İSO Başkanı Bahçıvan: Pozitif gelişmeler var

AA |  13 Kasım 2018 Salı - 10:21 | Son Güncelleme : 13 11 2018 - 13:41

İSO Başkanı Bahçıvan, "Dövizin mutlaka dengeye oturması çok önemliydi, şu anda bu konuda pozitif gelişmeler var. Alınan tedbirler piyasalarda bir canlanma oluşturdu." dedi.


İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı  Erdal Bahçıvan, faiz oranlarına ilişkin “Bu faiz oranları ile Türkiye'nin bırakın  yeni yatırım yapması, mevcudu bile sürdürmesi mümkün değil. Bu yüzden mutlak  suretle enflasyon ve faizleri, finansal istikrarın çizgisi içinde makule  getirmemiz gerek.” dedi. 
 
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, AA Finans Masası'nın konuğu  oldu.
 
Türkiye'nin son dönemde yaşadığı gelişmelere işaret eden Bahçıvan,  siyasetin ve sosyal hayatın yoğun olduğu 2,5 yıl geçirildiğini söyledi.
 
Ekonomik bünyenin bağışıklığının bu dönem içinde zaman zaman düştüğünü  anlatan Bahçıvan, finansal istikrarın korunmasının önemine dikkati çekti.
 
Bahçıvan, temel sorunların altında, finansal istikrardan uzak olmanın  yattığını belirterek, şunları kaydetti:
 
"Şimdi Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın sorumluluğunda yeni  bir ekonomik program oluşmaya başladı. Son 2-2,5 aydan beri finansal dengenin  oturtulmasına yönelik çabalarını hep beraber izliyoruz. Öncelikle dövizdeki  oynaklık ve sert hareketlilik belli bir çizgiye çekilmeye çalışılıyor. Son  haftalarda bunun adım adım başarıya ulaştığını görmekteyiz. Bazı ülkeler  enflasyona, bazı ülkeler işsizliğe hassas. Türkiye ekonomisi, Türk toplumsal  hayatı da dövize hassas. Dövizin mutlaka dengeye oturması çok önemliydi. Şu anda  o konuda önemli, pozitif gelişmeler var. Bunun arkasından enflasyonu dengelememiz  gerekiyor. Türkiye'nin yeniden hiper enflasyonu yaşama lüksü yok.
 
Enflasyon bütün kötülüklerin anası-babası. Çift haneli enflasyonun en  kısa zamanda hayatımızdan çıkması gerekiyor. Başarı liginde oynayacaksanız,  enflasyonu gündeminizden çıkarmanız gerekiyor. Tabi biraz zaman alacak, burada  biraz sabıra ihtiyacımız var. Ardından da faizlerin dengeye oturması gerek.  Faizlerin şu an en yüksek seviyesinden geriye doğru gidişini görmekteyiz ama  bunun Türk sanayisi için rekabet edebilir faiz oranı olduğunu söylemek mümkün  değil."
 
"Vergi konusundaki eleştiriler, piyasa gerçeklerinden uzak"
 
Erdal Bahçıvan, reel hayatın beklediği acil birtakım çözümlerin  alınması gerektiğini ifade ederek, sektör bazlı bir takım dönemsel  promosyonların, içinde bulunulan süreçte ciddi katkı vereceğini söyledi.
 
Zamansal ölçünün aşılması halinde beklenen etkinin görülmeyeceğine  işaret eden Bahçıvan, bazı sektörlere verilen destek ve teşviklere ilişkin  değerlendirmelerde bulundu.
 
Bahçıvan, otomotivde sektör temsilcilerinin istedikleri tüm  teşviklerin karşılandığı bir paketin çıktığını, konutta da bir hareketliliğin  yaşandığını anlatan Bahçıvan, şunları kaydetti:
 
"Son dönemde aldığımız bilgiler, alınan tedbir ve önlemlerin  piyasalarda bir canlanma oluşturduğu şeklinde. Bazı çevrelerin abarttıkları ve  speküle ettikleri kadar olumsuz netice düşünmüyorum. Bazı çevreler, özellikle dış  çevreler 'Eğer bunu yaparsanız Türkiye'nin vergi geliri düşecek.' diyor ama  piyasa gerçeklerinin uzağında birtakım açıklamalar bunlar. Sıfırın vergisi olmaz.  Eğer o piyasa durduysa, ÖTV yüzde 100 de olsa, sıfır çarpı 100 sıfırdır. Burada  en azından bir hareketlilik oluşturuyorsunuz.
 
Kamu maliyesi açısından kazanç kaybettireceğini değil, bilkakis  piyasanın hareketliliğinden dolayı belli bir matrahın oluşması, o matrahtan da  vergi doğması dolayısıyla katkı sağlayacağını düşünüyorum. Eleştiriler, piyasa  gerçekliğinden uzak. Bazı sektörlerde yapılan destekler anlamlı, yapılması  gereken, can suyu diyebileceğimiz katkılar bunlar. Önümüzdeki dönemde de doğru  istişare ve teşhislerle, buna benzer aksiyonların fayda sağlayacağını  düşünüyorum."
 
"Türkiye'nin cari açık problemini çözmesi zor değil”
 
Erdal Bahçıvan, Türkiye'nin cari açık sorununa da değinerek, son 2  aydır elde edilen cari fazlanın iyi okunması gerektiğini vurguladı.
 
Uzun vadeli Türkiye'nin cari açığına katkı sağlayacak politikaların  konuşulması gerektiğini anlatan Bahçıvan, “Türkiye'nin hangi konularda cari açık  doğurduğu çok net. Enerji konusunda her geçen gün yerli kaynaklardan  oluşturacağımız enerji politikası, Türkiye'yi önümüzdeki 3-5 yıl içinde enerji  kaynaklarından olan problemlerden adım adım uzaklaştıracak. Ara mal konusunda da  Türkiye'nin neye ihtiyacı olduğu çok açık. Nokta atışı dediğimiz yöntemlerle  Türkiye'nin cari açık problemini çözmesinin çok zor olduğunu düşünmüyorum. Doğru  yatırımlar, doğru hedefler, doğru finansman politikaları ve doğru yatırımcılar  tespit edildiği takdirde, teknolojide akılcı yatırımlar yapıldığı ve temel ana  başlıkları saptadığımız zaman Türkiye cari açık sorununu aşar." diye konuştu.
 
Bahçıvan, İSO'nun ara mal ithalatlarının yatırımlara dönüşmesi için  Kalkınma Bankası’nın yeni baştan dizayn edilmesi için yaptığı girişimlerden de  bahsederek, bununla ilgili yapılan yeniden yapılandırmanın önemli açıkları  kapatacağını ifade etti.
 
Ara mal konusunda yerli ürünlerin kullanılması konusunda çalıştıkları  bilgisini veren Bahçıvan, farklı nedenlerden dolayı kullanılmayan yerli ürün  kullanımını ciddi anlamda masaya yatıracaklarını, ses getiren bir çalışma  yapacaklarını bildirdi.
 
 "Yeni yatırım dönemine geçmişteki alışkanlığımız olan, bankacılık  kaynakları ile devam etmemiz mümkün değil"
 
Erdal Bahçıvan faiz oranlarına ilişkin, "Bu faiz oranları ile  Türkiye'nin bırakın yeni yatırım yapması, mevcudu bile sürdürmesi mümkün değil.  Bu yüzden mutlak suretle enflasyon ve faizleri, finansal istikrarın çizgisi  içinde makule getirmemiz gerek. Belki Hazinenin faizleri bir iki puan düşüyor, bu  sevindirici ama bankaların, oluşturduğu kaynak noktasında henüz enflasyona bağlı  olarak daha mevduat faizlerini düşürmesi adına elleri çok güçlü değil. Dışarıdan  da henüz istenen ölçüde, güçlü, Türkiye'yi rahatlatacak maliyetli fon akışı  sağlanmış değil." diye konuştu.
 
Türkiye’de sermaye piyasalarında yeterli derinliğin sağlanmadığını,  kaynak kullanımı noktasında herkesin aklına gelen adresin bankalar olduğunu  anlatan Bahçıvan, bu durumun bankalara gereğinden fazla talep oluşmasına yol  açtığını belirtti.
 
Bahçıvan, reel sektörün bütün ihtiyaçlarını bankalardan karşılamaya  çalıştığını aktararak, “Bu da böylesine sıkıntılı dönemlerde bankaların bazen  hadlerini aşan boyutta reel sektörün üzerine gelmesi gibi bir imkanı  doğurabiliyor.” dedi.
 
Türkiye'nin en önemli konusunun kaynakların doğru kullanılması  olduğunu dile getiren Bahçıvan, "Finans sektörümüz de, reel sektörümüzün de,  siyasetimizin de kendi özeleştirimizi yapması gereken bir süreçteyiz. Temel konu,  bizi bekleyen yeni yatırım dönemine geçmişteki alışkanlığımız olan, bankacılık  kaynakları ile devam etmemiz çok mümkün değil. Milli bir finans hedefi olmadan bu  tür yatırımların yapılması çok kolay değil." ifadelerini kullandı.
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı  Erdal Bahçıvan, reel sektörün yaklaşık 220-230 milyar dolar arasında bir döviz  borcuna sahip olduğunu belirterek, “Bu borç aslında Türkiye ekonomisi için  kaldırılamayacak bir borç değil. Bugün dünyaya baktığınız zaman hala daha  Türkiye’nin borç oranları dünyadaki örneklerinin çoğunun altında.” dedi. 
 
Döviz kurlarında yaşanan artışın ve daha sonraki azalışın sektöre  etkisini değerlendiren Bahçıvan, Türkiye’de eski dönemlerdeki döviz sorunlarının  şimdikine göre farklı olduğunu dile getirdi.
 
Geçmiş döviz sıkıntılarından bugünkü döviz sıkıntılarını ayrıştıran en  önemli faktörün reel sektörün üzerindeki çok ciddi döviz yükümlüğü olduğunu  aktaran Bahçıvan, “Ve bunların her biri de Türk şirketlerinin bilançolarında  maalesef bu dövizle oynama olduğu zaman ciddi bir tahribat oluşturuyor.” dedi. 
 
“Krediye dönük kaynakları çok daha dikkatli kullanmalıyız”
 
Reel sektörün üzerine böyle bir yük geldiği zaman bunun o reel  sektörün bağlı olduğu bankacılık sektörünün de riski olarak gözüktüğünü ve bunun  da bankaların dışarıdan fon almasını olumsuz etkilediğini belirten Bahçıvan,  şunları söyledi:
 
“Demek ki geçmişten ders çıkarmamız gerekiyormuş. Her şirketi bu kadar  kolay dövizle borçlandırmamız gerekiyormuş. Bunun da altını burada çizmek  istiyorum. Hatta gelecekle ilgili belki de çıkarmamız gereken en önemli hassas  ders şudur. Türkiye’de döviz kredisi kullanmak bir teşvik enstrümanı olmalı.  Belli temel sektörler, cari açığa katkı sağlayacak konular, stratejik önemi olan  yatırımlar dışında her yatırımcının bankaya gidip rahatlıkla dövizle  borçlanmasının bize çok uygun olmayan bir yöntem olduğu, bu kadar serbestlik  biraz finansal açıdan kendi tasarruflarımızın dışında bir tasarrufu kullanan bir  ülke ekonomisi için bol olduğunu bu süreç içeresinde gördük. Bankalar maalesef  kendini bu konuda yeteri kadar disipline edememiş, bunu da üzülerek söylemek  istiyorum. Reel sektörümüz de kendini yeteri kadar disipline edememiş. Demek ki  bazı konuları tedbirli ve disipline yapıda götürmek gerekiyor.“
 
Bahçıvan, reel sektörün şu anda net 220-230 milyar dolar arasında bir  döviz borcuna sahip olduğunu belirterek, “Bu borç aslında Türkiye ekonomisi için  kaldırılamayacak bir borç değil. Bugün dünyaya baktığınız zaman hala daha  Türkiye’nin borç oranları dünyadaki örneklerinin çoğunun altında. Ama bizim temel  problemimiz şu; ne yazık ki biz kendi tasarruflarımızla borçlanmıyoruz. Bizim  Türkiye’de ne yazık ki tasarruf oluşturma noktasında geçmişten gelen o sorunumuz  Türkiye’nin istediği büyümenin kökündeki finansal kaynağı oluşturabilecek boyutta  değil. Ve öyle olunca da tabii yurt dışındaki dostların tasarrufuna ihtiyacınız  var.  Bu nedenle özel sektörün borç yükünün ötesinde bu borcun kaynağının yabancı  finansman olması sorunu Türkiye’nin temel problemi. Biz elimizdeki krediye dönük  kaynakları çok daha dikkatli çok daha stratejik kullanmalıyız.” ifadelerini  kullandı.-“Türkiye’nin çok rahatlıkla bu borçların çevirebileceğini  düşünüyorum”
 
Ancak Türkiye’nin bu borcun rahatlıkla çevirebileceğini vurgulayan  Erdal Bahçıvan, şöyle devam etti:
 
“Ben Türkiye’de dengelenme ve güven ortamı oluştuğu zaman Türkiye’nin  çok rahatlıkla bu borçların çevirebileceğini, bu borçları döndürebileceğini ve  üstüne borç alabileceğini düşünüyorum. Çünkü dünyada Türkiye kadar borcuna sadık,  Türkiye kadar kaliteli bir borç ilişkisi oluşturan fazla da bir toplum yok.  Türkiye tarihinde biz ne moratoryum ilan etmişiz, ne borçlarımızı silmişiz.  Osmanlı gibi bir geçmişimizin borcuna dahi sahip çıkmış olan bir sicilimiz var  bizim. En zor dönemlerdeki borçlarımızı ödemişiz. Bütün mesele bu borcu nitelikli  bir fiyatla nitelikli bir stratejiyle yönetilmesi.”
  
Sanayiciler KDV uygulamasında yeni düzenleme istiyor
 
Erdal Bahçıvan, KDV reformuna ilişkin şu değerlendirmelerde  bulundu:
 
"KDV hayatımıza 1980'li yıllarda girdi. Yıllar itibariyle KDV'de  oranlar değişti. Üretimin üzerindeki finansman yükünün mümkün olduğu kadar  azaltılması, makule getirilmesi, hatta kökünden kaldırılması gerek. Bugüne  bakıldığında tüketim vergisi diye hayatımıza giren KDV, tüketim vergisi olmaktan  çıkmış sanayicilerin üzerinde muazzam bir finansman yükü haline gelmiş. Bunun  muhtelif nedenleri var. Sanayici üretim yapıyor, arsa satın alıyor, yatırım  yapıyor KDV hep üzerinde kalıyor. Geçen yılın en büyük 500 sanayi şirketinin 7-8  milyar lira seviyesinde KDV yükü var. Reel sektör üzerinde tahminimiz 70-80  milyar liralık KDV yükü var. O günün şartlarında KDV uygulamasını dışarıdan bir  model olarak aldık. Şu anda KDV'nin yüzünden birçok olumsuzluklar da var. Haksız  rekabet, kayıt dışının en temel nedenlerinden birisi KDV. Birçok sektör yüzde  18'lik KDV'den dolayı KDV'siz, faturasız satış yapıyor. Naylon fatura gibi  hayatımızdan bir problemin kökünde KDV üzerinden rant elde etmek isteyenler var.  Devlete yapılan işlerde ciddi anlamda istihdam ve vakit kaybettiren konuların  içinde KDV ile uğraşmak var. Maliyede bürokrasinin önemli iş yükünde KDV ile  uğraşmak var. 30 küsur senelik bir uygulamanın artık rehabiliteye girmesi,  “check-up’a yatırılması gerekir. Bu konuyu bakanlığımızla görüşüyoruz. Her  ülkenin kendine özgü vergi modeli olması lazım. Bu haliyle KDV'nin Türkiye'nin  menfaatlerine ve gerçek anlamda girişimciliğine fayda mı zarar mı getirdiği  konusunda şüphelerim var. Bunun masaya yatırılması lazım."
 
KDV'de yapılabilecek düzenlemelere dair sanayicilerin de önerileri  olduğunu anlatan Bahçıvan, "Biz şu andaki KDV ile devletimize vergi kazancı  sağlıyoruz. Diğer taraftan da yüzde 30'la kredi kullanıp, sıfır faizle sonsuz  vadeli devlete KDV borcu vereceksiniz. Bu adil mi? Bu para şirketin içinde kalsa  iş, yatırım ve üretim olarak ekonomiye yönelse daha mı fazla değerli olur. Bunu  da bakmak lazım." dedi.
 
Bahçıvan, enflasyon dönemlerinden kalan bir uygulama olan geçici vergi  konusunun da bugün sorgulanması gerektiğinin altını çizdi.
 
Türkiye'nin gerçeklerine uygun bir modelin çalışılması gerektiğini  söyleyen Bahçıvan, şunları kaydetti:
 
"Bir AB modelini alıp birebir Türkiye'ye uygulamak. Görüyoruz ki  yürümüyor. Devletin de vergi kaybına uğramayacağı bir model üzerinde çalışılması  gerekli. Teklifimiz bu yönde. KDV ile ilgili bir önerimiz daha var. Reel sektörün  devletten yüklü miktarda KDV alacağı var. Kısa vadede bunu nakit olarak ödenmesi  çok kolay değil. Bunun belli bir vadeye ya da hazine bonosuna dönüştürülmesi  düşüncesi var. Bu tutar teminata bağlı bir kağıtla ilgili firmalara verilsin.  Bugün ne yazık ki, teminat limitleri düşmüş olan firmalara taş gibi bir teminat  kağıdı olsun. Buna 'KDV Garanti Fonu' ya da 'KDV Birikim Fonu' mu denir  bilemiyorum. Bunu bir model dönüştürüp, firmalar bu kağıdı bankalara götürüp  teminat alabilir. Burada kazan-kazan durumu söz konusu. Bu KDV iadesi zaten  devletin ödeyeceği bir borcu. Bu boşa verilmiş olan bir para değil. Bu konu da  ilgi görmüş durumda. İnanıyoruz ki, gelecek dönemde bununla ilgili güzel haberler  alacağız."
 
“Konkordatonun suistimal edildiği tartışmaları haksız değil”
 
Bahçıvan, son dönemde birçok şirketin yapılandırma yapmasına ve  konkordato ilan etmesine ilişkin de görüşlerini paylaştı.
 
Konkordatonun suistimal edildiği tartışmalarının haksız olmadığını  dile getiren Bahçıvan, sözlerini şöyle tamamladı:
 
“Konkordato dünya alacak sisteminde yer etmiş bir uygulama. Doğru  uygulanırsa belli bir nefes almak isteyen firmalar için bir fırsat ama bunu aşırı  derecede suistimal edersek ifrat ile tefrit arasında bir karışma oluyor. Bunun  spekülasyona dönüşmesi bile yanlış. Son zamanlardaki konkordato taleplerinin daha  sıkı kontrol edildiğini memnuniyetle görüyoruz. Biz konkordato komple kökten  kalksın diye bir düşüncenin asla içinde değiliz ama ölçüsü kaçan uygulamalar  noktasında haklı konkordato taleplerinin bir süre sonra değerini kaybedeceği  endişesi içindeyiz.”

ETİKETLER