Gazetevatan.com » Yazarlar » Kavramlar Savaşı ve “Kürdistan” Hedefi

Kavramlar Savaşı ve “Kürdistan” Hedefi

22 Temmuz 2017 Cumartesi


Cemil Meriç her kültürün ve dilin kendisine özgü kavramlarıyla ifade bulmasından söz eder. Bu bahiste sosyal ilişkileri gözeterek “kavramlar dünyasındaki savaşın” önemine vurgu yapar. Yani bireyler, gruplar ve en üstte toplumun kullandığı kavramlar önce onların anlam dünyasına oradan algılarına ve nihayet genel kabullerine etki eder. 
Bu süreç bir toplumda bilinçli ve bilinçsiz şekilde gerçekleşir. Milyonlarca insanı istediğiniz görüşe yönlendirmek ve bunu yaparken farklı kesimlerin reaksiyonlarını kontrol etmek sistemli bir algı yönetiminin ürünüdür. Özellikle 2003’ten bu yana Ortadoğu’da operasyonlar yürüten ABD’nin askeri olarak yöneldiği yerleri “özgürlük mücadelesi”, “yaşama hakkının verilmesi” vb. kavramlarla kuşatması geçici/günlük bir algı süreciyle açıklanamaz. Zira büyük bütçeler ayrılmakta, sivil toplum kuruluşları yönlendirilmekte ve sinema gibi araçlar sahaya sürülmektedir. 
Bir kavram toplumun direnç merkezlerinden geçerek sosyal ağlar içerisine yerleştiğinde oradan çevreye doğru yönelip toplumun bilinçli/bilinçsizce kullandığı bir doğal durum haline gelir. Belirtilmeli ki o toplumun aydınları böyle bir sürecin dışında kalamaz. Bir kültür diğer bir kültürü etkisi altına almak istediğinde önce o toplumun sınır karakolu olan aydınlarına bulaşır. Onlar ilk ele geçirilmesi gereken direnç unsurlarıdır. Örneğin farklı mecralarda “Rojava”, “Kobani” gibi kavramların rahatlıkla kullanılışı böylesine bir direnç kaybının adım adım gerçekleşmesiyle açıklanabilir. 
Bir başka örnek ise bugün Barzani’nin yönettiği yerin adı Türk Dışişleri Bakanlığının resmi açıklamasına göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’dir. Türkiye ile ilişkileri gerçekçi bir zeminde ayrıca değerlendirilebilir. Buraya “Kürdistan”, ya da “Güney Kürdistan” demenin manası kuzeyinde “Türkiye Kürdistanı” olan bir sisteme ışık yakmaktır. Bilinçsizce kullananların varlığı bir tarafa topluma yön veren kişilerin bunu bilinçli bir şekilde kullanması gerektiği ortadadır. 
İşte terörle mücadele bu yaklaşımdan soyutlanarak yapılırsa yapılan şey aslında bir mücadele değil mevcudu kurtarabilme meselesine dönüşür. Çünkü terörü besleyen iki temel sosyal dinamik vardır. (1) Önde duran insan kaynağının neye inandırıldığı ve (2) Bu kaynağın beslendiği toplumsal sistemin nasıl bir anlamla yoğrulduğudur. 
Ülkeyi yönetenler, siyasi parti liderleri, milletvekilleri, topluma yön verenler anlatmak istedikleri kadar kullandıkları kavramlardan da sorumludurlar. “Bunu kastetmedim” şeklinde verilecek cevaplar siyaset dünyamızın alışkanlığı haline gelmemelidir.
Konuyla ilgili olarak TBMM’de yapılan içtüzük değişikliğine değinmek yerinde olur. Değişikliğin katkı sağlayan yönü kadar düşündürücü yanları da vardır. Konuşma sürelerinde yapılan değişiklikler zaten medyada yeterince temsil edilemeyen muhalefet için olumsuzdur. 
 
Gelelim 161. Maddeye… 
 
“Türk Milletinin tarihine ve ortak geçmişine, Anayasanın ilk 4 maddesinde çizilen Anayasal düzene hakaret eden ve söven, Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü esasında idari yapıya aykırı tanımlar yapan” milletvekili geçici çıkarma cezası alacak. 
Bu değişikliği bireysel açıdan destekliyorum. Ancak burada vahim bir durum da var.
Düşünebiliyor musunuz? Geçmiş ve gelecek kuşakları da kapsayan Türk Milli İradesini temsil edenlerin bu utanç verici şeyleri yapabileceği öngörülüyor. 
Bu utanç vesilesi dün de gerçeğimizdi öyle görülüyor ki yarınlarda da varlığını sürdürecek. Dolayısıyla temsilcilerimizi seçerken özen gösterme vazifemiz bir kat daha önem kazanacak.