Gazetevatan.com » Yazarlar » Milliyetçilik cevap üretemiyor mu?

Milliyetçilik cevap üretemiyor mu?

02 June 2018 Saturday


Geçtiğimiz gün KONDA araştırmanın “milliyetçi seçmen analizi” başlığı ile yansıyan değerlendirmesi kamuoyuna yansıdı. Başlıktaki bu iddia da onlara ait. Analizde ülkedeki toplumsal katmanların, bölgeler arasında dengelerin ve kimlik farklılaşmasının geldiği nokta sistemli bir şekilde ortaya konuluyor. Milliyetçiliğin, genel olarak siyasal partilerin geçirgenliğini de içinde barındıran seçim odaklı bir siyaset düzleminde irdelendiği görülüyor. Özetle MHP’nin ne kıyı şeridinin ne de Anadolu’nun (Orta Anadolu, Doğu ve Karadeniz’e doğru) isteklerini tam olarak yansıtmadığı belirtiliyor.

Ocak ayındaki ankete göre seçmenler milliyetçilik konusunda kendilerini 1’den 10’a kadar puanladıklarında ortalama “7” puana erişildiği görülüyor. Bunun en büyük sebebi milliyetçilik kavramının özü itibariyle geniş ve kapsayıcı olması. Farklı siyasal görüşe sahip olanlar onun farklı özelliklerini içselleştirerek “milliyetçiyim” diyebiliyor. Milliyetçiliğin kavramsal açıdan böyle geniş kesimlere inebilme gücü insanoğlunun “aitlik” ihtiyacının bir tezahürü.

Peki bu denli geniş bir seçmen kitlesinde sempati bulan milliyetçilik, oy verme davranışında milliyetçi olduğunu iddia eden parti ya da partilere neden yansımıyor?

Öncelikle modern devletle anılan milliyetçilik yaklaşımlarına kadar Türklerin devlet yaşamında milliyetçilik farklı söylem ve eylemlerle etkisini göstermiştir. Bizdeki milliyetçilik bir sanayileşme ürünü olmayıp Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren devlet eliyle ve imkanlarıyla inşa edilmeye çalışılmıştır. Süreç içerisinde 3 önemli kırılma yaşamıştır. Atatürk sonrası kırılma, 1944 olayları ile yaşanan kırılma ve 1980 sonrası bizzat devlet eliyle yaşanan kırılmadır. Bu son dönemde sivil alanda bırakılan Türk Milliyetçiliği devlet sistemi içerisinde kimi zaman “öteki”, kimi zaman “marjinal”, kimi zaman ise “tehdit” olarak algı dünyasına sunulmak istenmiştir. Bu açıdan milliyetçilik tarihsel süreç içerisinde değişerek günümüze intikal etmektedir. Dolayısıyla gerek milliyetçilik gerekse onun nüvesi olan millet kavramının bugünkü anlamıyla bahsedilen dönemler hakkında mutlak hükümler vermek doğru değildir .

Böyle bakıldığında milliyetçiliğin bir sistematik düşünce olarak iktidar elde edememesinin iki önemli sebebi vardır. Birincisi bu düşünceyi temsil eden siyasal organizasyonun temsil gücü ve temsil edilen hususların seçim dönemlerinde sunulabilme başarısı/başarısızlığıdır. Özellikle milliyetçiliğin vazgeçilmezi olan ulus-devlet modelinin kalıcılığı için iktisadi milliyetçiliğin kendisini hissettirmesi, milliyetçi düşüncenin yapısal ve insan kaynağı bakımından genişleyebilmesinin ön koşulu haline gelmiştir. Artık iktisadi milliyetçilik iç/dış güvenlik yaklaşımlarının da destek aldığı bir dayanak konumundadır. Yani gelinen aşamada Türkiye’deki milliyetçilik doktrininin ve buna katkı sunan siyasal örüntünün herhangi bir seçimden zaferle çıkabilmesi yalnızca siyasal partilerin durumuyla da açıklanamaz.

İşte ikincisi ise milliyetçilik olgusunun siyasal parti konumlanması dışında sivil toplum, iş dünyası, entelektüel çevreler gibi farklı alt sistemlerden oluşan bir bütün meydana getirememesidir. Bu durum milliyetçiliğin ve milliyetçi kadroların salt siyasal partiler içerisinde hayat bulabileceği bir kısırdöngü meydana getirmektedir. Bu döngü “devletin kutsallığı” ile pekişmekte ve “devletin bekası” gibi soyut tespitlerle seçmenin rekabet ettiği sahanın dışında konumlanmaktadır.

Türk milliyetçiliğini hem güçlü kılan hem de güçsüzleştiren nokta burada düğümlenmektedir.

O halde milliyetçiliğin bugünün arayışlarına cevap üretemediği yönündeki iddia ne sadece bugünün meselesi ne de basit bir seçmen dağılımının aritmetik görünümüdür. Mesele daha uzun soluklu ve derindedir.

Devam edeceğiz...