Savaş daha ilan edilmedi ama tehlike kapıda!

AA |  04 Nisan 2017 Salı - 10:52 | Son Güncelleme : 05 04 2017 - 14:31

Suriye'den son dakika haberleri gelmeye devam ediyor. Fırat Kalkanı operasyonun başarıyla sonuçlandığının Başbakan Binali Yıldırım tarafından ilan edildiği günlerde, bütün dikkatler yine Suriye’nin kuzeyine çevrilmiş durumda. Türkiye beraberce kurmayı talep ettiği, fakat uluslararası koalisyondan bir türlü destek alamadığı güvenli bölgeyi resmen oluşturdu.


Güvenli bölge oluştururken siyaseti, diplomasiyi ve  askeri gücü bir arada kullanan Türkiye, bugün ikinci aşamaya geçmiş bulunuyor.  DEAŞ’ı sınırlarından uzaklaştıran Türkiye, diğer terör örgütlerini de aynı  şekilde uzaklaştırma hakkına sahip.
 
Günümüzde diğer devletlerin yaptıkları eylemlere de bakıldığında  görülüyor ki her ülke kendisini tehdit eden terör örgütlerine karşı, sınır  tanımaksızın müdahale hakkını saklı tutuyor. Bu hak ABD ve Rusya başta olmak  üzere bir çok ülkenin anayasasına da girmiş durumda. Türkiye meclisin kararıyla  sınırları dışında askeri güç kullanabiliyor. Fırat Kalkanı operasyonu bunun  başarılı örneklerinden biri. Fakat yeterli mi?
 
Suriye’de devam iç savaşın geldiği noktada, Türkiye’nin bin  kilometreye yakın sınırı terör örgütlerine teslim edilmişti. Buna Irak’ın  kuzeyini de eklediğimizde ortaya çıkan resimde, memleketin güneydoğu ve doğu  sınırlarının da terör örgütlerin etkisine açık olduğu görülüyordu. Türkiye haklı  olarak Suriye’nin kuzeyinde Batı’nın desteğiyle kurulmakta olan terör devletine  de müdahale edebilir. Fakat bu müdahale nedeniyle Batı ile karşı karşıya  geldiğinde, sahada Rusya’nın ortaya çıkması işleri hayli karıştırdı.
 
 
Devrime ilk baltayı vuran da PYD/PKK
 
Rusya Türkiye ile ortak çabalarla başlayan Astana sürecini  baltalayarak PYD’ye destek oldu. Afrin’e Rusların konuşlanması, Münbiç kırsalında  PYD’nin Ruslarla anlaşarak bazı köyleri esad’e devretmesi Türkiye’yi rahatsız  etse de, bundan asıl rahatsızlık duyan ÖSO olmuştur. Kobani olayları öncesinde  PYD/YPG kuvvetlerini oluşturduğunda ilk saldırdığı hedef ÖSO idi. ÖSO’yu sürekli  “çete” olarak tanımlayan PYD, ÖSO’nun özgürleştirdiği yerleşim birimlerine  PKK’nın yardımıyla saldırarak oraları kontrol altına almıştı. Bu süreçte ilk  yardımı esad rejiminden alan YPG güçleri, DEAŞ ortada yokken muhaliflere karşı  güç kullanmıştı. İslami tabanı olan Arap ve Türkmen güçlerinin tamamını da çete  ilan etmişti.
 
 
Devrime ilk baltayı vuran da PYD/PKK idi. Fakat esad rejimiyle  ilişkilerini kamufle eden PYD’ye muhalifler tarafından müdahale edilmedi.  Özgürlük ve demokrasi için direnen ÖSO güçleri birinci hedef olarak esad rejimini  görmekteydiler. Hatta Salih Müslim o dönem Türkiye’de ve dünyada esad rejimine  muhalif olduklarını iddia ediyordu. Devrimin başında hak ve özgürlükler için  savaşıyoruz diyen PYD/YPG bugün resmen Arap bölgelerini işgal etmekte, yönettiği  bölgelerde ise dikta rejimi uygulamaktadır. İslami hassasiyetleri güçlü olan  Kürtler ve Araplar “DEAŞ” ya da “çete” yaftası vurularak PYD’nın kontrol ettiği  bölgelerden sürüldü, mal varlıklarına el konuldu ve evleri de PKK’nın hücre  evleri haline getirildi. Bölgesel yönetim adı altında oluşturulan köy, ilçe ve  şehir yönetimlerini halkın seçtiği iddia edilen Rojava’da, bu meclislerin  kontrolünün PKK tarafından atanmış dağ kadrosunda olduğu medyada yer bulmuyor.  Zahirde bir ‘halk yönetimi’ algısı oluşturulurken gerçek yönetim, bu ‘sivil’  meclis başkanlarının arkasında gölge gibi saklanan yeşil askeri üniformalı PKK’lı  teröristlere ait.
 
 
 Batı Baas rejimini değiştirirken PKK’nın ‘komünist’ diktasını  destekliyor. Batı (özellikle de ABD), bir yandan SSCB’nin dağılmasını geçen yüz  yılın demokrasi zaferlerinin en büyüğü olarak kabul ederken ve bununla övünürken,  bugün Ortadoğu’da Baas rejimlerini yıkmak için yaptığı müdahalelerle Türkiye  sınırında niçin yeni bir “komünist” diktatörlüğü destekliyor sorusu esaslı bir  soru, fakat bu yazının konusu değil.
 
Rusya ve ABD teröristleri elde tutmak için mi yarışıyor?
 
Suriye’nin kuzeyinde suni olarak kurulmuş bir terör bölgesi olan Kuzey  Suriye Federasyonu/Rojava, aslında Suriye devleti başta olmak üzere Rusya ve  Türkiye için de sorun. Bölge, Türkiye’yi doğrudan tehdit eden PKK gibi ayrılıkçı  terörist örgütlere sığınak ve lojistik destek sağlayan bir alan haline gelmiş  durumda. Rusya için ise DEAŞ’tan sonra Suriye’de en büyük soruna sebep olacak bu  yapılanma, Suriye’nin bütünlüğünü savunan Rusya’ya karşı direnebilecek tek örgüt  olacak. ABD başta olmak üzere Batı’ya sırtını dayayan PYD/PKK, bugünlerde Rusya  ve Esad’i oyalasa da, asıl niyetinin bağımsız bir devlet kurmak olduğunu her  fırsatta dışa vuruyor.
 
 
Kuzey Suriye Federasyonu’nu ilan etmeden önce ‘başkent’ arayışında  olan PYD, Suriye topraklarının derinlerinde, Türkiye’nin müdahale etmeyeceği  uzaklıkta bir şehri belirlemeye çalışıyordu. Haseke şehrini esad rejiminden  tamamen koparmak için attığı adımlar sıcak çatışmaya sebep olmuştu. esad rejimi  ise YPG’ye karşı hava güçlerini kullanmıştı. Rusya ve İran’ı karşısına almamak  için Haseke’den vazgeçmiş gibi görünen PYD gözünü Rakka’ya çevirmiş durumda.  DEAŞ’ın elinden alınacak olan Rakka, başka bir terör örgütün başkenti olma  ihtimalini taşıyor. Rakka’yı elde ettikleri zaman Suriye’nin petrol ve su  rezervlerin büyük kısmını kontrol altına alacak olan PYD, Suriye’nin üçte bir  kadar bir toprağa da sahip olacak. AB’nin ve ABD’nin verdiği askeri yardımlarla  güçlenen örgüt, ‘devletleşme’ sürecini da tamamlamış olacak. Yani Rakka’dan sonra  Suriye topraklarında fiilen Batı’nın kabul ettiği ve desteklediği bir terör  örgütün devleti kurulmuş olacak.
 
Rusya, PYD'nin oyununun farkında
 
ABD ve AB Suriye’de, Rusya’nın Gürcistan’da uyguladığı işgal  politikasını uygulamış olacak. Rusya nasıl Güney Osetya ve Abhazya için tek  taraflı tanıma işlemiyle işgali resmileştirmeye gittiyse, ABD ve AB de bunu  Suriye’de yapıyor. Rusya bu oyunun farkında ve Kürtlere alternatif olarak geniş  bir özerklik teklif ediyor. Rusya’nın teklifi, kendi federasyonunda Tatarlara,  Çeçenlere veya diğer etnik gruplara verdiği hakla benzeşiyor. Tabii ki Rusya’da  bu özerkliğin kalıcılığı federal merkeze bağlı. Rusya’da 2000’lerin başında  federatif bölgeleri birleştirerek üniter devlete dönüşme denemeleri yaşanmıştı.  Üniterleşme konusu Kafkasya’nın birçok kavminin kaygısı olmaya bugün de devam  ediyor. Kısacası Rusya Kürtlere, Suriye devletinin bütünlüğünün korunduğu eski  sistemin bir parçası olmayı teklif ediyor. Bunu da dış kaplaması güzel, fakat içi  çürük bir şeker gibi sunmakta.
 
 PYD’nin bu şekerin içinden ne kadar haberdar olduğu bilinmiyor ama  Rusya’yı ve esad rejimini kritik dönemlerdeki bazı adımlarıyla uyutmayı başardığı  ortada. Özellikle Afrin ve Münbiç’te Ruslara sağlanan hareket rahatlığı, Trump  yönetimin nihai kararına kadar onları oyalamak ve Türkiye’nin ilerlemesine engel  olmak için atılan adımlar. Rusya’nın bu kadar saf olduğu ve bunu görmediği  düşünülmez. Rusya PYD’nin bu oyunun farkında ama var olan durumda daha fazlasını  yapamıyor.
 
Askeri üstünlük için kara gücü gerekli
 
Suriye iç savaşında başarı elde etmek için sadece hava üstünlüğünün  yeterli olmadığını savaşın seyri göstermiştir. Rusya hava üstünlüğü olmasına  rağmen Halep'i alamamıştır. Palmira’yı aldıktan sonra kaybetmiş ve daha sonra  kendi askerlerini da kara harekatında kullanarak DEAŞ’tan geri almayı  becerebilmiştir. Sonuçta Suriye savaşında başarılı olmak için siyasi güç, kara  harekatı için askeri varlık ve hava üstünlüğü ihtiyacı var.
 
Rusya siyasi güç ve hava üstünlüğü sağlarken sahada İran’a muhtaçtır.  Halep anlaşması döneminde Rusların da kabul ettiği gibi İran Rusya ile ters  düşmüştü. Hatta Rus medyasında çıkan haberlerde, Rusların İran’ın milislerini  sabotaja kalkıştıklarında güç kullanmakla tehdit ettiği yazılmıştı. esad  rejiminin kara gücünü kontrol ettiği bölgeleri elinde tutmak için bile yetersiz  olduğu, Palmira’nın düşüşüyle ve muhaliflerin Hama ve Şam kırsalı  operasyonlarıyla ortaya çıkmıştır. Rusya Suriye’de siyasi kazanımlarını elinde  tutmak için kara gücüne ihtiyaç duymaktadır. Rusya ‘Afganistan sendromu’  dediğimiz korkusu yüzünden, Suriye’de geniş çaplı bir kara harekatı  yapmamaktadır. 2018 seçimleri ve Ukrayna sürecinde maruz kaldığı ekonomi  yaptırımlar sonucunda zorda kalan Rusya, bugün kendi askerlerini Suriye’ye  sürmekten çekinmektedir. Fakat Rusya’nın sahada kendine bağlı kara kuvvetlerine  olan ihtiyacı her geçen gün daha da arttığı için, Kürtlerin bir kısmını da olsa  kendi tarafına çekme çabaları devam edecektir.
 
Batı'nın tutumunu değiştirmesi muhtemel görünmüyor
 
 Rusya’nın bir diğer meselesi ise ABD’nin Suriye’deki varlığını  azaltmak veya tamamen sona erdirmektir. Bunun için Rusya Batı’nın terörist olarak  görmediği PYD/YPG yapılanmasıyla diyalog kurmaya çabalıyor. ABD ve AB ise  eğiterek, silah vererek desteklediği bir örgütü Rusların eline teslim etmemek  için Türkiye’yi bile gözden çıkarmış gibi görünüyor. Özellikle AB’nin Erdoğan  korkusu bu desteği güçlendiriyor. Fırat Kalkanı ile bağımsız adım atabildiğini  ispatlayan Türkiye’ye karşı bir enstrüman olarak da gördükleri PYD/PKK terör  örgütünden vazgeçmeyen Batı, Rusya’nın ve Türkiye’nin itirazlarına da aldırış  etmiyor. Trump’ın İslamofobik kararları ve AB’de hızla yaygınlaşan aşırı sağın  göçmen korkusu, Batı’nın bu duruşunda bir değişim olmayacağını gösteriyor.  Batı’nın İslamofobisi onu ‘komünist’ teröre destek vermeye kadar götürmüştür ve  bu değişecek gibi görünmüyor.
 
“ABD ve Rusya bir terör örgütü için mi yarışıyor” sorusuna cevap  aradığımızda, kuzey Suriye’de teröre karşı mücadele verdiklerini savunan bu  güçlerin, an itibarıyla bir terör örgütünü kontrol edebilmek için yarışa  girdiğini gözlemlemekteyiz. Fakat Türkiye için bu yarışın eksileri olduğu gibi  artıları da var.
 
İlan edilmemiş savaş
 
Rusya ve ABD’nin öncülüğünde Batı, Rakka savaşında DEAŞ’a karşı  savaşmaktansa Suriye’de üstünlük elde etme yarışına girecektir. Dünya devleri  Suriye iç savaşını vekalet savaşı taktikleriyle Suriye’nin iç meselesi olmaktan  çoktan çıkarmış bulunuyorlar. Bir nevi yeni dünya savaşına dönen Suriye savaşının  yanı sıra Irak ve Ukrayna sorunuyla Rusya, ABD ve AB resmen ilan edilmemiş bir  savaşı yaşamakta. Ortadoğu cephesi olarak adlandırılabilecek Suriye savaşında,  Rusya sahada esad’e ve İran’a teslim olmuş durumunda.
 
Bu durum Rusya’nın her an oyunun dışında kalması riskini taşımakta.  Çünkü İran Irak’ta ABD ile birçok konuda ortak hareket etmektedir ve ABD’nin,  AB’nin tekliflerine açıktır. Batı’nın bir gün Rusya’dan İran’ı koparma riski de  yüksek. Diğer taraftan esad ve İran’ın arkasına takılıp bir Şii-Sünni savaşının  içine girme ihtimali Rusya’yı hayli korkutmakta. Savaşa dahil olan muhaliflerin  hiçbir şekilde Rusya ile sahada işbirliği yapma ihtimali olmadığı göz önüne  alındığında, Rusya’nın Kürtlere sarılması, ‘komünist’ olsa bile Sünni güçlerle  yakınlaşma çabası olarak okunabilir. Astana sürecini başlatırken de Rusya aynı  mantıkla davranmış ve Sünnilere “Ben barış sağlayıcı bir gücüm" mesajı vermeye  çalışmıştı. Halep’te yaptığı bombardıman ve katliamlara bakıldığında bu mesaj  saçma gelse de, Rusya kendisini böyle görüyor ve bu uydurma imaja Rus devletinin liderleri de inanıyor.
 
Türkiye'nin olmadığı çözüm mümkün değil
 
Sonuçta Türkiye bölgedeki terörü bitirme çabasındayken, Suriye  savaşına dahil olan küresel güçlerin terör kaygısı asgaridir. ABD, AB ve  Rusya’nın Suriye’de çeşitli vekaletlerle kendi aralarında savaşmakta olduğu artık  gizlenemiyor. Bu güçlerin orada var olmasına sebep oldukları için, Suriye’deki  çıkar savaşı bitmeden DEAŞ ve el-Nusra gibi terör örgütlerinin yok edilmesi  mümkün değil. Rusya 2018 seçimlerine kadar, radikal İslamcı olarak anılan  güçlerin dışında sahadaki bütün güçlerle görüşecek ve kendine müttefik güçler  arayacaktır. Tabii ki bu arayışta asıl kaygı, bu güçlerin esad rejimin yanında  yine DEAŞ ve el-Nusra gibi örgütlerle savaşması olacaktır.
 
ABD’nin desteği ile kurulan Kuzey Suriye Federasyonu/Rojava  yapılanması ile Batı’nın Ortadoğu’ya demokrasi aşılama hayali bir mutasyonla  sonuçlandı: Suriye’de bu demokrasi ‘komünist’ bir diktaya dönüşürken Irak’ta  Sünni-Şii çatışmasıyla kaosa neden oldu. Sonuçta yerel dinamikleri dikkate  almadan kendi çıkarlarını dayatan Batı’nın ‘Arap baharı’ sürecinde demokrasi  yayma misyonunda büyük başarısızlığa uğradığını tespit edebiliriz. Dünyayı  demokratikleştirme işini eline yüzüne bulaştıran Batı’nın artık bu misyonun  altında kaldığı aşikardır.
 
Rusya ve ABD bir terör örgütünü elde etme yarışına girmişken  Türkiye’yi hafife alıyor gibiler. Ama sonuçta bölgede Türkiye’nin olmadığı çözüm  mümkün değil. Türkiye hem Rusya’ya hem de ABD’ye terör örgütleri ile işbirliği  yaparak kazanç elde edemeyeceklerini anlatıyor. Türkiye Suriye’de yaşanan küresel  çatışmada haklı olduğu konuları savunurken bağımsız siyaset üretmekle başarı elde  edecektir. Sonuçta PYD/YPG terör örgütü bir koz değildir. Bunu ABD algılamıyorsa  Rusya algılayabilir.