büyük şairlerinden sayılan ve sağduyu çıkışlarıyla bilinen “kaçaktır yurdumda yurdum” diyen Suriyeli şair Adonis, başlangıcında büyük heyacan duyduğu Arap Baharı'nın geldiği noktayı görünce temkinli bir noktaya sürüklendiğini söylediğinde herkes kendisine gülüyordu...

Guardian Gazetesi'ne verdiği röportajında diyor ki;

“İlk defa Araplar batıyı taklit etmiyor... Ancak buna rağmen baharın meyvesini yiyenler tüccarlar ve Amerikalılar oldu”

Askeri diktatörlüklerin düşünceyi kontrol ettiğini belirten Adonis, “Batı illa Arapları kurtarmak istiyorsa, o zaman Filistinlilerle başlasın. 50 yıldan beri sistematik bir şekilde bastırılan ve imha edilen bu halk için bir şeyler yapsın... Bu konuda ikiyüzlülük yapılmamalı.”

Ve dış müdahale isteyerek mücadele olmaz diyen Adonis noktayı koyuyor;

- Arap dünyası bana göre kayıp!

***

Paris'te yaşayan Adonis'in bir çok fikrine katılmamakla birlikte başlayan sürecin nerede biteceğine dair öngördüğü düşüncelerine de katılmamak mümkün değil...

Mesele daha derin...

Biraz düşünmek lazım...

Ve Kudüs, Bağdat, Şam, Halep, Musul, Kerkük  ilim ve bilim diyarları iken bugün geldiği noktaya bakıp ağlamak lazım...

Gözyaşını bedenin kaybettiği savaşa, yoksulluğu yeryüzü üzerinde hareket eden mezara benzeten Adonis'e, o coğrafyayı bu hale kimler getirdi? Sorusunu sormak lazım...

Sorabilmek için tarihe bakmak lazım... Tarihi de kör bir davulcuya benzeten Adonis'e, o gözleri kim kör etti? Diye hatırlatmak lazım...

Aç, susuz ve cahil bırakılan büyük bir halkın tek sermayesi silah ve örgütlerin sığınaklarına sığınma zorunluluğu altında silahların gölgesinde büyüyen, kalemin ve defterin çok uzağında gezinen çocuklar, yüzyıldan beri öfke ile besleniyor...

“Kollarında bir güneş ölür” diyen Adonis'e, insanların kucağında kendi çocukları öldüğünün resimlerini bir daha göstermek lazım...

Çölün yalnızlığında ilerleyen yüzyıllık yalnızlığa terk edilmiş o kalabalıklar, her gün başkalarının yerine ağlıyor, mutluluklardan uzak...

Adonis soruyor;

-Nedir mutluluk?

Dilin kıyısındaki bir mezarlıkta

Mezar taşı...

***

Silahlara fısıldayan adamlar yine büyük bir sahnenin arkasında...

Ve önünde insanlar katlediliyor...

Savaşı bize taşımak isteyenler bizi bataklığa çekmek istiyor...

Ve içimizi yakıyor...