Gazetevatan.com » Yazarlar » Baraj tartışmasının ardındakiler...

Baraj tartışmasının ardındakiler...

15 Kasım 2017 Çarşamba


Siyaset biliminin önemli kavramlardan biri “milli irade”dir. Yönetimin özü ve odak noktası burada kendini gösterir. Günümüz demokrasilerinde egemenliğin kayıtsız şartsız millette olduğu düşüncesiyle mutlak ve devredilemez hükümdarlık tacının milletin tepesinde durması beklenir. Farklı ülkelerdeki hukuk metinlerinde genellikle durum böyledir. Ancak uygulamada milli iradenin nasıl tecelli ettiği şüphelidir. Bugün milli irade dediğimiz şey seçimlerde sandığa giderek oy kullanmış seçmen çoğunluğudur. Bu noktada yönetim sorumluluğunu üstlenenler benzer bir yanılgıya düşerler. Sanılır ki egemenliğin millette oluşu onun temsilcilerinin mutlak ve sınırsız bir yetkiyle donatılmasını gerektirir. Oysa böyle değildir. Milli egemenlik ve milli irade iktidarın halka dayalı ve meşruluğunu ondan alması gerektiği yaklaşımından ibarettir.

Bu yönelim bir ülkedeki seçim sistemi ve siyasi partiler yasasının içeriğini de belirler. Türkiye’de de bu konular hep tartışılır ama istenilen değişiklikler yapılamaz. Yönetimde istikrar ve temsilde adalet ilkeleri uygun ölçülere kavuşturulamaz.

Gelinen aşamada Türkiye %10’luk ülke barajını indirmeye (ya da tartışmasına) hazırlanıyor.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin gazetecilere yaptığı “baraj düşürülsün” açıklamasını biraz araştırınca birbiriyle bağlantılı 4 temel gerekçe öne çıkıyor.

BİRİNCİSİ kamuoyunda seslendirildiği gibi temsil edilmeyen oyların mecliste temsil edilebilmesinin sağlanması. Yani temsilde adalet...

İKİNCİSİ anketlerin gelecekte hangi noktaya evrileceğini kestirmek zor olsa da mevcut oy yüzdelerinin etkili olduğu iddiası. Belirtmek gerekir ki ülke barajı uygulaması partiler arasındaki oy geçirgenliğini de etkileyen bir bariyer. Seçmeni sürpriz kararlara yönlendirebiliyor. Mesela 2011 seçimlerinde seçmenin MHP lehine gösterdiği refleks... Fakat yeni sistem iki ayrı seçim ve iki ayrı mantık getiriyor. Parlamenter sistemin denklemi ve kurgu alanı büyük ölçüde değişiyor. Seçmen seçeceği cumhurbaşkanı ile parlamentoda görmek istediği partiye ayrı oylar kullanabiliyor.

Bu değişiklik ÜÇÜNCÜ temel gerekçeyi şekillendiriyor. Eğer birinci turda cumhurbaşkanı seçilmek için kimse yeterli oyu bulamazsa ikinci turda meclisteki sandalye dağılımı seçmenin oy verme davranışını etkileyebilir. Zira sistem doğası gereği bloklaşmaları ve nispeten küçük partileri bu bloklaşmalara yönlendirmeye teşvik ediyor. %10 barajı ile bir çok partinin meclise girememesi veya mevcutların meclis dışında kalması oy oranı yüksek ve konsolide olduğu öngörülen parti adaylarını sosyo-psikolojik bakımında güçlendirecek. Bu durum kimin kimi destekleyeceği konusundaki bir takım değerlendirmeler için erken olduğu gösteriyor. Telafisi zor bir müzakere süreci başlıyor.

DÖRDÜNCÜSÜ AK Parti uzun süredir dar bölge ya da daraltılmış bölgeli seçim sistemi için çalışma yürütüyor. Bu hedef partinin programında var. Hatta %10 barajlı, daraltılmış bölgeli ve tercihli sistem. Dolayısıyla bu hem bir araç hem de amaç niteliği taşıyor. Dar/daraltılmış sistem 600 milletvekilinin ülke genelinde yeniden dağıtılması anlamına geliyor. Coğrafi sınırlar oy verme açısından yeniden belirleniyor. Bu belirleme sırasında iktidar partisinin avantajı göz önüne alındığında daha baştan yapısal olarak kime yarayacağı açık. Bir de tüm imkanların seferber edildiği daha dar çevrelerde yapılan oylamaların güçlü partiler lehine sonuçlar üreteceği söylenebilir. MHP bu seçim sistemini istemiyor.

İşte bu tespitler Sayın Bahçeli’nin çıkışıyla alevlenen baraj tartışmasının %10 meselesinden öte olduğunu gösteriyor. 2019’a giderken MHP uyum yasalarında gücünü artırmaya, Türkiye ise çok bilinmeyenli bir denklemi çözmeye hazırlanıyor.