İnandırıcılık

26 Haziran 2006 Pazartesi - 21:25 | Son Güncelleme : 26 06 2006 - 21:25

İçine düştüğümüz şiddetli türbülansın 1 temelinde sıcak para ve cari açığı X teşvik eden politikaların bulunduğundan aklı selim sahibi kimsenin kuşkusunun kalmadığını sanıyorum...


İçine düştüğümüz şiddetli türbülansın 1 temelinde sıcak para ve cari açığı X teşvik eden politikaların bulunduğundan aklı selim sahibi kimsenin kuşkusunun kalmadığını sanıyorum. Para Politikası Kurulu bile son açıklamasında, biraz utangaç bir tavırla, Türkiye'nin türbülanstan daha fazla etkilenmesinin "yabancıların portföylerinin yapısından" kaynaklandığını itiraf etti. Dalgalı kurda enflasyonla mücadeleyi iyi yönetemediğimiz apaçık ortada. Bunun nedenlerini araştırmak zorundayız. Ama bu yarının gündemi. Bugünün gündemi kur ve faizlerdeki tırmanışı durdurmak.

Para Politikası Kurulu kısa süre önce 1.75 puanlık şok faiz artışının ardından özgün bir ekonomik konjonktür analizi yapmıştı. Buna göre yıllık enflasyon Haziran ve temmuz'da bir miktar daha yükseldikten sonra Ağustos'tan itibaren düşmeye başlayacaktı. Bu analiz çerçevesinde faiz artışının döviz talebini dizginlemesi için enflasyon senaryosunun inandırıcı olması gerekiyordu. Maalesef inandırıcı olmadığı kısa sürede görüldü.

Cari açığın finansmanı
Peki neden inandırıcı olamadı? Bu sorunun yanıtını vermeden, PPK'nın Pazar günü aldığı kararların ne kadar etkili olabileceğini kestiremeyiz. Enflasyonun ağustostan itibaren düşüşe geçmesini sağlayacak başlıca iki etken, kurun istikrarı ile iç talebin daralmasıydı. Görüldü ki, piyasa doların 1.60-65 civarında istikrara kavuşacağına inanmıyor. Neden? Çünkü kısa dönemde cari açığın nasıl finanse edileceğini göremiyor. Orta dönemde ise iç talebin yeterince daralarak cari açığı büyük ölçüde düşüreceğine inanmıyor.

PPK'nın Pazar günkü olağanüstü toplantısından çıkan yüksek dozlu reçeteyi bu inandırıcılık krizi bağlamında değerlendirmek lazım. Merkez Bankası bu kez sahip olduğu üç silahı birden kullanarak inandırıcı olmaya çalışıyor. Kur ve enflasyon bekleyişlerinin bozulmaya devam etmesi, faiz artışıyla sınırlı bir hamleyi yetersiz kılacaktı. Bu bakımdan TL likiditeyi piyasadan çekme ve dövize müdahaleyi eklemek zorunda kaldı. Doğru yaptı.

Hükümet'in sorumluluğu
Sosyal fatura her geçen gün yükseliyor. İç talepte yoğun bir düşüş kaçınılmaz. İhracat artışının bu düşüşü telafi etmesi olası değil. Ama beterin beteri var. Durgunluk ne kadar sınırlandırılırca, popülizm ve siyasal istikrarsızlık riski de o kadar azalmış olur. Bu açıdan Hükümet'in Merkez Bankası'na yardımcı olması gerekiyor. Ama görülen o ki, hükümet durumu hafife almaya devam ediyor. "Dış dalga bizi de dalgalandırıyor" nakaratını sürdürüyor. Dış dalganın neden Türkiye'yi benzer ülkelere kıyasla iki kat daha fazla salladığını anlamaya çalışmıyor. Özeleştiriye yanaşmıyor.

Hükümetin bütçeyi daha da sıklaştırması gerekmiyor. Mevcut disiplini koruyacağına inandırması yeterli.. Ama yapısal reformlar ve siyasal belirsizlik konusunda çok daha şeffaflık ve kararlılık sergilemesi gerekiyor. Merkez Bankası döviz spekülasyonuna karşı vermekte olduğu savaşı mutlaka kazanmak zorunda. Bu kez de basarız olursa işin sonunun nereye varacağı kestirilemez. Hükümet seyretmeyi bırakıp elindeki tüm kozlarla Merkez Bankası'na yardımcı olmalı.

ETİKETLER

0