İçinden tren geçen film Locman

ALAZ TOKER |  17 Mart 2018 Cumartesi - 2:30 | Son Güncelleme : 17 03 2018 - 2:30

Demiryolcuları anlatan bir 12 Eylül öncesi dönem filmi olan Locman, başarılı oyunculukları ve etkileyici kurgusuyla dikkat çeken bir yapım.


Başrollerini Alican Yücesoy, Yeliz Kuvancı, Nisa Sofia Aksongur ve İlber Kaboğlu’nun paylaştığı, yönetmen Şükrü Alaçam’ın gerçek aile öyküsünden esinlenerek kamera arkasına geçtiği ilk filmi “Locman” geçen hafta vizyona girdi. 
 
Locman’ı ilginç kılan sadece “demiryolcuları” anlatan bir 12 Eylül öncesi “dönem filmi” olmasından kaynaklanmıyor.  Gayet kısıtlı bütçe ve olanaklara rağmen üst düzeyde sergilenen ve seyirciye hissettirilen başarılı oyunculukları, Arzu Volkan’ın abartıya yer vermeyen ama etkileyici sinematografik kurgusu, Hasan Yükselir’in filmle adeta bütünleşen olmazsa olmaz müzikleri ve gerçekte yaşanmış bir öykünün kendi varlığı ile sinema diline uyarlanmış halinin dengeli bir karması olan senaryoyu kotarmayı başaran Mine Ölçe Çakan ve Nail Şenatalar’ın katkıları  ile “Locman, her yaştan insanı kucaklayabilecek bir potansiyel barındırıyor.
 
Günümüz toplumunda unutulmaya yüz tutan ama her daim özlemini çektiğimiz değerleri,  sevgiyle kenetlenmiş, zorluklara beraberce göğüs geren, her koşulda birlik olmayı başarabilen insanlar olan “demiryolcu ailelerinin” gözünden seyirciye aktaran film;  TCDD’de depo şefliğine terfi eden ve tayini Divriği’ye çıkan makinist Uğur (Alican Yücesoy), eşi Handan (Yeliz Kuvancı) ve çocukları Burak (İlker Kaboğlu) ve Berrak’ın (Nisa Sofia Aksongur) bu yeni görev yerindeki en önemli konfor unsuru olarak hayallerini süsleyen ‘lojman’ özlemi özelinde başlıyor.  Divriği’ye varıldığında, lojmanı hali hazırdaki sakinlerinin henüz boşaltmadığı anlaşılınca Uğur’ların ortada kalmasıyla eşzamanlı olarak;  bir taraftan toplumsal/sınıfsal dayanışmanın içtenliği ve sıcaklığı, diğer taraftan ise mezhepsel/yöresel önyargıların eşliğinde hem bireylerin hem de ülkenin çok farklı noktalara evrildiğine tanık olunuyor. Müzikten edebiyata pekçok önemli yapıtın temel taşı niteliğindeki “sonun başlangıçta bulunması ilkesi”- yani o andan itibaren hiçbirşeyin eskisi gibi olmadığı ve ol(a)mayacağı- “Locman”ın sonunda da son derece vurucu bir şekilde izleyici üzerinde etkisini hissettirir.  
 
Mart ayının yağmurlu ve kasvetli günlerinde içinizi ısıtacak “Locman”, yer yer yürek burkacak ama her daim üzerinde yaşamakta olduğumuz kültürel coğrafya ve onun dışavurumlarına yaptığı vurgu ile bitmemiş dokunaklı bir masal tadında zihinlerinize kazınacak.

ETİKETLER