Kılıçdaroğlu: Ne krizi kardeşim

AA |  29 Ağustos 2018 Çarşamba - 14:21 | Son Güncelleme : 29 08 2018 - 14:24

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Neymiş, 'Amerikalı bir papaz varmış da o nedenle kriz çıkmış.' Yok efendim, kriz zaten vardı. Trump ister, sen de vermezsin, 'nokta' dersin, biter. Ne krizi kardeşim. Trump, Meksika sınırına duvar çekti, hala sürüyor. Kriz mi çıktı? Hayır. Merkel'le tartıştı, kriz mi çıktı? Hayır. Bizde niye çıkıyor? Bizde kriz zaten vardı." dedi.


CHP Parti Meclisi (PM), Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında,  parti genel merkezinde toplandı.
 
Toplantının açılışında konuşan Kılıçdaroğlu, yarın 30 Ağustos  Zaferi'nin 96. yılının onur ve gururla kutlanacağını belirtti.
 
Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının, 19 Mayıs 1919'da  başlattıkları kutsal yürüyüşün 30 Ağustos 1922'de zaferle taçlandırıldığını  hatırlatan Kılıçdaroğlu, bunun sadece Türkiye'nin değil, bütün mazlum ülkelerin  Zafer Bayramı olduğunu vurguladı.
 
Türkiye'yi bölmek ve parçalamak isteyen egemen, emperyalist güçlere  karşı verilen milli mücadele sonrasında bağımsızlığın ve özgürlüğün  kazanıldığını, Cumhuriyet'in ilan edildiğini, hakimiyetin saraydan alınıp millete  verildiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, "Bu büyük başarının, zaferin sonucunda  'Egemenlik bila kaydu şart milletindir' ilkesi doğmuştur. Anayasanın birinci  maddesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin ortak kabulü olarak ortaya çıkmıştır." ifadesini  kullandı.
 
Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının Cumhuriyet'i kurduktan sonra  neler yaptıklarının ve bugün nerelere gelindiğinin bir şekliyle masaya  yatırılması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, Atatürkçülüğün "siyasi ve  ekonomik" bağımsızlık olmak üzere iki temel öğeye dayandığını bildirdi.
 
Kılıçdaroğlu, Atatürk'ün siyasi bağımsızlığı "Özgürlük ve bağımsızlık  benim karakterimdir." diyerek tanımladığına işaret ederek, bunun siyasi  bağımsızlığın bütün dünyaya ifadesi olduğunu söyledi.
 
Atatürk'ün iktisadi bağımsızlıkla ilgili, "Siyasi ve askeri zaferler  ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa, elde edilen  zaferler sürüp gidemez." dediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, ekonomik bağımsızlığın  sağlanmasıyla siyasi bağımsızlığın da sağlanacağını vurguladı.
 
"Atatürk kimsenin önünde eğilmedi"
 
Atatürk'ün bunları bildiği ve Osmanlı'nın batışını gördüğü için  borçlanmadığını, tam tersine borçları son kuruşuna kadar ödediğini, israfa karşı  çıktığını, her kuruşun hesabını millete verdiğini aktaran Kılıçdaroğlu, bunu  büyük bir gurur ve onur meselesi yapan Atatürk'ün vefat ettiğinde bütün mal  varlığını millete armağan ettiğini dile getirdi.
 
Atatürk'ün bir metre bile milli demiryolu olmayan memleketi demir  ağlarla ördüğünü, 10 yılda 15 milyon genç yarattığını, millet mekteplerini  açtığını, kapitülasyonları kaldırdığını, Düyun-u Umumiye'yi reddettiğini, şeker  ve uçak fabrikaları ile Sümerbank ve Etibank'ları kurduğunu, hiç kimseye el, avuç  açmadığını, kimsenin önünde eğilmediğini, kimseye dilenmediğini, yalvarmadığını  belirten Kılıçdaroğlu, "Ne olursunuz para verin" diye kapalı kapılar ardında bir  politika yürütmeyen Atatürk'ün onuru ve gururuyla durduğunu ifade etti.
 
Kılıçdaroğlu, 30 Ağustos Zaferi'nin bu açıdan çok önemli olduğunu, bu  zaferi kazanan Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına rahmet dileyerek, onları  şükranla ve minnetle andıklarını söyledi.
 
Bugünkü Türkiye'nin ise tam bir borç batağı içinde olduğunu, sadece  borçların ödenmesi için değil, borçların faizinin ödenmesi için de  borçlanıldığını iddia eden Kılıçdaroğlu, herkesin bu gerçekleri iyi bilmesi ve  halka anlatması gerektiğini bildirdi.
 
"Ekonomik ve Sosyal Konsey bilinçli toplanmadı"
 
"Hesapsız, kitapsız, basiretsiz bir yönetim, Türkiye'yi esir almış  durumda." ifadesini kullanan Kılıçdaroğlu, sadece kendisinin ve CHP'nin değil,  herkesin iktidarı uyararak "Yanlış yoldasınız, bu yolda devam ederseniz,  Türkiye'yi bataklığa sürüklersiniz." dediğini aktardı.
 
İktidarın, halka söz verdiği şekilde değil, dilediği şekilde ülkeyi  yönettiğini ve Türkiye'nin bugün ciddi bir açmazla karşı karşıya olduğuna değinen  Kılıçdaroğlu, iktidardan, buna karşı Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplayarak  "sorunu yaşayanlarla bir araya gelmelerini" istediklerini ancak bunun  yapılmadığını iddia etti.
 
Kılıçdaroğlu, 3 ayda bir toplanması gereken konseyin en son 5 Şubat  2009'da toplandığına dikkati çekerek, konseyin bilinçli olarak toplanmadığını,  gerçeklerin dinlenmek istenmediğini ileri sürdü.
 
Türkiye'nin içinde bulunduğu şartları dikkate alarak 13 maddelik bir  açıklama yaptıklarını hatırlatan Kılıçdaroğlu, "İyi niyetle, Türkiye'yi,  insanımızı, çocuklarımızı sevdiğimiz için, Türkiye'nin geleceğiyle ilgili daha  güçlü bir profili ortaya çıkarmak için bunları seslendirdik." dedi.
 
"Niye hapiste gazeteciler"
 
Kılıçdaroğlu, bu 13 maddeyi tekrarlayarak, devlette liyakat sisteminin  yeniden oluşturulmasını, demokrasi reformu yapılarak hukuk güvenliğinin  sağlanmasını, Merkez Bankasının bağımsız yapıya kavuşturulmasını, akılcı bir  sıcak para politikası izlenmesini, dolar esas alınarak yapılan bütün ihalelerin  Türk Lirasına çevrilmesini, Kamu İhale Yasası'nın değiştirilmesini, vergilerin  nerelere harcandığının hesabının verilmesini, bütçede disiplinin sağlanmasını,  dış politikanın 180 derece değişmesini, kontrolsüz borçlanmalardan ve adaletsiz  vergi politikalarından vazgeçilmesini, üretime geçilmesini ve israftan  vazgeçilmesini istediklerini anımsattı.
 
Kılıçdaroğlu, liyakat biterse devlette çürümenin başlayacağını, bugün  gelinen noktada bir hanedanlık yapısı içinde çürüyen bir devlet yapısının  olduğunu savundu.
 
Hazine ve Maliye Bakanlığının internet sitesinde yayımlanan üst  yönetim isimleri arasında en üstte hiçbir unvanı olmayan bir ismin yer aldığına  dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "Bu kişi 'çantacı' olarak tanımlanıyor. Hanedandan  birisi. Gazetelerde yer alınca internet sitesinden bu çıkarılmış ama 'çantacı'  görevini sürdürüyor. Tapelerde adı çantacıydı, para taşıyan kişi." dedi.
 
Hukuk kavramının Türkiye'de unutulduğunu, bir kişinin dünya görüşünün,  kararlarının Türkiye Cumhuriyeti devletinin hukuku olarak algılandığını öne süren  Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
 
"Bütün yargı ona uyuyor. Ne diyorsa, yasama organı kendi kurşun  askerleri aracılığıyla ona uyuyor. Vahim bir tablo ile karşı karşıyayız. Enis  Berberoğlu niye hapiste? Milletvekili dokunulmazlığı var. Eren Erdem niye  hapiste? 'Yurt dışına kaçacakmış.' Dokunulmazlığı kaldırıldıktan sonra defalarca  gitti geldi, niye kaçsın? Osman Kavala, Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan niye  hapisteler? Düşüncelerini beğeniriz veya beğenmeyiz ama bu insanlar, sadece  kalemleriyle düşüncelerini ifade ettiler. Niye hapiste gazeteciler? Güçler  ayrılığı yoksa, o ülkede demokrasi yoktur, dikta yönetimi vardır."
 
"İhaleleri Türk Lirasına çevirsene"
 
Devletin demokratikleştirilmemesi durumunda, organize suç örgütüne  dönüşebileceğine işaret eden Kılıçdaroğlu, "Cumartesi Annelerine yapılana bakın.  700. kez toplanacaklar. Orantısız güç kullanıyorsunuz, yerlerde süründürüyorsunuz  o yaşlı kadınları, anneleri. Orantısız güç kullanan polislere bir şey demiyorum,  ona o talimatları verenlere söylüyorum. Hangi gerekçeyle bir anneyi yerlerde  sürüklerseniz ve bu annenin suçu ne? Bir suçu var, 'Oğlumun mezarı nerede?'  sorusunu sormak." ifadesini kullandı.
 
Kılıçdaroğlu, darbeler sonrası devletin organize suç örgütü niteliğine  kavuştuğunu, bütün faali meçhullerin bu dönemde oluştuğunu, Türkiye'nin bundan  kurtulması gerektiğini vurguladı.
 
Merkez bankasına saygınlık ve itibar kazandırılmasını isteyen  Kılıçdaroğlu, dövize endeksli politikaları eleştirdi. Kılıçdaroğlu, "Şimdi karar  almışlar, AVM'lerde kiralama dolarla değil TL ile olacakmış. Günaydın. AVM'de  kira dolarlaymış, Türk Lirasıylaymış, sen onu bırak kardeşim, şu yandaşlara  verdiğin milyar dolarlık ihaleleri Türk Lirasına çevirsene. Onu yapmaya gücün  yetiyor mu? Gücün yetmiyorsa sen bu ülkeyi yönetemezsin. Para babalarına teslim  olmuşsun demektir." dedi.
 
Kılıçdaroğlu, 16 yılda 186 kez Kamu İhale Yasası'nın değiştiğini  belirterek, adama, yandaşa göre ihalenin yapıldığını savundu.
 
Sayıştayın denetim yapamadığını ileri süren Kılıçdaroğlu, vergilerin  hesabının sorulamadığını iddia etti. Kılıçdaroğlu, bütçede disiplinin sağlanarak  fon uygulamalarından vazgeçilmesini istedi.
 
"Ekonomiyi yönettiklerini sanıyorlar"
 
Dış politikanın değişmesi gerektiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, "Bakın  Suriye'de sıkışacağız. Suriye'nin birliğini ve bütünlüğünü istiyorsanız, Esad'la  ilişkiye geçmek zorundasınız, belli ilkeler çerçevesinde. Dış politikada  düşmanlık, kin olmaz. Ulusal Kuruluş Savaşını verdiğimiz devletlerle biz ömür  boyu düşmanlık mı kurduk? Hatta mücadele ettiğimiz, denize döktüğümüz bir ülkenin  lideri Mustafa Kemal Atatürk'e Nobel ödülü verilmesini önerdi. Dış politika  farklı bir alandır. Ülkelerin çıkarları üzerine inşa edilir." dedi.
 
Kılıçdaroğlu, yatırım, üretim yapılacaksa borçlanmanın olabileceğini  belirterek, "Faiz ödemek için borçlanılır mı? 16 yılda Türkiye'yi tefecilere  teslim ettiler. Ekonomiyi bunlar yönettiklerini sanıyorlar. Ekonomiyi yöneten  yandaş müteahhitler ve tefeciler. Bu gerçeği herkesin bilmesini isterim. Efendim  'Borç alan, emir alırmış.' Günaydın beyefendi. Zaten aldığın emirleri de biz  gayet iyi biliyoruz. Bir Düyun-u Umumiye dönemine doğru süratle Türkiye gidiyor."  ifadesini kullandı.
 
Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını isteyen  Kılıçdaroğlu, şu görüşlere yer verdi:
 
"Asgari ücretli de bir ekmek alırken aynı vergiyi ödüyor, milyar  doları olan da aynı vergiyi ödüyor. Asgari ücretli çalışıp alın teri dökerken  vergi ödüyor, Man Adası'nda milyon dolarları olan Türkiye'ye getirdiği zaman bir  kuruş bile vergi ödemiyor. Bu adalet mi? Vergiyi kimden alacaksın? Bir tık daha  ileri gittiler şimdi. 'İsterseniz uyuşturucu, organ ticareti yapın, isterseniz  fuhuş yaptırın ve gelir elde edin, isterseniz çocuk ticareti yapın, isterseniz  kaçakçılık yapın paranız varsa Türkiye'ye getirin, hiç sormayacağız ve vergi  almayacağız.' diyorlar. Haram paradan, yasa dışı paradan medet uman bir siyasal  iktidar, Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarlarını savunabilir mi? Bütün dünyaya bizi  rezil ediyorlar."
 
"İsraf ahlakın, adaletin düşmanıdır"
 
İsraftan vazgeçilmesi gerektiğine dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "İsraf  ahlakın, adaletin düşmanıdır. Gelir dağılımını bozar, haksızlıklara yol açar.  Altlarında milyonluk arabalar. Şu Ankara'daki büyük binalara bakın. Büyük bir  kısmı kiralık ve bakanlıklar oturuyorlar. Osmanlının Lale Devri'ni yaşıyoruz.  Ekonomisi bizden daha iyi olan bir ülkenin bakanı normal uçakla seyahat ederken,  bizimki özel uçak tutup gidiyor. Yani hovardalığa devam ediyorlar." diye konuştu.
 
Bu 13 maddeyi açıkladıktan sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın  "Kılıçdaroğlu, döviz baronlarıyla hareket ediyor." dediğini aktararak, şunları  kaydetti:
 
"Pes vallahi, döviz baronu... Sanki benim kızımın, çocuklarımın  Amerika'da apartmanları, binaları, daireleri var. Senin çocuklarının var  kardeşim. Döviz baronlarıyla sabah akşam beraber olan sensin. Döviz bazında ihale  dağıtan sensin. Benim bir liralık döviz baronlarıyla ilişkimi ispat et, siyaseti  bırakacağım ama ben senin döviz baronlarıyla ilişkini her ortamda açıklıyorum ama  senden 'tık' yok. Ekonominin geldiği bu durumu hepimiz biliyorduk. Seçimlerin  erkene alınmasının nedeni de buydu. Ekonomi kötüye gidiyordu, herkes görüyordu,  herkes biliyordu. 'Seçimleri erkene alalım, bu işi kurtaralım.' Şimdi seçimlerden  sonra patlak verdi. Neymiş, 'Amerikalı bir papaz varmış da o nedenle kriz  çıkmış.' Yok efendim, kriz zaten vardı. Trump ister, sen de vermezsin, 'nokta'  dersin, biter. Ne krizi kardeşim. Trump, Meksika sınırına duvar çekti, hala  sürüyor, kriz mi çıktı? Hayır. Merkel'le tartıştı, kriz mi çıktı? Hayır. Bizde  niye çıkıyor? Bizde kriz zaten vardı. Bunu milliyetçi duyguları da istismar  ederek, 'Efendim işte biz bir başka milli kurtuluş savaşı veriyoruz. Dış güçler  bizimle, ekonomiyle oynuyorlar.' Sen, çocuk oyuncağı mısın? Sen, çocuk musun?  Sen, devleti yönetmiyor musun? Merkel yönetirken Almanya'da, Fransa'da,  Meksika'da kriz çıkmıyor, niye sende çıkıyor?"
 
9 soru yöneltti
 
"Erdoğan'a 9 soru soruyorum" diyen Kılıçdaroğlu, PM üyelerinden  gittikleri her yerde bu soruları dillendirmelerini istedi. Kılıçdaroğlu, şu  soruları yöneltti:
 
"Bir, 'Tarımı bitir, çiftçiyi borç batağına sürükle, samandan  mercimeğe, canlı hayvandan ete kadar tarım ürünlerini ithal et.' diyen dış güçler  midir? İki, 'Yandaşlarına Türkiye'nin en büyük ihalelerini dolar endeksli ver,  ver ki dolar yükseldikçe daha fazla kazansınlar.' diyen dış güçler miydi? Üç,  'Haydi ihaleyi dolarla verdin, yandaşlarına dolarla gelir garantisi de ver.'  diyen dış güçler miydi. Dört, 'Haydi dolarla yandaşlarına gelir garantisi de  verdin, peki yandaşlarının sözleşme değeri 123 milyar dolar olan projelerinin dış  borçlarına devleti kefil et.' diyen dış güçler miydi? Beş, 'Döviz geliri olmayan  şirketlerin, döviz cinsinden borçlanmalarına izin ver.' diyen dış güçler miydi?  Altı, geçmişteki üreten ve saygınlığı olan Mustafa Kemal'in Türkiye'sini  Londra'daki bir avuç tefeciye teslim eden dış güçler miydi? Yedi, 'Merkez  Bankasına müdahale et, bağımsız kurumların bağımsızlıklarını sonlandır, her şeyi  sen belirle.' diyen dış güçler midi? Sekiz, haklı olarak 'Borç alan, emir alır'  diyordun. Memleketi bu hale getirmek için bugüne kadar emir aldığın dış güçleri  açıklayacak mısın? Son soru, geldiğimiz noktada artık Londra'daki tefeciler faizi  yetersiz buldukları ve sana güvenmedikleri için borç vermiyorlar. Şimdi borç  almak için Katar'ın kapısını çalmaya ve yalvarmaya başladın. Yeni emirleri  Katar'dan mı alacaksın?"

ETİKETLER