Gazetevatan.com » Yazarlar » Düşerken...

Düşerken...

30 Temmuz 2014 Çarşamba


Bir bayram daha geçip gitti...

Geçen bir ayın muhasebesini yapan var mı?

Türkiye’de dahi iftar sofralarına giden para 300 milyon lira...

Eski parayla 300 trilyon...

Lokantalardaki iftar sofralarından çöpe giden yemeklerle 1,5 milyon Suriyeli göçmen doyardı...

Lakin, onlar sokaklarda dilenmeye devam ediyor...

İftar sofraları, israf sofralarına dönüştü...

Afrika’ya gıda yardımları düzenleyen derneklere sesleniyorum; Suriyeliler insan değil miydi?

Molla Gürani demiş ki;

“Önünü görmeyenlerin öteleri görme hakkı yoktur!”

Övündüğümüz misafirperverlik bu muydu?

***

Bir bayram daha gelip geçti...

Kentler denize dökülmüş gibi...

İstanbul terk edilmiş bir diyara dönüşmüş sanki...

Anlayan var mı?

Bilinmez ama dünyayı yöneten ‘koca kafalı’ adamların bir şey anlamadığı kesin...

Durup düşünme vakitlerini şeytanlara ayıranlar, şeytani oyunlarına devam ediyor...

Kentlere bombalar yağarken geceler boyu, aşağıda bebekler ve çocuklar ölüyor...

Ve utanmadan, sıkılmadan ‘koca kafalı’ adamlar böbürlenerek savaşın bilançolarını açıklıyor...

İnsan öldürerek devleti yaşatma ve iktidarını uzatma oyunu asırlardan beri oynanıyor...

Oysa; kan bulaşan, ihanet karışan, zulümle ayakta durmaya çalışan her devlet ve her iktidar tarihin köhnemiş ve unutulmuş mezarlıklarında toprak olup çürüyor...

İbret alan var mı?

Düşerken dahi vicdanları sızlamıyor, kararmış yüreklerin sahipleri...

***

Ve ölüm, bir gün herkesi tahtından düşürecek...

Bu kaçınılmaz gerçek dahi kimseyi ürkütmüyorsa, aslında söylenecek ve yazılacak bir şey kalmamış demektir...

Saddam, darağacında dahi devlet başkanı edasıyla dünyaya meydan okuyordu...

“Bu bela benim başıma niye geldi?” Sorusunun muhasebesini yapmadığı belliydi... Sadece kendi başını değil, bir milletin başını büyük bir belaya soktu...

Bugün ölen her Iraklı bebeğin ve çocuğun hesabı Saddam ve onun gibi kara cahillerden sorulacak...

Ve dünyaya medeniyet pazarlayan ABD ve müttefiklerinden de bu vahşetin hesabı sorulacak!

Kaddafi, IŞİD, El Kaide, Taliban ve PKK’nın da bunlardan bir farkı yok...

Çünkü, insanlığın, Allah’ın kirli ve kanlı zaferlere ihtiyacı hiç yoktur...

***

Ölüm bütün zaferlerin üstündedir...

Ve onu mağlup edecek kimse yoktur...

Ama liderler ve etrafındakiler öldürerek yaşayabileceklerini zannediyor...

Ve defalarca Irak’a gittiğimde, Bağdat, Tıkrit, Kerbela, Musul, Kerkük, Necef ve Zaho ile Dohuk kentlerini gördüğümde büyük bir felaketin kapıda beklediğini ben görüyordum ama Saddam ve etrafındakiler görmüyordu...

Liderin etrafındaki kadrolar “düşmanlık” tesis ederek aslında kendi istikballerini koruyor ve iktidarlarını uzatıyorlardı...

Kudüs, Tel Aviv kentlerinde de aynı tablo geçerliydi...

400 bin devrim muhafızı ile övünen ve kendisini terk etmeyeceğini düşünen Saddam körden farksız biriydi... Çünkü, Amerikan askerlerini görünce kendisi gibi muhafızları da devrimin elbisesini çöplüğe atıp bir deliğe kaçmıştı...

Bu düşüş ve kaçış tablosundan kimse bir ders çıkartabildi mi?

Sanmıyorum...

***

Dünyayı fazla ciddiye alan devletler bir arada yaşamayı sanatlaştırmadıktan sonra daha çok kan akacak...

Ve dünya böyle yıkılacak...

Necip Fazıl bu yüzden demiş ki;

“Hayatı fazla ciddiye almayın, nasıl olsa içinden sağ çıkamayacaksınız!”

Bu kaçınılmaz gerçek kimseyi titremiyor...

Düşerken, pişmanlık fayda etmiyor...

Ve bir bayram daha gelip geçti...

Kana bulanarak...

İnsanlığımızdan utanmayarak!