Gazetevatan.com » Yazarlar » ‘Uyuyan ümmet’ uyanır mı?

‘Uyuyan ümmet’ uyanır mı?

13 Aralık 2017 Çarşamba


İslam İşbirliği Teşkilatı bugün İstanbul’da toplanıyor. Beklenti yüksek olsa da İslam Dünyasının içinde bulunduğu durum oldukça kaygı verici. Filistin ve İsrail topraklarındaki değişimde görülen ters korelasyona rağmen 1,5 milyardan fazla Müslüman nüfusu temsil eden ülkelerin özbenlik kaygıları açığa çıkıyor. Türkiye, İran, Ürdün, Endonezya, gibi bazı ülkeler dışında Arap Ligini oluşturan başat ülkelerde kontrollü bir direniş ve bekle gör söylemi dikkat çekiyor.

Bu bana 1969 yılında İsrail askerleri Mescidi Aksa’yı kundakladığında dönemin İsrail Başbakanı G.Meir’in şu sözlerini hatırlatıyor. “O gece sabaha kadar korkudan uyumadım. Sanıyordum ki Müslümanlar dört bir taraftan İsrail’e girecekler. Lakin korkulan olmadı. İşte o zaman anladım ki biz istediğimizi yapabiliriz, zira ümmet uyuyan bir ümmettir.”

Bugüne geldiğimizde Türkiye, İran, Rusya ile kuzeyde, Suudilerin öncülük ettiği kimi Körfez ülkeleri ABD-İsrail tarafında çıkarlarını konumlandırıyor.

Burada hemen hatırlamak lazım.

Arap Ülkeleri Birliğinin 2016 yılında Fas’ın ev sahipliğinde toplanması planlanırken Fas bunu kabul etmemiş ve “Arap Birliği’ni her ne kadar bir birlik gibi davransa da bir birlik olmamakla, Arap liderleri sorunlar karşısında somut adımlar atmamakla” suçlamıştı. Bunun üzerine toplantı Moritanya’da gerçekleşmişti. 2017’de Ürdün’de yapılan 28.Arap Zirvesinde Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn “Ne için savaşıyoruz? Kudüs’ün özgürleşmesi için mi yoksa mültecilerin döneceği Filistin devleti için mi?” ifadelerini kullanmıştı.

Peki kim? Kime? Nasıl özgürlük getirecek?

Freedom House’ın her yıl yaptığı araştırmaya bakalım. Buna göre ülkelerin sadece %11’i “özgürlük var” kategorisinde. Bunun bölge nüfusuna dağılımına bakıldığında ise yaklaşık 430 milyonun %5’i özgür ve %83’ü özgür değil. Hızla etkinliğini artıran otoriter yönetimler, yolsuzluk ve yozlaşma, ülkeye ve bölgeye dışarıdan yapılan müdahaleler gelinen bu noktanın belli başlı işaretleri.

Neden bu durumdayız?

Birinci ve belki de en önemli gerekçeyi Prof. Dr. Erol Güngör “İslam’ın Bugünkü Meseleleri” adlı çalışmasında ortaya koyuyor. “Pratikteki en büyük engel bugün ki Müslüman ülkelerden hiç birinin diğerlerini güçlü bir dayanışmaya sokacak güce sahip olamayışıdır. Hiçbir İslam ülkesi karşısında kendisi için ideal edineceği, hayranlık duyduğu bir devlet göremiyor. Bu zayıflık ve bölünmüşlük onları kendileri dışında teşekkül eden politikaları kabule zorluyor. Yakınlaştırmak şöyle dursun husumetleri artırıyor.”

Gerçekten de Osmanlının en büyük gücü buradan geliyordu. Kudreti ve bu kudreti tahkim kılabilme yeteneği diğer İslam devletleri ona katılıyor ya da etki sahasına girmek zorunda kalıyordu. Birinci Dünya Savaşının ardından ABD’nin batı bloğunu, Rusya’nın da sosyalist bloğu kuşatması buna benziyordu. İkincisi söz konusu ülkelerin büyük çoğunluğunda, liberal ölçütlerin hayli gerisinde bir demokrasi seviyesi var. İyimser değerlendirmeyle İslam Dünyasının yarısından fazlasının monarşik bir yönetim sistemi ve oligarşik bir yönetim topluluğu ile idare edildiği görülüyor. Bu kadrolar ülkelerinde neredeyse tüm kaynakları kontrol ederek tahakküm altında tutuyor. Yönetimin başaramadığı hususların muhalefet tarafından giderilmesi gibi değişim süreçleri de yaşanmadığı için, toplumsal hoşnutsuzlukların yerini umutsuzluğa bıraktığı bir döngü hakim oluyor.

Tüm bunlar bir arada değerlendirildiğinde Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklılığı, Astana benzeri zeminlere taşıyarak ABD ve İsrail’i harekete geçirmeyi denemesi gerekiyor. Örneğin Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Teşkilatı’nı (CICA) toplantıya çağırmasını öneriyorum. Bunun önemini anlatmaya devam edeceğim.