Beden büyüse bile...

Haberin Devamı


Çocuk olmayı tarif ederken “masumiyet”ten söz ediyoruz hep...

Oysa çocukluk, o küçükmüş gibi görünen ruhunda müthiş bir acımasızlık hatta sınırsız bir hainlik bile taşır kimi zaman.

Hayvanlara eziyet eden yaramaz

çocuklardan olmadım hiç. Ama “sürü”nün bir parçası olma

güdüsü içinde “vahşileştiğim” anları anımsıyorum... 2004

yılında yazdığım bir 23 Nisan yazısını okudum az önce... İçim burkularak... Çocukluğumuzun o kendini bilmez hâlinden fena halde utanarak... 1970li yılların sonuydu...

***


Onu hep saklıyorlardı galiba. Varlığını duyardık ama bize anlatılan ters ayaklı adamlar, cin çarpmış kadınlar gibi bir efsaneydi sanki... Hiç görmemiştim... Sokağa bile çıkarmıyorlardı. Sonra bir gün okul dönüşü evlerinin balkonunda gördük onu. Anlaşılmaz sesler çıkararak bağırıyordu. Çok korktuk. Koşarak evlerimize kaçtık. Merdivenleri çıkarken bacaklarımın nasıl yandığını hatırlıyorum. Kapıdan içeri girdiğimde dizlerim titriyordu. Neden bu kadar korkmuştuk ondan? Bilmiyorum...

***


Ertesi gün, bütün çocuklar gibi, gördüğümüzü büyüterek anlatmaya başladık: “Balkondaydı evet... Bizi görünce bağırmaya başladı... 150 kiloydu... Yok, olur mu, 250 kiloydu... Tehdit etti bizi. Kafamıza odunları fırlattı. Koşmaya başladık. Arkamızdan hâlâ bağırıyordu. Bir daha evlerinin önünden geçersek bizi geberteceğini söylüyordu... O kadar korktuk ki koşarken düştük bile...” Bu anlattıklarımız ilgi gördükçe biz daha da abartmaya devam ettik...

***


Okulun bahçesinde “yakalamaca” oynuyorduk. Terlemiştik. Zil çalmıştı, içeri girmek lazımdı. Tam birinci sınıfların oradan geçerken biri koşarak gelip bacağıma tekme attı. Çok canım acıdı. Tam ben de ona atacakken bir baktım, yanımdaki en iyi arkadaşıma da bir tekme savurmuş. İkimiz acı içinde kıvranırken “Bir daha abim hakkında yalan söylerseniz kafanızı kırarım” dedi, kendisinden beklenmeyen bir hırsla.

Dördüncü sınıflardan, kız mı yoksa erkek mi olduğunu bir türlü anlayamadığımız çocuktu bunları yapan. Aslında onun bir kız olduğunu ama annesinin ona hep erkek önlüğü giydirdiğini ve erkek çantası aldığını yeni öğrenmiştik. Hani balkonda bize bağıran ve bizi tehdit eden dev var ya, onun kardeşiydi...

Dev mev değildi elbette... Üç kardeşin en büyüğüydü. Bedeni hızlı gelişiyordu ama zihni o hıza yetişemiyordu... Hiçbir zaman da yetişemeyecekti... O yıl 23 Nisan’da kız mı oğlan mı olduğunu çok zor çözdüğümüz çocuk şiir okudu. Annesiyle babası kucaklarında en küçük çocuklarıyla töreni izlemeye gelmişlerdi. “Dev” yine yoktu ortalıkta... Evimize dönerken onların evlerinin önünden geçiyorduk. Bizim “dev” balkonun kapalı kapısının camından sokağı seyrediyordu.

***


“Bugün 23 Nisan” diye bağırdık elimizdeki bayrakları sallayarak. Nasılsa bize bir şey yapamazdı. Ellerini cama dayayıp bize bakmaya devam etti. Sonra canımız sıkıldı, gittik oradan. Bir daha görmedim o devi... Bir eve saklanan ömrü, akıp giden bir hayatı camdan seyrederek geçen... O gün balkonda belki de arkamızdan “bugün hava ne güzel değil mi?” diye bağırıyordu... Ama biz onu anlamıyorduk...

Bugün 23 Nisan... Bedeninin tersine “zihni” hep çocuk kalanların, dünyayı bir çocuk gözüyle daima kocaman görenlerin, korkuyla cesareti bir bardakta içenlerin günü mutlu olsun...

*****


Otizm nedir?

Otizm yaşamın ilk üç yılı içinde ortaya çıkan ve yaşam boyu devam eden; sosyal etkileşim, sözel ve sözel olmayan iletişimde problemler, tekrarlayıcı davranış ve kısıtlı ilgi alanları ile kendini gösteren, karmaşık gelişimsel bir bozukluktur.

DİĞER YENİ YAZILAR