Gazetevatan.com » Yazarlar » Küçük bir araba

Küçük bir araba

15 Nisan 2014 Salı


Sakıp Sabancı’nın ölümünün ardından 10 yıl geçmiş... Kendisi belki 20’ye yakın Baş Başa programıma katılmıştı...

Atlı Köşk’te, Sabancı Kuleleri’nde ve bir çoğunda da stüdyoya gelmişti...

Ve Sabancı ile her buluşmamızda merhum Tarık Buğra’yı hatırlıyordum... Çünkü, bir hayalini gerçekleştirmek için Sakıp Ağa’yı anlatan Patron adlı tiyatro eserini yazmıştı...

Yazdığından dolayı çok rahatsız edilmişti, çünkü ağır eleştiriler almıştı...

Ve rahmetli Buğra, eseri neden yazdığını ve hayalini anlattığında ise gözlerim ıslanmıştı...

***


94 yılında kaybettiğimiz Tarık Buğra; Küçük Ağa, Yalnızlar, İbişin Rüyası, Dünyanın En Pis Sokağı, Dönemeçte, Firavun İmanı, Akümülatörlü Radyo ve Osmancık, Gençliğim Eyvah, Yağmur Beklerken, Yarın Diye Bir Şey Yoktur, Yüzlerce Çiçek Birden Açtı eserlerini bırakıp da gitmişti...

Ve bir yanı ‘hüzün’, bir yanı ‘yanlış anlaşılmak’, diğer bir yanı günlük hayatın telaşı içerisinde ‘geçinebilmek’ derdiyle geçip giden Tarık Buğra’nın hayalini Sabancı’ya bir türlü söyleyememiştim...

***


Kadıköy’ün daracık bir sokağında tarihi Baylan Pastanesi’nin küçük bir masasında buluşmamız 1988 yılıydı...

İlk buluşmamız beş dakikada bitmiş, daha sonrakiler saatlerce sürmüştü...

Anatomisi yapılmayan birkaç dönemi kendisinden dinleyebilmek için yığınla soru sormuştum...

***


Amerikalı dram yazarı Arthur Miller kendisinin tiyatro eserlerini okumuş ve ülkesine davet ettiğinden bahsetmişti...

Tarık Buğra Amerika’ya gitmiş ve Miller’ın şatosunda bir hafta misafir olmuş... Bir gün şatonun bahçesinde akşam yemeğinde Miller, Tarık Buğra’ya demiş ki;

- Üstadım, sizin Boğaz manzarasının yanında bu yemeğin aslında bir anlamı dahi yok... Şimdi sizin yalının balkonunda akşam yemeği ne kadar da keyifli olurdu!

Tarık Buğra gülmüş ve demiş ki;

- Ben, Kadıköy’de 80 metrekarelik küçük bir evde hâlâ kiracıyım!

Miller, bir süre düşünmüş ve sormuş:

- Osmanlı, sanata ve sanatçıya çok büyük değer verirdi... Size ne oldu böyle?

Tarık Buğra, bir müddet sessiz kalmış ve sonra cevap vermiş:

- Biz de hâlâ anlamaya çalışıyoruz!

***


Ve 13 Nisan 2000...

Tarık Buğra’nın ölümünün üzerinden altı yıl geçmişti...

Patron adlı oyun Devlet Tiyatroları’nda sahnelenmişti...

Oyundan sonra verilen kokteylde ise tiyatro sanatçısı Ali Sürmeli sanat hayatı boyunca böyle bir kötü oyun görmediğini, bunun bir rezalet olduğunu söylemiş ve Sakıp Sabancı’nın önünde Kültür Bakanı İstemihan Talay’a bağırarak;

- Bu oyun bir tiyatro oyunu değildir. Ben bu oyunda oynamak istemiyorum. 25 yıllık devlet memuruyum, Bakan’ın dayatmasıyla bu oyunda oynadım!

Sakıp Sabancı ise, herkesin fikrini söylemekte hür olduğunu belirtmiş ve ‘demokratik bir ülkede yaşıyoruz’ diyebilmiş ama üzüntüsünü de yanına alıp götürmüştü...

***


Patron adlı eseri niye yazdığını ve hayalini Baylan Pastanesi’nin küçük arka bahçesinde anlatırken gözleri ıslanmıştı...

- Biliyor musun, ömrüm boyunca, küçük bir arabam olmasını hayal ettim... Belki de en büyük hayallerimden biriydi... Yağmurda ıslanmamak, karda üşümemek için... Sevdiklerimi o küçük arabaya alıp onları uzaklara götürebilmek için yazdım...

Farkında mısın, küçük bir arabaya sahip olamadan gideceğim gibi...

Ve gitti de!

Lakin, hiç kimse farkında değildi..