Gazetevatan.com » Yazarlar » Eski Türkiye’den manzaralar

Eski Türkiye’den manzaralar

23 Ağustos 2014 Cumartesi


Eski ve Yeni Türkiye kavgaları sürüyor...

Bu kavga hayatın her alanında yaşanıyor ve bu durumdan kaçmak zordur...

Elbette, birileri gidecek ve birileri de gelecek...

Gidenler üzülmeyecek... Çünkü, bilecek biri gitti ki kendisi geldi... Gelenler de fazla sevinmeyecek... Çünkü, bilecek ki bir gün kendisi de gidecek!

Mesele, nasıl geldiğin ve nasıl gittiğin değil...

Asıl mesele; geldiğin ve gittiğin yerdeki duruşundur! Yeni’yi savunanlar bilmelidir ki, kendileri de bir gün eskiyecek! Eski’yi savunanlar da bilmelidir ki kendileri de gidenlere Eski demiş ve kendilerine Yeni demişti...

Kısaca, her giden Eski ve her gelen Yeni’dir...

***

TRT 1 kanalında Tanıklar ve Adnan Kahveci filmini izleyince Eski Türkiye günlerini hatırladım... Çünkü, o yıllar da Eski Türkiye günlerine başkaldırı gibi bir siyasi hareket çıkmıştı... Özal ve ANAP’tı... İhtilalden daha yeni çıkmış bir ülkenin çalkantılı yıllarıydı... Yani, Özal ve arkadaşları Yeni Türkiye diyordu...

Bunların başında da rahmetli Adnan Kahveci geliyordu...  Yüreğimde iz bırakan çok kişi var ama iki dostumu unutamıyorum...

Biri Adnan Kahveci...

Diğeri Vali Recep Yazıcıoğlu...

İkisi de trafik kazası geçirdi ve hayata veda etti... İkisinin de ölümünde şüpheler vardı... İkisi de sıra dışı adamlardı...

Kahveci o dönem Özal’ın emriyle yeni bir parti kurmanın hazırlıklarını yapıyordu... Bu da birileri için tehlike çanlarının çalmaya başlaması demekti...

Yazıcoğlu’da aykırı bir bürokrattı... Devletin eskimiş, köhnemiş, vicdan da yoksun, odağında vatandaşın olmadığı her kanuna ve kararnameye isyan ediyordu...

Denizli Valisi iken güya MİT Müsteşarı olmak için Ankara’ya gittiğine dair iddialar vardı... Ayrıca, Uranyum arama çalışmalarına bölgesinde direndiğinden dolayı kazanın gerçekleştirildiğine dair iddialar vardı ama her iki iddiayı da doğrulayan çıkmadı... Bu iki durum da birileri için tehlike çanlarının başlangıcı olabilirdi!

İkisi de Trabzon’un Köprübaşı ilçesine bağlı Yılmazlar köyündendi... Aynı ilkokulu okumuşlardı... Kahveci bir gün evinde bana okulun resimlerini göstermişti... Okul demeye bin şahit isterdi...

***

Adnan Kahveci Özal’ın danışmanı olduğunda  Ankara’dan İstanbul Kartal’daki evine daima trenle gelir giderdi... Maliye ve Gümrük Bakanı olduğunda da aynı tavrını sürdürdü...

Bir gün beni aradı, hafta sonu için evine davet etmişti... Kartal’da Neyzen Tevfik Caddesi’nde bir apartman adını vermişti...

Bir hafta sonu evine gitmiştim... Kapıyı kendisi açmıştı. İçeride büyük bir gürültü vardı... Marangozlar salonda çalışıyordu... O zamanlar ilk defa bir firma hazır ve pratik ofis ve ev mobilyaları üretimine başlamıştı...

Meğerse, tadilatı yapanlar aynı firmanın elamanlarıymış...

Evin salonu çalışma ofisine dönüştürülüyordu...  Duvarda geniş bir ayna... Önünde büyük bir çalışma masası ve bilgisayar montajı yapılmaktaydı...

Ben, eskimiş ve yeşil bir kadife kumaştan yapılmış koltuğa oturdum... Eşi Füsun hanım ve çocukları da evdeydi...

Adnan Bey yanıma oturup anlatmaya başladı;

- Oturduğun şu yeşil koltuğu bir yakınım yıllar önce kullanmam için vermişti... Şimdi onu yaptırıp kendisine geri göndereceğim... Yıllardır evde bir tadilat yaptıramadım... Şimdi gördüğün gibi salona el koydum ve kendime çalışma ofisi yaptırıyorum... Bu yüzden çok sevinçliyim...

Ve bu işte öncü olan firmaya yaptırdığını anlattıktan sonra;

- Bu firmanın sahibine hazır mobilya yapmasını ben söyledim... ABD’de gördüğümü anlattım onlar araştırdı ve bu işe başladı... Gördüğün gibi ülkenin sayılı markası oldu... Artık, marangozlarda aylarca bir koltuk, masa bekleme devri bitti gibi...

***

Kahveci yanlış bir anlaşılmanın önüne geçebilmek için sözlerine devam etti;

- Firma,  para almak istemedi... “Sizin verdiğiniz fikirle çok para kazandık, hediyemiz olsun” dediler... Lakin, kabul etmedim... İndiriminizi yapın gerisini ödeyeceğim dedim...

Kahveci’ye “Neden?” diye sorunca bana unutamadığım o sözünü söyledi;

- Sen, sen ol kimseden bedava bir şey alma... Çünkü ömrünün sonuna kadar ödesen dahi yine de “Sana şey vermiştim?” derler...

***

Recep Yazıcıoğlu ise Aydın’da Vali olarak görev yapıyordu... Aykırı duruşuyla Ankara’nın sürekli tepkisini çekiyordu... Aradan bir zaman sonra Erzincan’a tayini çıkartıldı... Orada da köprü kavgasıyla ülkenin gündemine oturdu... Bir gün Baş Başa programıma konuk olmak istediğini ve anlatacak çok şey olduğunu söyledi...

Programda öyle şeyler söylemişti ki... Tanıdığım, ezber bozan adamlardan biriydi... Demişti ki;

- Ben, başarısız bir Vali isem beni Aydın’dan sürüp  Erzincan’a neden gönderiyorsunuz? Erzincan sürgün yeri midir? Ya da Erzincanlı’nın suçu nedir?  Bugünkü mevzuata göre bir köye okul, sağlık ocağı yapmak mümkün değildir... Ben mevzuatın dışına çıkarak yaptırıyorum, görevi kötüye kullanmak suçundan soruşturmalar geçiriyorum... Bıkıp usandım ya!

Eski Türkiye’de böyle manzaralar ve böyle adamlar da vardı... Yeni Türkiye günlerine öyle kolay kavuşulmadı... Eskilerin çok emeği, mücadelesi var...

Rahat uyuyun Eski’ler...

Hoşgeldiniz Yeni’ler...