Gazetevatan.com » Yazarlar » Göç çocukları

Göç çocukları

27 Eylül 2014 Cumartesi


Yüzlerce kişi sınır tellerini yıkıp Kobani’ye geçti. 1 saat sonra dönmek istediler Günlük yaşanan hayatın telaşında o kadar çok şeyler kaçırıyoruz ki... Yaşadığımız çağdaki savaşların sonuçlarını bazen bir fotoğraf yeterince bizlere anlatıyor...
 
Ve o bir fotoğraf isyan edercesine bütün insanlığa haykırıyor... Lakin, öyle bir çağda yaşıyoruz ki; günümüz insanının yüreğini, aklını, vicdanını hareketlendirmeye bazan bir fotoğraf değil milyonlarca görüntü yetmiyor...
 
PR ajanslarının devreye girmesi, sosyal medyadaki paylaşım ratinginin zirvelerde olması gerekiyor... Uluslararası medya kuruluşlarında gündeme getirilmesi, kısaca dramın sanatlaştırılması, reklamlaştırılması veya büyük bir kampanyaya dönüştürülmesi şartı ilk sıraya yerleşiyor...
 
Hollywood sektörünün beyaz perdeye, televizyonların renkli camlara ve tiyatro oyunlarına yansıt  ması gerekiyor...
 
Yoksa, yoksunuz...
 
Hikayenizin değer kazanabilmesi için güçlerin değerlendirmesi şart... Ne acıdır ki, yüzyıllar öncesinin savaşlarını, göçlerini, dramlarını renkli camlara dizi, beyaz perdeye film diyerek pazarlayıp milyarlarca dolar para kazananlar, günümüzdeki savaşlara, sonuçlarına seyirci kalıyor...
 
***
 
Geçen Çarşamba günü Milliyet’in birinci sayfasında Burcu Ünal’ın “Krizden istifade her şeye zam” haberi ve AFP’den Bülent Kılıç’ın fotoğrafı yaşadığımız çağın içine düştüğü buhranı özetliyor...
 
Kobani’den gelen ve sayıları 140 bini bulan Suriyeli Kürt, Arap, Türkmen ve daha başka ırklara mensup insanlar sınır boylarında büyük bir dram yaşıyor...
 
Şanlıurfa’nın Suruç ilçesine kurulan açık hava göçmen kamplarına bir battaniye ile varmayı başaranlar; evini, ülkesini terk etmiş ve canını zor bela kurtarabilmiş kadın ve çocukların dramına dair fotoğraflara bakıldığında her şeyi daha iyi anlaşılıyor...
 
Kırmızı pantolon ve kırmızı kazaklı sarı saçlı küçük kızın korkusunu, gözyaşlarını, acısını- dostça bir dokunuşla bitirmeye çalışan Türk polisinin şefkatini- bir fotoğrafla yaşadığı çağın tanığı olan Bülent Kılıç’a teşekkürler...
 
Ve Suruç’taki esnafın fırsattan istifade fiyatları artıran toptancılardan şikayetini gündeme taşıyarak yetkililerin dikkatini çeken Burcu Ünal’a da teşekkürler...
 
Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk’un polise taş atan fotoğrafı ise insanı çileden çıkartıyor... O duygusal sahnelerin üzerine adeta çimento döküyor...
 
Başbakan Davutoğlu’nun “vicdanımızı taşlamayın” sözünü hatırlatarak diyoruz ki, bırakın da o fotoğraflara bakıp biraz düşünelim, ağlayalım ve ellerimizi uzatalım...
 
***
 
Yine, geçen Çarşamba günü Vatan Gazetesi’nin birinci sayfasında ‘40 bin planı’ başlığıyla yayınlanan haber ve fotoğraflar; yaşadığımız çağın merhametsizliğini, savaşların çirkin yüzünü ve sonuçlarını o kadar güzel anlatıyordu ki...
 
Ve iç sayfada mavi kazaklı bir çocuk, kucağında küçük kız kardeşini taşıyor... Sarı saçlı, pembe kazaklı ve ayakları çıplak küçük kız çocuğu uyuyor... Kardeşini kucağında taşıyan çocuk ise oldukça düşünceli...
 
Ve tedirgin...
 
Arkalarında ise ellerinde battaniye ile yürüyen anneler... Ve çocuklar... 70 kilometre yürüyen kadın ve çocuklar sınırı geçtikten sonra oturup ağlıyor...
 
Vatan Genel Yayın Yönetmeni İsmail Yuvacan ve ekibine teşekkürler...
 
Ellerini kana bulaştıran erkekler ise insan öldürmeye devam ediyor... Erkekler; coğrafyayı ve dünyayı kana boyarken, o kadınlar ve çocuklar  büyük bir acının kucağına itilmiş...
 
***
 
Kara kış kapıda bekliyor... Şehirler boşaltılmış ve binlerce insan doğdukları yerde yaşayamadan, büyüyemeden ve ölemeden göç edip gelmiş...
 
Yüz binlerce kadın ve çocuk, yurdunu kaybetmiş adam durumuna düşmüş... “Tanı bunları, tanı da büyü” diyen Ahmed Arif’in mısralarını hatırladıkça, ekmeğe, toprağa göz koyan engerekler ve çıyanları daha iyi tanıyabiliyor...
 
Yazık, o göç çocuklarına, kadınlarına...
 
***
 
Adı; Ortadoğu...
 
Lakin, hiç bir şeyin ortasını bulamayan ve her şeyi uç noktalarda yaşayan, vahşetin ortasında kalan büyük bir kalabalık, insanlık ve merhamet bekliyor...
 
Sarı saçlı, elleri çamurlu, kırmızı kazaklı ve kırmızı pantolonlu o küçük kız çocuğunu hiç unutmayacağım, ve sizler de bakıp unutmayın...
 
Yüz binlerce çocuk ve kadın o göçün hikayesini ömrünün son nefesine kadar yüreğinde bir kurşun gibi taşıyacak...