Gazetevatan.com » Yazarlar » Stratejik bataklık...

Stratejik bataklık...

16 Eylül 2017 Cumartesi


Dış politikada teamül haline gelen bir yaklaşım var. İktidarıyla, muhalefetiyle neredeyse tüm siyasi kurumlar belirli bir yetkiyle donandığında bu yaklaşımın cazibesine kapılıyor. Projeniz, stratejiniz, hamleniz sonuçsuz kaldığında “rasyonel gerçeklik böyleydi” ya da “şimdi jeopolitik imkan doğdu” şeklindeki söylemlerle hataların gölgelenmesinin yolu açılıyor.

Ben buna stratejik bataklık diyorum. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın çıkış için kendi kontrolünüzün dışında birisine ve/veya koşullara ihtiyaç duyuyorsunuz.

Kimi zaman bir kaos ya da çatışma ortamı kimi zaman bozulan ilişkiler ağı oluyor çıkmanız gereken…

Bu bakımdan asıl başarı ve netice bataklığa düşmeyeceğiniz bir strateji sahasında durabilmek.

Elbette dış politikada restleşmeler, başlangıçlar ve sonlar da olacaktır. Devletler uçurumun kenarına götürmeden bir takım karşıtlıkları politika haline getirebilirler. Ancak önce krizi çıkarıp sonra onu yok etmek mecburiyeti ile krizden ve kaostan fırsatlar meydana getirmek farklı şeyler.

Mesela…

AB ile kopma noktasına gelircesine geriliyoruz sonra “bu yeni bir fırsat” diyebiliyoruz. Rusya ile dalaşıyor, savaşın eşiğine geliyoruz; ardından “yeni bir dönemin başlangıcı” olduğunu ilan edebiliyoruz. Teröristle müzakere ediyor; hatta bazı şeyleri “görmeyin” diyoruz ve orada da “bu olmasaydı operasyonlar olmazdı” diyerek çıkış yolunun burası olduğunu sanıyoruz.

Özellikle ülkenin bir dönemini kuşatan “çözüm sürecini” bu açıdan iyi irdelemek gerekiyor.

2011’de hız kazanan sözde çözüm sürecinde önemli riskler söz konusuydu. Biz bu riskleri anlatmak için büyük çaba harcıyorduk. O dönemde bize karşı en çok kullanılan argüman “bu söylediklerinizi devlet bilmiyor mu?”, “her şey kontrol altında”, “çözümünüz yoksa konuşmayın” şeklindeydi. Ancak öyle olmadığı görüldü. Çözüm diye sunulan şey tek taraflı bir balonun üzerinde uçuyordu. Farklı cephelerden patlatılmaya müsaitti. Ve işler adım adım kontrolden çıkmıştı. Önce Habur’da sonra Oslo’da ve ardından Dolmabahçe’de devletin kontrol refleksleri aşındırılmıştı. Öyle ki Cumhurbaşkanı Erdoğan “benim haberim yok, doğru bulmuyorum” diyerek varılan çözüm mantığının mantıksızlığını da ortaya koymuştu. Mamafih Dolmabahçe’ye dönük iddiaların gelecekte yeniden tartışılmayacağını veya buzdolabından çıkarılmayacağını kimse garanti edemez.

Bununla birlikte dün Barzani’nin alkışlarla ağırlanması ve böyle bir sürecin içerisine konuşlandırılması bugün erteletmek için uğraştığımız referandumdan tamamen ayrı düşünülemez. Geçmişten günümüze K.Irak ve Barzani ile ilişkilerin evrilişine bakıldığında stratejik bataklığın belirli düzeyde yansıması görülür. İkili ticaretin artışı ise gelecekte karşı karşıya kalacağımız tehlikeler düşünüldüğünde etki gücünü kaybedecektir.

Gelinen aşamada Barzani bir yandan Türkiye’ye ortak enerji projeleri fotoğrafını gösteriyor bir yandan bölgeyi tanzim etmeye çalışan ABD’nin Irak’taki karakol vazifesini yürütüyor. Türkiye’nin halihazırdaki zaaflarını ve farklı sahalardaki mücadele zorunluluğunu kullanarak süreci olabildiğinde ileri noktalara taşımaya gayret ediyor.

Referandum ertelense bile adı üstünde sadece bir öteleme olacak…

Türkiye böyle bir durumda bataklığı kurutacak stratejileri üreterek uygulamak zorundadır.