Yeni Zelanda Dışişleri Bakanı Peters: Terörist ömrünün geri kalanını tek kişilik hücrede geçirecek

AJANSLAR |  22 Mart 2019 Cuma - 9:34 | Son Güncelleme : 22 03 2019 - 11:27

İslâm İşbirliği Teşkilatı (İTT) Acil İcra Komitesi Toplantısı'nda konuşan Yeni Zelanda Dışişleri Bakanı Winston Peters camilere saldırarak 50 kişiyi katleden teröristin ömrünün geri kalanını tek kişilik hücrede geçireceğini açıkladı.


Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, "Hoşgörü kültürünün  hakim olduğu Yeni Zelanda'da bile bu tür bir saldırının meydana gelmesi,  insanlığın  birlikte yaşama arzusuna kastedenlerin Christchurch'ten tüm dünyaya  gönderdikleri bir tehdit mesajıdır. Bu terör saldırısını münferit bir vaka olarak  görmek, işin doğrusu akla, mantığa uygun değildir." dedi. 
 
Çavuşoğlu, Yeni Zelanda'da İki Camiye Yönelik Terörist Saldırı ve  Müslümanlara Karşı Nefret ve Tahammülsüzlükle Mücadele Konusunda İslam İşbirliği  Teşkilatı (İİT) Dışişleri Bakanları Düzeyinde Açık Katılımlı Acil İcra Komitesi  Toplantısı'nın açılışında konuştu.
 
Terör saldırısında hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılara acil  şifalar dileyen Çavuşoğlu, Yeni Zelanda devletine ve halkına başsağlığı, sabır ve  metanet dileklerini sundu.
 
Çavuşoğlu, insanlık dışı terör eyleminin ardından Cumhurbaşkanı Recep  Tayyip Erdoğan'ın talimatı üzerine Türkiye'nin zirve dönem başkanlığı  çerçevesinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ile Yeni Zelanda'ya gittiklerini  hatırlatarak, saldırı kurbanlarının yakınları, halen tedavi gören yaralılar ve  saldırıya uğrayan camilerin yöneticileriyle duygusal anlar yaşadıklarını anlattı.
 
İİT'nin selamlarını ve dayanışma mesajlarını ilettiğini aktaran  Çavuşoğlu, Yeni Zelanda halkının da bu ziyaretten çok mutlu olduğunu gördüklerini  ifade etti.
 
"Ülkede yaşayan Müslümanların sahiplenilmesini önemsiyoruz"
 
Çavuşoğlu, Yeni Zelanda makamlarını saldırı sonrası gösterdikleri  örnek tutumlarından dolayı takdir ettiğini dile getirerek, "Ülkede yaşayan  Müslümanların sahiplenilmesini ve samimi dayanışma mesajları vermesini  önemsiyoruz. Olay karşısında ilkeli tavır alan Yeni Zelanda hükümet ve meclisinin  bu tutumunun İslam ve yabancı düşmanlığı eylemlerinin sıklıkla görüldüğü ülkeler  ve siyasetçileri tarafından örnek alınacağını umuyoruz." diye konuştu.
 
Bugünkü toplantının vahşi saldırıyı kınamak ve terörle mücadelede Yeni  Zelanda hükümetiyle, halkıyla ve oradaki Müslümanlarla dayanışmayı sergilemek  için önemli bir fırsat olduğunu belirten Çavuşoğlu, şunları söyledi:
 
"Aynı zamanda dünya genelinde İslam karşıtlığı ve yabancı düşmanlığı  içeren eylemlere karşı tek vücut olduğumuzu göstermek için buradayız. Hoşgörü  kültürünün hakim olduğu Yeni Zelanda'da bile bu tür bir saldırının meydana  gelmesi, insanlığın birlikte yaşama arzusuna kastedenlerin Christchurch'ten tüm  dünyaya gönderdikleri bir tehdit mesajıdır. Bu terör saldırısını münferit bir  vaka olarak görmek, işin doğrusu akla, mantığa uygun değildir. İslam düşmanı,  ırkçı ve dünyadaki tüm insanların huzurunu hedef alan bu zihniyete sahip çıkan  insanlara da maalesef rastlıyoruz. Başbakan Ardern'in net açıklamalarına rağmen  bu saldırının bir terör eylemi olduğunu dile getirmekten bile imtina eden  siyasetçileri görmekten üzüntü duyuyoruz."
 
Çavuşoğlu, Yeni Zelanda'da İki Camiye Yönelik Terörist Saldırı ve  Müslümanlara Karşı Nefret ve Tahammülsüzlükle Mücadele Konusunda İslam İşbirliği  Teşkilatı (İİT) Dışişleri Bakanları Düzeyinde Açık Katılımlı Acil İcra Komitesi  Toplantısı'nın açılışında konuştu.
 
Son yıllarda İslam karşıtlığının yükselişi ve eyleme dönüşmesinin  endişe verici bir eğilime işaret ettiğini dile getiren Çavuşoğlu, göç karşıtı  popülist söylemlerin artmasıyla benzer eylemlerin özellikle Avrupa'da artışta  olduğunu, birçok Avrupa ülkesinde Müslümanların ırkçılık, ayrımcılık ve yabancı  düşmanlığı kaynaklı eylemlere yoğun şekilde maruz kaldığını ve bu eylemlerin  sayısının arttığını anlattı.
 
 
Çavuşoğlu, insanların inançlarını, kimliklerini, hayatlarını hedef  alan bir anlayışı kabul etmediklerinin altını çizerek, konuşmasını şöyle  sürdürdü:
 
"Beklentimiz, bu İslam düşmanı teröristlerin arkasındaki siyasi  desteğin bir an evvel son bulmasıdır. Elbette İslam düşmanlığının ve terörizmin  karşısında olan, hoşgörünün ve iyi niyetin tarafında yer alan tüm ülke ve  kuruluşlarla iş birliği içinde çalışmak isteriz. Bu olayların yakından takibi ve  tekrarlarının önlenmesi için tedbirler alınması da şarttır. İİT'nin 50. kuruluş  yıl dönümünde üzüntümüz bununla da sınırlı değildir. İsrail yönetimi  Müslümanların ibadet özgürlüğünü kısıtlama ve Kudüs'ün İslami kimliğini yok etme  gibi eylemlerini her geçen gün artırıyor. Filistin'de tüm dünyanın gözü önünde ve  her türlü uyarıya rağmen çağımızın en büyük zulümlerinden biri yaşanıyor.  Yıllardır Mescid-i Aksa'ya sistematik saldırılar gerçekleştiren İsrail'in de  tıpkı Yeni Zelanda'da camiyi kana bulayan zihniyet gibi ne inançlara ve kutsal  mekanlara saygısı ne de birlikte yaşamaya tahammülü vardır. Bu vesileyle  belirtmek isterim ki ABD Başkanının Golan Tepeleri hakkındaki kabul edilemez  açıklamaları da bu çarpık zihniyetleri besleyecek niteliktedir. Zamanımızın en  büyük trajedilerinden biri olan Rohingya Müslümanlarının durumu, İslam  düşmanlığının bir başka örneğidir. Maalesef bu örnekleri daha da çoğaltmak  mümkündür. Christchurch'teki katil ve kendisi gibi olanların sapkın dünya  görüşünde Müslüman da Yahudi de Budist de beyaz olmayan da hatta kendi çizgisinde  olmayan Hristiyan da aynı yerdedir."
 
"Atabileceğimiz bir çok adım, katedebileceğimiz uzun mesafe var"
 
Çavuşoğlu, terör saldırısının bireysel bir nefretin sonucu olmadığını  belirterek, "Kendisinden önceki canilere özenen, gelecekte başka ırkçı canilere  örnek olmak isteyen, dünyaya bir mesaj veren bir terör çizgisinin son örneğidir.  Buna karşı bugün, burada bir adım atacağız. Tüm bu nefret söylemlerine, bunun  olağan kıldığı şiddet ve teröre karşı tepkimizi beyanlarımızla ve fiili  adımlarımızla inşallah göstereceğiz. Bugün davetimize icabetle İstanbul'a  gelmeniz, dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanlara karşı yapılan eylemlere  duyarsız kalmadığımızın önemli bir göstergesidir. Bugün buradan yükselecek  sesimiz, ırkçılık, hoşgörüsüzlük, dışlanma ve şiddet eylemlerine maruz kalan  kardeşlerimizle dayanışmamızı güçlendirecek, onlara cesaret verecektir." diye  konuştu.
 
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İslam karşıtı yaklaşımlara ve  bunlardan kaynaklanan sorunlara karşı etkin önlem alınmasının artık bir  zorunluluk olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
 
"Bu yönde ilk adımın Müslümanların yaşadıkları toplumların  idarecileri, karar vericileri ve siyasetçileri tarafından atılması gerekmektedir.  Diğer taraftan İslam dünyasının tehditler karşısında birlik ve beraberlik içinde  hareket etmesi elzemdir. Bu noktada İİT üye ülkeleri olarak atabileceğimiz bir  çok adım, katedebileceğimiz uzun bir mesafe vardır. Nefret suçlarını olağan  kılan, siyaset ve basın aracılığıyla da normalleştirmeye çalışan nefret  söylemleriyle mücadele etmeliyiz. Yükselen ırkçı terörün ayak izlerini geriye  doğru izlediğimizde İslam düşmanı, yabancı düşmanı, göçmen düşmanı söylemlerin ve  bunları yayan siyasetçilerin ve hatta medyanın sorumluluklarını görüyoruz. Bu tür  sapkın ideolojilere sahip olanları dışlamak ve küçük oy hesaplarıyla toplumun  huzur ve dengesini bozacak söylem ve eylemlerden şiddetle kaçınmak insanlığa  karşı bir borçtur. Bu söylemler şiddete meyilli bu zavallı zihinlerde bir eylem  dürtüsüne dönüşüyor."
 
İslamı ve Müslümanları terörle bağdaştırmaya çalışan zihniyet ve  söylemler, uydurulmuş tarih farazileriyle güya desteklenerek bu insanların  radikalleşmesini körüklediğini anlatan Çavuşoğlu, "Son saldırıda failin dini  kimliğine bakarak Hristiyanlık bir terör dinidir diyebilir miyiz? Myanmar'daki  soykırıma Budist terörü diyebilir miyiz? Hiçbir din ve inanç, şiddet ve terörle  tanımlanamaz. Barış, bizim dinimiz İslam'ın adında ve merkezindedir." dedi.
 
"İİT ile sınırlı kalma lüksümüz yok"
 
Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye'nin başta Birleşmiş Milletler olmak üzere  üyesi bulunduğu uluslararası kuruluşlarda diyalog, uyum, çoğulcu yaşam ve  hoşgörünün altını çizdiğini aktararak, "Müslümanların karşılaştığı sorunlar ile  bunların çözümü konusunda çok taraflı uluslararası platformlarda süreklilik arz  edecek şekilde hep birlikte çalışmamız önemlidir. Bu tür saldırılar İslam  İşbirliği Teşkilatı bünyesinde bir mekanizma tarafından yakından izlenmeli, kayıt  altında tutulmalı ve bunlar Batı dünyası ve kamuoyları nezdinde kararlı bir  şekilde gündeme getirilmelidir. Ancak İİT ile sınırlı kalma lüksümüz de yoktur ve  olamaz. Uluslararası camianın önde gelen teşkilatları ve sivil toplum ile ortak  hareket etmeli, dünya kamuoyuna ulaşmalı ve hesap verebilirlik anlayışını  yaygınlaştırmalıyız." diye konuştu.
 
BM Medeniyetler İttifakı girişimi çerçevesinde somut olarak neler  yapılabileceğine de bakmak gerektiğine işaret eden Çavuşoğlu, "Medeniyetler  İttifakı'nın etkin ve etkili olması önem taşımaktadır. Bu ihtiyaç maalesef bugün  her zamankinden daha fazla geçerlidir." ifadelerini kullandı.
 
Çavuşoğlu, Ekim 2018'de İstanbul'da "İslamofobi'nin bir insan hakkı  ihlali ve ırkçılığın güçlü bir tezahürü olduğu"nun ilan edildiğine değinerek, "Bu  kez İslam düşmanlığı dahil ırkçılığın her türünün nedenlerinin tesis edilmesi  için etkin stratejiler geliştirilmesi için çağrı yapıyoruz. Uluslararası  kuruluşların görevlerini hakkıyla yapması için yeni bir girişimcilik örneği  sergiliyoruz. Bugün toplantımızın ve kabul edeceğimiz nihai bildirinin insanlık  ve İslam karşıtlarına ayrımcılık, aşırılık ve şiddet yanlılarına en güzel yanıt  inanıyorum." dedi.
Bu arada Yeni Zelanda Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Winston  Peters, terör saldırısının ardından ülkede Müslümanlara yönelik dayanışma  görüntülerini içeren bir video izletti. Videoyu izlerken Çavuşoğlu'nun  duygulandığı görüldü.
 
  
 
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf  bin Ahmed el-Useymin, "Bu saldırı aslında bizim için dönüş  noktası sayılabilir. Müslümanlara yapılan bu saldırı, türünün en vahşi örneğiydi.  Yeni Zelanda'da yapılan bu saldırı aslında hiçbir şekilde bizim gelecekteki  atacağımız adımların azaltılmasına, yahut bitirilmesine engel olamayacak.  Elimizden gelen her ortamda, bu terör eylemine tepkimizi vermeye devam edeceğiz."  diye konuştu.
 
Useymin, Müslümanların yaşadıkları ülkelerde ayrımcılığa maruz  kaldığını, bunun azalacağı yerde ne yazık ki gün geçtikçe arttığını, insanların  yaşam hakkının ellerinden alındığını ya da farklı şekillerde şiddete, ayrımcılığa  maruz kaldığını vurgulayarak, sadece dinlerinin gereklerini, vecibelerini yerine  getirirken bile ya öldürüldüklerini ya da bu haktan mahrum edildiklerini  kaydetti.
 
"Terörün dili, dini, ırkı yok"
 
Bunun asla kabul edilemeyeceğinin altını çizen Useymin, şöyle devam  etti:
 
"Bizim ayrıca şu anda yapmamız, harekete geçmemiz gereken en önemli  eylemlerden biri, Müslümanlara karşı nefret söylemlerini ve liderlerin bu nefret  söylemlerini engellemeye çalışmamızdır. Çünkü, Avrupa ülkelerinde, yahut diğer  ülkelerde yaşayan insanların, Müslümanların namaz kıldıkları camiler saldırı  altında kalabiliyor. Topla, taşla, tüfekle saldırı altında kalabiliyor. Maziden  bu yana böyle devam etmektedir. Yeni Zelanda'daki örneğe bakacak olursak, bu  insanlar sadece namaz kılıyordu, cuma namazını yerine getiriyorlardı. Camiye  gidip namaz kılarken bu insanların canına kastedildi. Bu, şu andaki Müslümanlara  karşı nefretin en büyük örneği oldu ne yazık ki. Bizim bütün liderlere şunu kesin  bir dille söylememiz gerekiyor. Bu terörün dili, dini, ırkı yok. Bu terör, her  zaman terör olmaya devam etmiştir. Eğer biz dillerimizi yumuşatmazsak,  Müslümanlara karşı bu nefret söylemlerinin azalmasında rol oynamazsak ne yazık ki  devam edecektir."
 
Useymin, bu liderlerin nefret ve ayrımcılıkla dolu olan konuşmaları  nedeniyle bu tür saldırıların yaşandığını ifade ederek, bu tür söylemler  azalmaması durumunda belki de saldırıların yaşanmaya devam edeceğini söyledi.
 
Bu tür saldırının hiç olmadığı kadar fazla bir şekilde yaşanmaya  başlandığını belirten Useymin, mutaassıp sağ denilen fazla taraflı ve terörist  olan bu kişilerin, bir an önce sınırlandırılması, güvende olan insanlara yönelik  tehdidin de bitirilmesi gerektiğini ifade etti.
  
"Önlemleri almazsak, bu saldırılar sürebilir"
 
Yusuf bin Ahmed el-Useymin, şiddete ve nefrete maruz bırakılan  insanların her zaman mazlum olduğunu dile getirerek, şöyle konuştu:
 
"Bunu kabul etmek zorundayız, bu ülkelerde yaşayan Müslümanlar, eğer  biz önlemleri almazsak sürekli bu tür saldırılara maruz kalabilirler. O yüzden  İİT olarak burada, İİT zirvesinde, bu acil toplantıda bir an önce kararlarımızı  alıp bunları yayınlamamız ve İİT olarak burada gerçekten insanların her ne dinden  olursa olsun kendi dininin gerektirdiği vecibelerini özgürce yerine getirmesini  sağlamamız ve bunun uğruna çalışmamız gerekiyor. İnsan haklarıyla ilgili  kanunlara baktığımızda gerçekten de sadece Müslümanların özgürce dini  vecibelerini yerine getirmesi değil, herkesin dini vecibelerini özgürce yerine  getirme maddesi var. Bu maddeye, kanuna bağlı olarak hepimizin çalışması, bütün  dünyada bunu yaymamız gerekiyor. Bununla beraber yine insan hakları kanununun 16.  maddesinde de sadece Müslümanların değil, bütün insanların özgürce dini  vecibelerini yerine getirmesi ve herhangi bir taassuba izin verilmemesi,  taassupların terör gibi korkutucu örneklere sebebiyet vermemesini içeriyor."
 
 "Diğer Arap ülkelerinin barış dili için çalışması gerekir"
 
Useymin, bugünkü toplantıda dinler, kültürler ve diller arası bu kadar  fazla iletişim kurulmuşken ve bu kadar fazla görüşme yapılırken, Suudi Arabistan  ya da diğer Arap ülkelerinin itidal dil kullanması ve bu dili her yerde yayması  gerektiğini ifade ederek, Birleşik Arap Emirliklerinin ve diğer körfez  ülkelerinin, Arap ve Müslüman ülkelerinin de bu yönde çalışması, iletişim  kurması, özellikle hikmet yönüyle, tevazuyla barış dilini yayması, bu dil ve  barış için çalışması gerektiğini kaydetti.
 
Konuşmasında Yeni Zelanda'daki saldırıyı tekrar kınayan Useymin, "Her  neyse sebebi, bir sebebi, yahut bin sebebi de olsa, bu olayı asla kabul  etmediğimizi burada yeniden bildirmek istiyoruz." dedi.
 
Yeni Zelanda hükümetine de teşekkür eden Useymin, saldırı karşısında  çok soğukkanlı, faydalı ve pozitif bir duruş sergilendiğini, şehit ailelerine çok  yardımcı olunduğunu belirtti. Useymin, bu duruşun kendileri için çok önemli  olduğuna dikkat çekerek, yardımcı olma çabasıyla insanların yanında duran bir  hükümet olduğunu söyledi.
 
Useymin, misafirperverliği ve toplantının düzenlenmesinden dolayı  Türkiye hükümetine de teşekkür ederek, bu tür eylemlerin en kısa zamanda  bitirilmesi temennisinde bulundu.
 
Peters 'Selamün aleyküm' diyerek başladı
 
 Yeni Zelanda Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı  Winston Peters, konuşmasına "Selamün aleyküm" diyerek başladı.  
 
Türkiye'ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a davetleri için  teşekkür eden Peters, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun daveti üzerine Yeni  Zelanda kabinesinin iki üyesi olarak burada bulunmanın önemli olacağını  düşündüklerini söyledi.
 
Temel amaçlarının Yeni Zelanda'da iki camiye yapılan saldırıyı  lanetlediklerini ifade etmek olduğunu aktaran Peters, "Çok zorlayıcı şartlar  altında yaşıyoruz ve artık hepimizin iğrenç olarak karşıladığı bu Yeni  Zelanda'daki terörizm saldırısını bir arada lanetlemek üzere buraya geldik. Bir  hafta önce Yeni Zelanda'lı olmayan bir korkak, hepimizi terörize etmeye çalıştı,  ülkemizi parçalamaya çalıştı. Cuma namazı kılmak amacıyla camiye giden kişiler,  tamamen korkak, menfur bir saldırıya maruz kaldı. 50 kişi öldü, 50 kişi  yaralandı, Birçok kişinin hastanelerde tedavileri devam ediyor." diye konuştu.
 
Peters, Yeni Zelanda polisinin olaya hemen müdahale ettiğini ve  saldırı yerine 5 dakika içinde polis temsilcilerin intikal ettiğini belirterek,  konuşmasını şöyle sürdürdü:
 
 "21 dakika içinde terörist tutuklandı. Bu noktadan itibaren söz konusu  kişi, Yeni Zelanda kanunlarına tabi olacaktır ve hayatının geri kalan kısmını  Yeni Zelanda'da tek başına bir hücrede geçirecektir. Ancak bu  konuda  araştırılmadık, bakılmadık tek bir noktanın kalmamasını sağlamak amacıyla Yeni  Zelanda tarihinin en büyük soruşturması başlatıldı. Ancak söz konusu kişinin  yaptığı saldırının sapkınlığı hiçbir ceza ile dengelenemez ama kurbanların  ailelerinin adalete kavuşacaklarını garanti edebiliriz."
 
 "Camilerin çevresinde herkes nöbet tutuyor"
 
Müslümanların bu saldırıya doğrudan maruz kaldığını ve dini  gerekliliklerini yerine getiren masum insanların öldürüldüğünü ifade eden Peters,  şunları kaydetti:
 
"Dini hoşgörüye çok önem veren bir ülkeyiz. Herhangi bir inancın  gereklerini yerine getiren bir kişiye karşı yapılan saldırı, hepimize yapılmış  saldırı anlamına gelmektedir. Yeni Zelandalıların her biri, müthiş bir üzüntü  duygusu içinde yaşamaktadır. Hepimizin aklı çok karıştı, hepimizin duyguları çok  karmaşık, milyonlarca Yeni Zelandalı vatandaş, Müslüman komşularına sarıldı.  Ülkenin çeşitli yerlerinde vefat edenlerin anısına çiçekler konuldu. Camilerin  çevresinde herkes nöbet tutuyor ve birkaç gün içinde Yeni Zelandalılar, 10 milyon  dolara yakın yardım yaparak söz konusu ailelere destek olmak için dayanışma  duygularını gösterdiler."
 
Peters, ülke olarak vefat edenlere, yaralananlara ve ailelere  saygılarını göstermek için ellerinden geleni yaptıklarını vurgulayarak, Başbakan  ve diğer temsilcilerin de Christchurch'e giderek yas sürecinde ailelere dayanışma  duygularını göstermeye çalıştıklarını söyledi.
 
Bugün aynı zamanda, Dışişleri Bakanları temsilcileri olarak vefat  edenlerin ailelerine desteklerini göstermek amacıyla burada bulunduklarını dile  getiren Peters, şöyle konuştu:
 
"Burada bulunan kişilerin de, bu destek duygularına katıldıklarına  eminiz. Bu hafta başında parlamentomuz yas tutma amacıyla bir araya geldi. Etnik  ve ırk açısından Yeni Zelanda hükümetinin en çok çeşitliliği olan kabineyi  yansıtıyor. Şu andaki kabinemiz ve parlamentomuz, belki de dünyanın en çeşitlilik  sahibi parlamentosu. Çok çeşitli dinlerin temsilcileri bir araya gelerek,  parlamentoda bir saygı duruşunda bulunduk. Bütün ülkede 2 dakikalık saygı  duruşunda bulunuldu. Aynı zamanda bir sonraki cuma, ulusal çapta vefat edenleri  anmak için bir anma toplantısı düzenlenecek. Hiçbirimiz aslında yaşadığımız  duyguları yeterince ifade edemediğimizi hissediyoruz. Hükümet olarak, devlet  olarak mümkün olduğunca bu hain saldırıdan yaralı olarak çıkan kişilere destek  olmak için elimizden geleni yapacağız. Bu kişilere, yaralılara bakacağımızdan  emin olabilirsiniz. "
 
"Aşırı düşüncelerin dini, ırkı, rengi diye bir şey yoktur"
 
Yeni Zelanda'daki Müslüman toplumun kendini güvende hissetmesini  sağlamayı amaçladıklarını ifade eden Peters, bunun kendileri için çok önemli bir  konu olduğunu dile getirdi.
 
Peters, her bir caminin başında nöbet tutan polis yetkililerinin  bulunduğunu, böylece herkesin, huzur içinde dini gerekliliklerini yerine  getirebildiğini anlatarak, şu açıklamalarda bulundu:
 
"Ülkede genel olarak polis kuvvetlerinin, daha yaygın olarak  kullanıldığını da söyleyebilirim. Aynı zamanda silah kullanma konusunda çok sıkı  kanunlar benimsendi, buna ek olarak sosyal medyanın şiddet yayma konusunda nasıl  kullanıldığını da yakından takip ediyoruz. Diğer ülkelerin de bu çabaların  parçası haline gelmesi gerekiyor. Aşırı düşüncelerin dini, ırkı, rengi diye bir  şey yoktur. Aşırı düşünceler nerede, nasıl ortaya çıkarsa çıksın mutlaka  lanetlenmelidir. Çok detaylı bir soruşturma süreci başlattık. Amacımız bu tür  anlamsız saldırıların ileride tekrarlanmasını önlemek. Teröristler ne zaman,  nerede saldırırsa temel amaçları, insanların içinde bir korku duygusu  yaratmaktır. Bu amaca Yeni Zelanda'da ulaşamadılar, çünkü biz teröristlerin  düşüncelerini paylaşmıyoruz. Yöntemlerini paylaşmıyoruz."
 
Yeni Zelanda'da nefret söylemine kesinlikle hoşgörü gösterilmeyeceğini  vurgulayan Peters "15 Mart'ta ülkemizde her şey değişti aslında ama değişmeyen  tek şey, Yeni Zelanda'nın ana, temel karakteridir. Yeni Zelanda, her zaman açık  ve güvenli bir toplum olmaya devam edecektir. Uluslararası ziyaretçilerin rahat  ve güvende hissedeceği bir ülke olmaya devam edeceğiz. Biz herkese empati ile  yaklaşan, hoşgörülü bir halkız. Bu hain saldırı, bu temel değerleri kesinlikle  sarsamaz, çünkü bunlar Yeni Zelanda'yı, Yeni Zelanda yapan değerlerdir." diye  konuştu.
 
Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen dayanışmaların kendilerini  duygulandırdığını ifade eden Peters, dünyanın her yerinden Müslümanların bugün ve  ileride destek vereceklerini kendilerine açıkça ifade ettiklerini söyledi.
 
Peters, hep beraber nefrete karşı direnmeye devam etmeleri gerektiğini  dile getirerek, "Nefrete dayalı şiddete karşı direnmeye devam edelim. Bu  trajediden yola çıkarak, çok daha yoğun bir şekilde, hoşgörü, empati ve anlayışı  yaymak üzere faaliyetimize devam edelim." dedi.