İlla da yaratıcılık!

11 Eylül 2017 Pazartesi - 1:35 | Son Güncelleme : 11 09 2017 - 1:35


Farklı olacaksın, fark yaratacaksın...

Aklını hep şu soru meşgul edecek; ‘ben, daha nasıl farklı olabilirim?’

Yatıp kalkıp, hep bunu düşüneceksin.

Belki fark yaratamayacaksın, ama bunu düşünüyor olman bile, fark yaratacak!

Örnekler üzerinde çalışacaksın; var olan örnekleri, örnek alacaksın... İki örnek vereceğim, benim örnek aldığım...

İlki bizden, diğeri Fransa’dan...

Osmanlı İmparatorluğu’nun zirvede olduğu dönemler...

...ama duraklamanın ayak sesleri de hafiften duyuluyor.

1600’lerin başı...

Padişah dirayetsiz...

Fakat şanslı, gelmiş geçmiş en iyi kadroya sahip... Sokullu Mehmet Paşa ve Şemsi Ahmet Paşa, imparatorluğun iki önemli ismi...

Aralarında müthiş bir rekabet var, imparatorluğa nam salmış...

Rekabet had safhada, günlük olaylar bile bir rekabet konusu...

Bir dost meclisinde, söz döner dolaşır, Sokullu’nun adını taşıyan ve Mimar Sinan’a yaptırdığı camiye gelir. Şemsi Paşa punduna getirir, lafı koyar: “Bak, Sinan’a cami yaptırdın, ama tepesine kuşlar pisliyor.”

Sokullu, akıllı...

Altta kalmaz, lafı gediğine koyar: “Gökyüzüne açık olan her mekan, kuşlardan nasibini alır.”

Devam eder...

“Paşa, şayet camin olursa, seninkine kuşlar pislemesin...”

Vaaay...

Camisinin olmadığını ima etti, hem de herkesin içinde...

Kabul edilemez bir durum!

Paşa dellenir, kuşların pislemediği bir cami yaptıracak...

...ama kime?

Bunu başarabilecek tek kişi vardır, Mimar Sinan...

En ‘ileri’ cami ister, sade ve küçük...

Bir de ‘kuşlar pislemeyecek’...

Aradan epey bir zaman geçer, ortada cami yok...

Sinan da yok...

İşte, Sinan’ın farkı burada ortaya çıkıyor. Biz, Sinan’ı sadece mimar olarak biliyoruz.

Oysa ki...

Mimar Sinan, caminin inşasından önce yaptığı araştırmada, Üsküdar’da, tam deniz kıyısında bir yer tespit eder. Burası, kuzeyden ve güneyden esen rüzgarların kesiştiği girdabın tam ortasıdır. Dalgaların kıyıyı dövdüğü noktada meydana gelen titreşimlerin de, kuşları rahatsız edip buradan kaçıracağını düşünür.

Bununla da bitmez....

Caminin kubbesindeki, tepeye doğru kesişen oluklar da farklı konumlandırılır.

Geometrik bir hesaba göre yerleştirilir.

Rüzgar kubbeye çarptığında, bu oluklar uğutlu yayar ve kuşlar kubbeye de konamaz...

‘İyi bir mimar, bu camiyi incelemeden ölmemeli’ der, günümüz mimarları...

Şemsi Paşa Cami (Kuşkonmaz Cami), Mimar Sinan’ın en küçük ve en son yapısıdır.

...ama en ‘ileri’ yapısıdır.

‘En son camim, en ileri camimdir’ der, üstat...

***

Bir örnek de Fransa’dan...

Hafif rüzgarlı bir günde titreşen ağaç yaprakları, elektrik mühendisi Jerome Michaud-Lariviere’in aklına şu soruyu getiriyor: ‘Titreşen bu yaprakları elektrik enerjisine dönüştürebilsek, acaba bu ağaçtan kaç watt elektrik elde edebiliriz?’

Yani kinetik enerji, elektrik enerjisine dönüşecek...

İşte, Wind Tree (Rüzgar Ağacı) projesi bu şekilde ortaya çıkıyor...

Şehir merkezleri düşünülerek tasarlanan Wind Tree (Rüzgar Ağacı), 8 metre yüksekliğinde ağaca benziyen metal bir yapı. İlk prototip, kuzeybatı Fransa’da denendi ve çok olumlu sonuçlar elde edildi. Rüzgar Ağacının ünite başına maliyeti 23 bin sterlin. Rüzgar Ağacı, yılda yaklaşık 320 gün boyunca elektrik üretiyor. Bu süre, geleneksel rüzgar türbinlerinden 2 kat daha fazla. Bu metal ağaç, çok düşük rüzgar hızlarında bile elektrik üretilebiliyor.

Ürün, iki yıl önce piyasaya sürüldü...

 

ETİKETLER


Sevdiklerinizin güvenliğini şansa bırakmayın!