Kendini beğendirmeye çalışmak yoruyor

Burak Tapan / brktpn@gmail.com |  25 Aralık 2016 Pazar - 2:30 | Son Güncelleme : 25 12 2016 - 2:32

Yasemin Allen ve İrem Sak... Son dönemde sık sık izlediğimiz iki güzel oyuncu, bu hafta vizyona giren "Dönerse Senindir"de Murat Boz'la başrolleri paylaşıyor. Allen, şöhretin can sıkıcı yanları olduğunu, kendini insanlara beğendirmeye çalışmanın yorucu olduğunu söylüyor...


İkinizin de romantik komedilerde çok yer almadığını biliyoruz. “Dönerse Senindir” neden cazip geldi?

İrem Sak: Senaryo okuduğun an kafanda biraz canlanıyorsa, tamamdır bu güzel oynarım diyorsun. Oyuncular da önemli. Eğer bu filmde olmasaydım kıskanır ve üzülürdüm gerçekten.

Yasemin Allen: Ben üzerine atladım senaryonun. Seyirci beni daha çok dramda gördüğü için farklı bir şey yapmak istedim. Daha farklı bir performans söz konusu burada.

Selin (Y.A) ve Defne'nin (İ.S.) sevdiğiniz/sevmediğiniz yönleri neler oldu?

Y.A: Selin'in hem sevdiğim hem de eleştirdiğim noktası aynı aslında. Hayatında sadece müziğe ve kariyere odaklı. Bazı insanlarda da böyle bir şey var. Söz konusu alanda kendini ispatlayana, tatmin olana kadar durmuyorsunuz. Hırs bu. Bu da kişisel ilişkilerde dikkatli olmadığınız bir nokta. Ancak dünyaya Selin gibi insanlar da lazım.

İ.S: Defne'nin enerjisini, çabalamasını sevdim. Sonuçta arkadaşım Mehmet'i sevgilisi Selin terk ediyor ve tamamen depresyonda çocuk. Açıkçası gerçekte bir insan için o kadar uğraşmam. Çünkü bir insanın yalnızca kendisi karar veriyor ne yapıp yapmayacağına. Siz en doğrusunu gösterseniz de kendi yoluna bakıyor kişi.

Bir zaman sonra temkinli oluyorsunuz

Kariyer uğruna sevgilinizi bırakıp gider misiniz?

Y.A: Sonuçta Selin değilim. Hatta gerçekte fazla anlayışlıyım. Geçmiş ilişkilerimde karşı tarafa karşı ödün verdiğim oldu. Ama o devir geçti.

Giden gitmiş midir yoksa dönmesine izin verir misiniz?

İ.S: Bazı gidişler iyidir, kıymet bilirsin. Bazıları da gerçekten bitmesi gerekiyorsa bitmiştir. Bir zamandan sonra ödün vermiyorsunuz. Temkinli oluyorsunuz.

Y.A: Annemin tavsiyeleri oluyor genelde. Geçmişteki gibi ödün vermemeyi öğrendim. Çünkü olgunlaştım. Şu an beraber olmaktan mutluluk duyduğum bir erkek var zaten.

Tek tip Türk erkeği yok!

Aşkı nasıl tanımlıyorsunuz?

İ.S: Heyecan duymak... Takılmak, plan yapmak vs değil. Tutku...

Y.A:  Bir tık rutin olması gerekiyor. Ona itirazım yok. Ama benim aşk tanımım yenilik üzerine. Sohbetin ve paylaşılan şeylerin kendini güncellemesi gerekiyor. Şu an bu heyecanı duyduğum bir erkek var hayatımda...

Sizin için Türk erkeği ne ifade ediyor öyleyse?

İ.S: Ben karşı cinse dünya vatandaşı olarak bakıyorum. Nasıl düşündüğü, nasıl şekillendiği, birikimi önemli.

Y.A: Zaten biriyle tanıştığında “Bu Türk erkeği böyle ya” dersen olmaz o iş öyle. Tek tip Türk erkeği yok ki. Karışık bir ülkeyiz. ABD'de Türk erkeği gibi maço ve sert davranan çıkıyor mesela.

Sevgilisi tarafından terk edilen erkeklere ne önerirsiniz?

İ.S: Ortada duygular varsa, sonuna kadar gidilir ama bitmişse çok enerji harcamamak lazım. Ya kendine ya da yeni bir insana vakit ayırmalılar.

Y.A: Adamı dağıtmamak lazım diye düşünüyorum. Bırak kafasına göre yaşasın duygularını.

Avustralya çok güzel ama uzak. Bir zaman sonra ülkenize yakın olmak istiyorsunuz...

Algılar çabuk değişiyor...

Anneniz Suna Hanım (Yıldızoğlu) "Yasemin benim koçum" diyor. Aranızdaki anne-kız ilişki nasıl?

Valla neden öyle söylemiş bilmiyorum. Biz hep iyiyiz. Anneyle de değişik oluyor biraz. Bazen taklit etmeye çalışıyorsun, onu yansıtıyorsun. Bu oyunculuğa yansıdığında sıkıntı doğabiliyor. Eleştirdiğinde de tatlı dilini kullanır zaten.

Çekingen bir çocuk olduğunuzu söylemiştiniz. Şöhret ve güzellikle aşılıyor mu bu durum?

Şöhretin ve sektörün sıkan şeyleri oluyor. İnsan yoruluyor ya... Sonuçta kendini beğeniye sunuyorsun; bedenin, tarzın, performansın... Bu yaptığımız işin parçası. Oynadığımız roller üzerinden algılar oluşuyor.

Daha net olursak, şöhret ağır mı geldi?

Yok tam o değil mesele. İnsanların algısının çok çabuk değişebilmesinden, bir zaman sonra yapışıp kalmasından bahsediyorum.

Oyunculuk dışında tarzınızla da konuşuluyorsunuz... Modayı takip ediyor musunuz?

Çılgınlar gibi takip ettiğim söylenemez. Renklere vs dikkat ederim. Zaten görsel sanatlarla da ilgileniyorum. Kara kalem çalışmaları yapıyorum.

Eğitimizini Avustralya'da aldınız, babanız İngiliz. Türkiye'ye keşke dönmeseydim dediğiniz olmuyor mu?

Yok, inanın hiç dediğim olmadı. Avustralya çok güzel ama uzak. Bir zaman sonra ülkenize yakın olmak istiyorsunuz. İki kültür arasındaki temel fark, doğaya saygı duymalarıydı sanırım. Bunun dışında bariz bir fark hissetmiyorum.  

ETİKETLER