Kalıplara meydan okuyor!

27 Haziran 2018 Çarşamba - 2:30 | Son Güncelleme : 27 06 2018 - 2:30

Yaptığı müziklerle adını tüm dünyada duyuran Mercan Dede, nam-ı diğer Arkın Ilıcalı, 9 farklı isim kullandığından bahsederek, “Bunun gerçek anlamda özgürlük olduğunu düşünüyorum” dedi


Neyzen, besteci, yapımcı ve DJ Mercan Dede, Sufi müziğini etnik enstrüman ve sanatçılarla zenginleştirip, elektronik müzikle harmanlamasıyla tanınıyor. Geçtiğimiz günlerde kutlanan Dünya Yoga Günü’nde Akmerkez Üçgen Teras’ta sahne alan müzisyenle konser öncesi bir araya geldik.

Müzik yolculuğuna plastik su borusundan yaptığınız ney ile başladınız.

Çünkü o zamanın şartlarında şu an olduğu gibi kolay ney ya da ney dersi okulları yoktu. İmkanlar yoktu ama ney sesini ve sazını da çok sevdiğimiz için gidip dükkandan 25 kuruşa kestirdiğimiz su borusunu kızgın bıçakla açıp ilk neyimizi yapmıştık. O bizim neye olan sevgimizi gösteren bir hikaye aslında. O yüzden arkasındaki fikirden çok içindeki kalp önemli.

Geldiğiniz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gelinen tek bir nokta yok, sürekli bir ilerleme var. Uluslararası başarı; kendimizi ifade edebiliyorsak, kültürümüzü tanıtabiliyorsak, kendi dilimizde uluslarası bir dil yaratabiliyorsak doğru yoldayız demektir.

YOLUN BAŞINDAYIM

Sufi inancıyla nasıl tanıştınız?

Ney, aslında o anlamda önemli. Mesnevi’nin ilk dizesi ‘Dinle Ney’den’ diye başlıyor. Aslında uzun ince bir yol ve ben bu yolun başında olduğumu düşünüyorum. Ama özellikle sekiz yüzyıl evvelden söylenmiş ve bugün hala capcanlı dipdiri yaşayan, Mevlana’nın sevgi, hoşgörü, barış, kardeşlik ilkeleri ki bugünün savaşla dolu dünyasında, öfkeyle dolu politikacıların insanları ayırıp böldüğü dünyada hala birbirimizi birleştiren elimizdeki en güzel güç. O anlamda ben onu felsefe olarak değil bir yaşama biçimi olarak görüyorum.

‘İsimsizlik özgürlük’ diyorsunuz. 9 farklı isim kullanmak nasıl bir şey?

O isimlerden bir kısmını en yakın dostlarım bile bilmiyor. İsmi bilinmeksizin bir sanat eseri ürettiğinizde, hem de ürettiğiniz eserden size ne para ne pul ne eleştiri anlamında bir dönüş olmayacağını bildiğinizde sanat eserinizi gerçekten istediğiniz gibi oluşturuyorsunuz. “Kuşlar gibi şarkı söylemek isterim. Kimin ne düşündüğü ya da ne söylediğime hiç aldırmaksızın.” Mevlana’nın güzel bir sözü ve benim hayata bakışımı, müziğe bakışımı çok güzel ifade ediyor. Bunun gerçek anlamda özgürlük olduğunu düşünüyorum. Çünkü sanat dünyası, sanatın hemen hemen her platformu o kadar çok tanınmaya, neyin trend olduğu neyin meşhur olduğu, nerden ne para kazanıldığına bağımlı ki. Onların hepsi aslında özgün anlamda sanat eseri yaratmanızı engelleyen şeyler. Bir şekilde bunları kırmaya çalışıyorum dokuz isimle.

Şu anda neler yapıyorsunuz?

İzun zamandır ihmal ettiğimiz DJ’liğe dönüş var. 4 tane çıkmayı bekleyen single parça var, bu parçaları video olarak yapıyoruz. Kapadokya’da bir balonda DJ’lik yaptık. Oradaki görüntülerden oluşturulan video ile ilk singlemız çıkacak. Ardından Rock müzik tarihinde çok değerli bir grup olan Pink Floyd’un bir remixi var. Tahmin ediyorum Burning Man öncesi çıkacak. Burning Man’de bu sene iki tane büyük projemiz var, onlar da devam edecek.

HER ZAMAN UMUT VAR

Tam şu röportajı yaptığımız günde aslında dünyanın fırtınalardan geçtiği bir dönem. Sadece ülkemizde değil... İnsanların gruplara ayrıldığı, bölündüğü, gerildiği, ekonomik şartların zorlandığı, birazcık kara bulutların olduğu bir dönem. Özellikle bu dönemlerde bize gereken en önemli şeyin umut olduğunu düşünüyorum. Sanatın, kültürün, müziğin, hayatın, dansın amacı da umudun yayılmasını sağlamak. O yüzden her zaman inandığım ve söylediğim gibi; kalbimiz çarptığı sürece umut var.