Mati’de yürekler alev alev

Damla Doğan ddogan@gazetevatan.com |  05 Ağustos 2018 Pazar - 2:30 | Son Güncelleme : 05 08 2018 - 2:30

Aradan bir haftadan uzun zaman geçti. Belki bu yüzden yaraların sarılmış olacağını, acının az da olsa geçmiş olacağını zannederek gittim Yunanistan’ın o küçük kasabasına. Meğer evler ve ağaçlar sönse de insanların yüreğindeki yangın henüz alev alevmiş.


Deniz kenarında bir aile. Beş kişi. En yakınları, 6’ncı fertleri bir hafta önce Atina’yı yakıp kavuran yangında can vermiş. Şimdi onu anmak için ellerinde bembeyaz güller var sadece. Onu kaybettikleri denizin sularına bırakıyorlar usulca. Gözyaşları serin sulara karıştıkça bir yerlerde o da hissediyordur diye düşünüyorlar. O, 21’inci yüzyılın en çok ölümlü orman yangınlarından birinde can veren 90’a yakın kişiden sadece biri. Onlarca yarım kalmış hikâye var geride. Evinin içinde sarılarak, denizde açıklarda, hatta başka kıyılarda bulunan cansız bedenler aslında o gün yaşananların vahametini de gözler önüne sermeye yetiyor de artıyor.

23 Temmuz’da Atina felaketi yaşadı
 
Birçoğu önce arabayla kaçmaya çalışmıştı. Ama duman yüzünden göz gözü görmüyordu. Bazıları alevler o arabaları yutunca can verdi. Şanslı olanlarsa arabaları terk edip dar, patika yollardan denize koştu bir umut. Kiminin kucağında çocuğu, kiminin alabildiği birkaç parça eşyasını koyduğu bavulu... Ama o yollar hep evlerin çitleri ya da duvarları ile kapalıydı. Aşamadılar bir türlü. İlerleyemediler. Kıyıya varabilenler ise saatlerce denizin içinde bekledi yardım gelsin diye. Fakat duman çok kuvvetliydi. Alevlerden kurtulsalar da o kapkara duman kapladı bu kez ciğerlerini. Baygınlık, kısa sürede boğulmalara neden oldu. 23 Temmuz 2018, Atina’nın kuzey batısındaki Mati’de tarihin kara kaplı defterine işte böyle geçti.
 
Mati’deki acı hala ilk günkü gibi taze
 
Aradan bir haftadan uzun zaman geçti. Belki bu yüzden yaraların sarılmış olacağını, acının az da olsa geçmiş olacağını zannederek gittim o küçük kasabaya. Ama buram buram yanık kokusu da, arada yağan yağmurlara rağmen ayakkabıları simsiyah yapan küller de hala olduğu gibi duruyormuş meğer. Evler ve ağaçlar sönse de insanların yüreğindeki yangın henüz alev alevmiş. İnsan anca gidince anlıyor. Daha varmamıza kilometreler varken yol kenarında yanmış ağaçları görmeye başlayınca yangının ne kadar geniş bir alana yayıldığını fark ediyoruz. Kasabada ise artık temizlik çalışmaları var. Evler onarılıyor, hasar tespiti yapılıyor. Ama yanan her ağacı kaldırmak aslında korkutucu. Çünkü hala onlarca kişi kayıp. Artık umutlar tüketmiş. Mucize beklenmiyor. Bu yüzden her hamle büyük bir tedirginlik, büyük itina ile atılıyor.
 
Kasabanın yarısı yanmış yarısı yeşil
 
Mati Yunanca göz demek. Atina’nın merkezine 40 kilometre uzaklıkta gözbebeği tatil merkezi aslında. İzmir’in Çeşme’si gibi bir nevi. Atina’da yaşayanların yazlık evleri var burada. 1960’larda henüz 4-5 yaşındayken ailesiyle Cihangir’deki evinden Atina’ya göç eden Lela da uzun uzun anlatıyor bize. “İstanbul’dayken Büyükada’da yazlığımız vardı,” diyor. Hepsini satıp Atina’ya yerleştiklerinde ise Mati’deki yazlık evlerini aldıklarını söylüyor. Lela’nın eşi bahçede yanan ağaçları keserken o da terasındaki külleri temizliyor özenle. O şanslılardan. Sadece bahçesindeki müştemilat evi yanmış. Birkaç yıl önce oğlu için yapmışlar orayı. “Çok üzüldük, ama o sırada oğlum da içinde olabilirdi,” diye avutuyor kendini. Evi ise sapasağlam. Aslında Mati’nin yarısı bu şekilde. Şiddetli rüzgârın yanı sıra ağaçlardaki kozalaklar tutuşup bomba gibi etrafa fırladığı için böyle hızlı yayılmış yangın. Tabii o kozalak kimin bahçesine düşerse orası kül olmuş. Yan yana duran iki evden biri enkaza dönmüş, diğeri pırıl pırıl. Mati’nin en ünlü 5 yıldızlı otelinde de ufacık bile hasar yok. Tüm o siyahlığın ortasında yemyeşil çimleri, pembe zakkumlu bahçesi ile rahatsız edici güzelliğiyle küllerin arasında parlıyor. Öyle ki yarısı yanmış, yarısı yemyeşil yapraklarıyla duran ağaçlar var.
Şükretseler de konuştuklarımızın gözünde acı, bir o kadar da isyan var. Sıcaklığın 40 dereceyi geçtiği 23 Temmuz günü 50’den fazla orman yangını çıkmıştı Yunanistan’da. Hükümet diğerlerine ekip göndermeyi tercih etti. Mati’deki yangının büyüklüğünü biraz geç fark etti. Şimdi seferberlik ilan edilmiş olsa da yetersiz. Etrafta göstermelik birkaç polis ve asker var. Kurdukları çadırda ihtiyacı olanlara su ve meyve suyu dağıtıyorlar. Yunan Savunma Bakanı Kammenos’a göre felaketin bu denli büyümesinin, insanların kaçamamasının en önemli nedeni kaçış yolları üzerindeki binalardı. Gidince gerçekten de fark etmemek mümkün değil.
 
 
Denize çıkan tüm yollar kapanmış
 
Sahil kasabası olsa da doğrudan denize inen çok az sayıda yol var. Onlar da dik ve patika. Denizi görebilmek için birçok villa sağlı, sollu karışık şekilde inşa edilmiş. Çoğu kaçak. Ama her seçim öncesi gelen imar barışı ile bu binalar resmi statü kazanmış. Daha sonra da bahçelerinin etrafını duvarlarla ya da çitlerle çevirmişler. Bu yüzden de denize inen yolları bulmakta biz bile zorlanıyoruz. Sonunda dik, toprak bir patikadan zar zor inmeye çalışıyoruz. İnsanların can havliyle o yollardan koştuklarını hayal etmek bile ürpertici. Yunanistan Başbakanı Çipras felaketin sorumluluğu üstlenmiş olabilir. Ama hala bu yangının nasıl bu kadar hızlı yayıldığı, neden daha erken müdahale edilmediği, bu kadar insana neden bölgeden tahliye uyarısı yapılmadığı soruları yanıtsız. Ancak her ne olursa olsun bu işin burada kalmayacağı belli. Geçen hafta yakınları ölen iki kişi hükümete dava açtı bile. Arakası da çok geçmeden gelecek gibi görünüyor.
 

ETİKETLER


YAZARLAR Prof. Dr. Halim Hattat Prof. Dr. Halim Hattat
Penisin de “hisleri” var!
Tülay Gürler Kurtuluş Tülay Gürler Kurtuluş
Bahara merhaba diyen kitaplar
Ahmet Örs Ahmet Örs
Sosu bağlamak gerek…
Türkan Hiçyılmaz Türkan Hiçyılmaz
Çocuğa baskı yapmak okula uyum sürecini uzatır
Dr. Yasemin Arslan Dt. Şule Arslan Dr. Yasemin Arslan Dt. Şule Arslan
Estetik dünyasında son gelişmeler
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta
Gıda intolerans testlerinin gerçek yüzü
Kürşad Zorlu Kürşad Zorlu
Bozkırda yeşeren başarı öyküsü…
Hasan Genç Hasan Genç
iPhone’larda Home tuşuna güle güle
Bahar Saygılı Bahar Saygılı
Federer’in şifreleri
Lütfü ÖZEL Lütfü ÖZEL
İşte karşınızda Selin Williams
Demet Sarova Demet Sarova
MasterChef’i sakın Ramsay görmesin!
Zeynep Kakınç Zeynep Kakınç
Bayram sofrasında büyük buluşma
Gül Yiğit Gül Yiğit
Mutlu ve başarılı insanların yaşam felsefesi
Güldeniz Ayral Güldeniz Ayral
Yeni jenerasyon modacılarımız
Murat Çelik Murat Çelik
İrlanda’nın ata sporu boks
Ayşe Kucuroğlu Ayşe Kucuroğlu
Ege’nin iki kardeş mutfağı buluştu
Ayşe Brav Ayşe Brav
Kınada şıklık yarışı
Berna Laçin Berna Laçin
Okullar açılırken veli dilekleri
Füsun Saka Füsun Saka
Tenten’den Birkin çantaya; Avrupa’yı Avrupa yapan değerler
Cem Ceminay Cem Ceminay
Çalıntı şarkıyı çalmışlar kopyasını yapmışlar
Teoman Hünal Teoman Hünal
Diyarbakır’ın eşsiz lezzetleri
Süha Derbent Süha Derbent
Yanı başınızdaki cennet Meis Adası
Tülay Gürler Kurtuluş Tülay Gürler Kurtuluş
Okunması gereken dünya klasikleri
Dr.Yasemin Bradley Dr.Yasemin Bradley
Sağlıklı oruç tutmanın yolları
Engin Akın Engin Akın
Korfu Adası'nda dalak dolması
Eylem Kaftan Eylem Kaftan
'Herkesin yarım kalmış hikayesi var'
Damla Doğan Damla Doğan
Aldırdığınız yağdan kök hücre üretiyorlar
Canan Tan Canan Tan
Şiddet mi, cinnet mi?
Güney Öztürk Güney Öztürk
21. yüzyılda ne ile karşı karşıyayız?
Barış Öztürk Barış Öztürk
75 yıllık efsane Jeep