Gazetevatan.com » Yazarlar » 70’lerden uzay çağına

70’lerden uzay çağına

10 Mart 2018 Cumartesi


Avrupa belki de son yılların en soğuk kışlarından birini yaşarken İstanbul’dan Paris’e doğru havalanan bir uçağın içinde, karşılaşacağım birbirinden göz alıcı tasarımların heyecanıyla doluydum. Birkaç saat sonra heyecan, yerini yoğun bir koşuşturmaya bıraktı. Paris’teki ilk durağımsa Christian Louboutin Sonbahar/Kış 2018 koleksiyonunu yakından inceleyeceğim Rue Jean-Jacques Rousseau’ydu. 
 
Kapıdan içeri adım atar atmaz gözüme çarpan ilk şey, Bay Louboutin’ın da son dönemin popüler teması ‘logomanya’ rüzgarına kapılmış olmasıydı. Ancak elbette ‘Loubi In Progress’ koleksiyonu tam bitmemiş gibi görünen parçalarıyla bu temaya farklı bir açıdan yaklaşmıştı. Tasarım aşamasında alınan notlar, mezura detayları ve markanın ikonik logosunu taşıyan ayakkabı kutularından parçalar ayakkabı ve çantaların üzerinde kendisine yer bulmuştu. 
 
Her sezon birden fazla koleksiyonla kadınları şımartan Louboutin, ‘French Flair’ koleksiyonuyla iç çamaşırı detaylarını tasarımlarına yansıtarak oyunculuğunu gösterecek bir yol daha bulmuştu. Sofistike danteller ve sütyen askısı gibi detaylarla zenginleşen koleksiyonun bakışları üzerine çekeceğini söylememe gerek bile yok, değil mi?
 
Christian Louboutin koleksiyon sunumundaki bir diğer favorimse uzay çağını andıran yeni Hilconissima modeli bootie’lerdi. Parıltının gücünü sonuna kadar kullanan Bay Louboutin, fütüristik topuklarla yeni yüzyıla yeni bir gözle bakmayı başarmıştı. Hele bir de bütün bu gelecek vurgusunun 60’lı ve 70’li yılların iç dekorasyon elementlerinden alınan ilhamla birleştirilmesi, adeta tasarımların zamansızlığının bir göstergesiydi.
 
Kelebeğin ‘couture’ rüyası
 
Paris’teki bir diğer durağım, aykırı ve çok renkli kişiliklerle dolu Marais sokaklarıydı. Bir metamorfoz hikayesini alıp adeta ‘couture’ koleksiyona çeviren Alexander McQueen Sonbahar/Kış 2018 koleksiyonunu, marka ekibiyle birlikte keşfe çıkmaya hazırdım. Kelebeklerin çirkin, sert bir kozayla başlayıp göz alıcı kanatların özgürce açıldığı o heyecan dolu ana kadarki yolculuğundan ilham alan baş tasarımcı Sarah Burton, akışkan, katmanlarla dolu ve göz alıcı bir koleksiyon sunmuştu.
Keskin hatlara sahip omuzlar, ince beller ve kat oyunlarıyla vurgulanmış basenler gibi klasik Alexander McQueen tasarım elementleri, koleksiyonun hikayesine paralel bir şekilde yumuşak geçişlerle ve akışkan kumaşlarla harmanlanmıştı. Tasarımlar arasında gezindikçe kelebek kozasından çıkmaya ve renklerini göstermeye başladı. Sonundaysa karşımda kırmızı halının yıldızı olabilecek parçalar duruyordu. Marka ekibinin anlatımına göre bu parçaların hazırlanması için hem büyük emek hem de uzun bir zaman gerekmişti. Kelebeğin doğadaki renkli hikayesine eşlik eden pek çok böcek çeşidi hem el çantaları hem de kolye ve küpe gibi aksesuarlarda yeniden yorumlanmıştı. Bu sayede metamorfoz döngüsü, doğanın diğer elementleriyle birlikte tamamlanmıştı. 
 
Alexander McQueen koleksiyonunda gözüme çarpan bir diğer detay da koleksiyonun geçişken yapısını yansıtan ayakkabılar oldu. Sert dokusuyla güçlü bir duruş sağlayan paltolar, rahatlığın sembolü spor ayakkabılarla bir arada sunulmuştu. Çift renkli olarak tasarlanan çizmelerse önümüzdeki sezonun ‘sade ama etkili’ silahları olacağa benziyordu.