Gazetevatan.com » Yazarlar » Ege Güneşinin altında

Ege Güneşinin altında

08 Ekim 2017 Pazar


Micol Sabbadini, 34 yaşında, enerjisini dünyanın herhangi bir şehrinden alabilen, yaratıcı bir kadın. Ailesinden gelen tasarım mirasını fotoğrafçılık dünyasına taşımış. Her ne kadar dedesi Bruno Sabbadini’nin yarattığı mücevher markasıyla yolu kesişmese de pek çok moda markasıyla yan yana gelmiş ve gelmeye devam edeceğe benziyor

Son olarak WEEKEND Max Mara  ile ‘Aegean Sun’ adlı kapsül bir koleksiyona imza atan Micol Sabbadini’yle Milano’da buluştum. Micol’ün hayali teknesine atladım, Türkiye’nin ve Yunanistan’ın mavi kıyılarında keyifli bir yolculuğa çıktım. Siz de benimle bu yolculuğa çıkmaya ne dersiniz?

Koray Caner:  Baştan söyleyeyim, ben öyle uzun uzadıya sorular hazırlayıp karşımdakini sıkmayı sevmem. Sohbetimiz biraz anlık gelişsin, ne dersin?

Micol Sabbadini:  Tabii ki! Sonuçta bana bilmediğim bir şeyi sormaya gelmedin, değil mi? Astrofizikten falan bahsetmediğimiz sürece sorun yok.

- O kadar zor değil ancak sanırım biraz geçmişe gitmemiz gerekecek. Şu anda buluştuğumuz alanda duvarlarda sergilenen ve bizim oralara benzeyen fotoğraflara.

Elbette benzeyecek çünkü bu fotoğraflar birkaç sene önce Türkiye ve Yunanistan kıyılarında gerçekleştirdiğimiz bir aile tatilinden. Örneğin bu fotoğraf boğaz kenarındaki bir otelin odasından çekildi. Bu fotoğraf Bodrum’dan, bu fotoğraf Marmaris’ten, şuradaki de Simi’den. Duvarda gördüğün ve benim WEEKEND Max Mara koleksiyonuna yansıttığım bütün bu fotoğraflar 3 yıl önce gerçekleşmiş bir Ege seyahatinden.

Köklere dönüş

- Nereden esti bu kıyılara vurmak? 

Aslında bu seyahatin geçmişi belki de yüz yıl öncesine dayanıyor. Babamın büyük babası Türkiye’de doğmuş, sonrasında İspanya’ya göç etmiş. Geçen zaman içerisinde babaannem ve babam dahil hiçbir aile ferdimiz Türkiye’yi ziyaret bile etmemiş. Babam yetmişinci yaşına girerken bütün ailenin köklerine dönmesini, bu toprakları ziyaret etmesini istedi ve bir seyahate çıkmayı teklif etti. 

- Demek aslında sen de bizdensin. Buna sevindim. Peki mavi kıyılardan sonra İstanbul sana nasıl hissettirdi?

Kesinlikle büyülü. Çoğu kez İstanbul’un karmaşık ve düzensiz bir şehir olduğunu okumuştum. Ancak ben tam tersi bir deneyim yaşadım ve bu şehrin enerjisine hayran kaldım. Belki de turist olmanın verdiği rahatlıkla şehrin sokaklarında kayboldum ve şu anda burada gördüğün fotoğraflar gibi pek çok fotoğrafı çekmemi sağlayacak ilhamın peşinden koştum.

- Bir fotoğrafçıya sorulacak en garip sorulardan olsa da, süreç senin için nasıl işliyor?

Buna verebileceğim net bir cevabım olduğundan emin değilim. Beynim, benim isteğim ve iradem dışında pek çok hatırayı fotoğraflamam gerektiğini söylüyor sanki. Her an, her yerde fotoğraf çekmeyi düşünüyorum. Kendim için bir çeşit arşiv oluşturuyorum. Sonrasında bu arşivdeki anların, anıların farklı bir şeylere dönüşeceği zaman geliyor. Tıpkı bu koleksiyonda olduğu gibi.

Mavi kıyılardan tasarımlara

- O halde biraz koleksiyondan bahsedelim. Fotoğraflarını bir koleksiyona dönüştürme fikri nasıl gelişti?

Açıkçası bu teklif marka ekibinden geldi. Bir fotoğrafçı olarak eserlerimi gerçek hayatta, kadınların üzerinde görme fikri de beni çok cezbetti. İlk görüşmemizde marka ekibine üç ayrı seyahatimden kalan fotoğrafları sundum. Üç ayrı renk skalası, üç ayrı duygu, üç ayrı hikaye arasında favorileri Ege kıyılarındaki bu seyahatim oldu. Sonrasında yaklaşık 50 fotoğraflık bir arşivin içerisinden 10 tanesini seçerek üzerlerinde çalışmaya başladım. Hangi fotoğrafın nasıl bir düzende kumaşlara taşınacağını, hangi elementlerin birbiriyle uyumlu olabileceğini değerlendirdim. Örneğin bir fotoğrafta denizin yansıması hoşuma gidiyordu, bir diğerinde bir yelkenlinin gölgesi. Bu şekilde seçimlerimi gerçekleştirdikten sonra tasarım ekibiyle bir araya gelerek fotoğrafların kıyafetlerin hangi bölümlerinde kullanabileceği üzerine fikir alışverişinde bulunduk.

- Çok detaylı ve dikkat gerektiren bir sürece benziyor.

Emin ol öyle. Çünkü bir kıyafeti alırken bir düzene sahip olmasını bekliyorsunuz. Belirli parçaların üst üste gelmesiyle sanatsal bir bütünlük yakalamayı hedefliyorsunuz. Bir de üzerine farklı bedenlerde kıyafetler üretilmesi gerekince iş iyice zorlaşıyor. Mütevazı olmadan söyleyeceğim, her bedene uyumlu, sanatsal dokunuşunu kaybetmeden stil sahibi durabilecek parçalar üretmek üst seviye bir matematik problemini çözmek kadar zordu; ancak, başardığımı düşünüyorum.

- Peki koleksiyonun renk ve desenleri neye göre seçildi?

Renkler yazı hatırlatan mavi, beyaz ve kırmızı  gibi klasik denizci renkleri aslında. Arada kendisini gösteren şakayık deseni, bir Yunan adasında gizlice girdiğim bahçede karşıma çıkan bir şakayığın fotoğrafından türetildi. Tipografik elementler Bodrum’da demirlemiş bir teknenin adından ilham alınarak tasarlandı.