Gazetevatan.com » Yazarlar » Karadeniz notları

Karadeniz notları

25 Haziran 2014 Çarşamba


Geçen hafta Başbakan Erdoğan’ın Karadeniz gezisindeydik... Rize, Artvin ve Trabzon’daki açılış ve mitingleri takip etme fırsatımız oldu...

Halk, “Cumhurbaşkanı kim olacak?” sorusuna hiç düşünmeden “Başbakan Erdoğan” diye cevap veriyordu...

Ve ardından da endişelerini sıralıyordu...

- Yukarı çıkmasında problem yok, mesele aşağıda kimin kalacağıdır!

***

Hemen herkesin kafasındaki düşünceler endişeye dönüştüğü zaman, geçmişte Özal ve Demirel’in yaşadıkları hatırlanıyor...

Olası bir uyumsuzluğun faturasını ödemekten korkan halk, özellikle yatırımların ve ekonomik istikrarın bozulmasından endişe ediyor...

Ve daha da önemlisi halk, Başbakan Erdoğan’ın Köşk’e çıkması halinde, Anayasa değişikliğinin yapılamaması gibi bir engelle karşılaşılması, yani, evdeki hesabın çarşıya uydurulamaması durumunda nelerin yaşanabileceğini tahmin dahi etmek istemiyor...

***

Ve geçici sürede Başbakan’ın kim olacağını, sonra AK Parti’nin olağanüstü genel kurul toplantısında Genel Başkan olarak kimin seçileceğini,  2015 genel seçimlerinde nasıl bir sonuç alınacağını düşünüyor...

Başbakan Erdoğan ise adeta bu endişeleri ileri süren herkese diyor ki;

- Kim ‘Ben olmazsam bu dava olmaz.’ diyorsa büyük bir kibir içindedir. Kim ‘Şu olmazsa dava olmaz.’diyorsa o da büyük bir yanılgının içindedir.

Evet, bizler bu sözlerin ne anlama geldiğini elbette biliyoruz... İnsan, Yaradana karşı bu şartı ileri sürdüğünde kibir ve yanılgı içine düşer diye düşünüyoruz...

Ve Başbakan Erdoğan’ın bu görüşü olması gerekenin tarifidir...

Ama mutlak öyle olacaktır diye bir beklentiye girmekte büyük yanılgılardan biridir... Çünkü, bu tarife uyabilecek insan kaç yılda bir geliyor ki bu ülkeye...

O halde biz de şu soruyu soralım;

- Osmanlı tahtına oturan herkesin ünvanı Osmanlı Padişahı idi... Dava aynı, amaç, hedef aynı idi... Ama o tahta oturan herkes Fatih, Kanuni, Yavuz olamadı... Niçin?

Elbette, dava kişiler üzerine inşa edilemez...

Lakin, kişilerin davayı inşa etmeye kalkışması ve yürütmesi daima aynı sonuçları doğurmaz...

***

İş dünyasında dahi aile şirketleri üç kuşak sonra ortadan kayboluyor... Hele, siyasete gelince sabah olur!

Özal, Köşk’e çıktığında da dava geçerliydi... Ama aşağıdakiler davayı sürdüremedi... Ve bugün ANAP, parti mezarlığında...

Demirel, Köşk’e çıktığında da dava geçerliydi... Ve bugün DYP, parti mezarlığında... Daha da ötesi Demirel, Köşk’te Cumhurbaşkanı olarak oturduğunda aşağıdaki siyasi iktidar Egebank’a el koymuş ve yeğen Murat Demirel’i iflasa götürmüş ve cezaevine göndermişti...

Ve Demirel bir şey yapamamıştı...

***

17 ve 25 Aralık’taki operasyonlarda Başbakan Erdoğan, Köşk’te olsaydı, acaba süreci değiştirebilir miydi?

Ve Başbakan Erdoğan dahi, ATV’deki canlı yayında operasyon sürecinde bir çok bakanın ve milletvekilinin suskun kalmasından, olayların seyircisi olmasından dolayı rahatsızlığını ifade etmişti...

Ve biz de bu suskunluğun ve korkaklığın şahidiydik...

Bekle, gör politikasını o süreçte kimlerin hayata geçirdiğini de biliyorduk...

***

Halk, kafasındaki bu sorulara net cevap bulamadığı için ısrarla diyor ki;

- Aynı koltuğa oturan herkesin de Erdoğan olması mümkün değil! Ve olmasını beklemek de büyük bir yanılgıdan ibarettir...

Gerçekten de bu örnekleri çoğaltmak mümkün...

Kısacası, en kötü senaryolara karşı olası bir plan, çözüm olarak masada yoksa problem var demektir... Ki mutlaka Başbakan Erdoğan bütün bu olası senaryoları düşünmüş ve tedbirlerini almıştır diye düşünüyoruz...

Seçilmiş olmak ayrı, seçilmişin seçtiği olmak daha ayrı bir farktır... Mesele bu farkı anlayabilmektir...

Özetle, son söz Başbakan Erdoğan’ın kafasında... Ve bu son sözü de Salı günkü grup toplantısında açıklayacak...

Bekleyip, göreceğiz...