Her duyguda bir isyan vardır: Ulan

PINAR TARCAN / VATAN - FOTOĞRAF: ELİF MANDAN |  11 Nisan 2015 Cumartesi - 2:30 | Son Güncelleme : 11 04 2015 - 2:30

Biri Valencia’da biri İstanbul’da yaşıyor. 15 yıldır yavaş yavaş yazdıkları şarkılar demleniyor ve ortaya ‘Dua Tarlası’ adında bir albüm çıkıyor. Albümü sıradanlığın şiiri olarak tanımlayan Volkan Diyaroğlu ve Levent Aybay’ın hikayelerini ve ‘Neden Ulan?’ı sorup ilginç cevaplar aldık...


Bazı kitapları insan farklı zamanlarda okuyup farklı tatlar bulur ya, ‘Ulan’ın ‘Dua Tarlası’ndaki şarkılar da öyle. Gazeteci-yazar Ali Deniz Uslu’nun prodüktörlüğündeki albümü ilk dinleyişte başka şarkı biraz zaman geçtikten sonra başka bir şarkı yakalayabiliyor sizi. İspanya’da kaydedilmiş, süslü pasta gibi olmasın, lekeleri, grenleri kalsın diye. İlk iki klibi kendileri çektiler, içinde görünmemeyi tercih etmişler. Nedenlerini dinleyelim... (ulanband.com/ @ULANBAND)

Ulan ekibi nasıl buluştu?

Volkan Diyaroğlu: Biz lise yıllarından beri birbirimizi tanıyoruz. O senelerde beraber çalmaya başladık bir şekildi. 2003’e kadar sürdü bu. Scarlet adında bir grubumuz vardı. Daha sonra ben İspanya’ya gidince yollarımız geçici olarak ayrıldı.

Levent Aybay: Ben reklam sektörüne geçtim, sanat yönetmenliği yaptım.

Volkan: Ben de resme yöneldim iyice ama bir yandan da kendi şarkımızı yapmaya devam ettik birbirimizden ayrı olarak. Bazı demolar yaptım gönderdim.

Levent: 2014’ün yazında buluştuk. Volkan dedi ‘Bende birçok şarkı var artık ve bunları yapmak istiyorum.’ Ve internetten gönderdiğimiz şarkıları kaydetmeye başladık.

Volkan: Sonra ilkokul arkadaşımız Ali Deniz’e (Uslu) şarkılarımızı dinlettik. Müzikten anlayan, dışarıdan birisinin gözünü istedik... O da “Çok iyi, girişin” dedi ve başladık.

Levent: Kayıtları nasıl daha iyi bir hale getirebiliriz diye düşünürken, Valencia’da stüdyo sahibi bir arkadaşıyla görüştü Volkan, ‘Ben şarkıların mikslerini yaparım’ dedi. Gelen sonuç çok iyi oldu.

Kliplerde sizin hiç görünmemeniz enteresan. İlk klipte çarpıcı bir zaman teması da var, saat, akış...

Volkan: Şarkı içe dönük. Sözlerine bakarsan ilk anda anlaşılacacak bir şey değil ama en çok şeyi en az kelimeyle anlatmaya çalıştık. Bazen hayata baktığında durursun, zaman kaybı olur, geri döneriz, gerçeklik üst üste katman olarak biner sanki... ‘Kaybolduğunda’ öyle bir şarkı... Hayat, zaman içinde hayat, hayatın içinde kaybolup gittiğimiz anlardan ibaret. Klibi de şarkının ruhuna göre video art benzeri bir şey olarak tasarladık.

Levent: Kayıt aşamasından itibaren o kadar özgür takıldık ki, sadece ikimizdik kayıtları yaparken. O zaman görsel tarafının da bizle ilgili olması lazımdı. Elimizde bir gitar ile performans yapıyormuşuz gibi olsun istemedik.

‘ŞARKILARIMIZIN YARALARI VAR SÜSLENMİŞ PASTALAR GİBİ DEĞİL’

Peki neden Ulan?

Levent: Türkiye’de günlük hayatta insanların her türlü olayda kullandığı bir söz. Sinirlenirken, üzülürken, severken her duygunun karşılığında bir ‘ulan’ var. ‘Ah ulan’ diyorsun, bazen ‘ulan…’ diye küfür ediyorsun. Bu kadar geniş yelpazesi olan bir kelime içimize çok sindi. Daha önce kullanılmamış olması da bizi çok şaşırttı. Biz de dedik ‘burada bir maden var.’ Şarkılarda da sinirli, kızgın, kendi içimize döndüğümüz anlar var ve bunların hepsinde bir ‘ulan’ gibi bir isyan var.

Volkan: Ve görsellik… Burada müzik firmamız Sony’e de teşekkür etmemiz lazım. Olduğu gibi kabul edip bizi bu alanda özgür bıraktı. Biz ne kadar özgür davrandıysak Sony de o kadar. Piyasadaki çoğu şarkının master’ı birbirine benzemeye başladı. Biraz da bu yüzden albümün kaydını İspanya’da yaptık.

Levent: Yeni albümlerin hepsinde sesler aynı yerden çıkıyormuş gibi. Müzikalite harika, çok iyi gruplar var ama sound konusunda hepsi aynı seviyede. Miks, mastering aşamasında da ritimler insin, baslar insin biraz daha melodiler öne çıksın istedik. Duymak istediğimiz şeyler... Yurt dışında da standartlar böyle.

Volkan: Hazırlanmış bir pasta gibi olsun istemedik. Kulağa da çok hazırlanmış, süslü bir şey gibi gelmemeliydi.

Kusurlu demek istiyorsunuz, kusur istediniz yani?

Volkan: Kusurlu evet ama zaten rock odur aslında. Böyle tam hazırlanmış  her şey cilalı bir pastaya benzemez.

Levent: Albümün yaraları, bereleri var. Günahları sevapları ile yaşıyor.

‘BU ALBÜM SIRADANLIĞIN ŞİİRİ’

Albümün adı nereden geliyor?

Levent: Dua Tarlası yaptığımız ilk şarkı aslında. 15 sene önce çıkarsak belki şarkı böyle olmayacaktı ama şu anda tam istediğimiz şekilde çıkarttık. ‘Korkuluk olsam kendimden korkmasam’ diyor…

Volkan: Albüme de tarla gözüyle baktık. Ekilip biçilir bir şey. Tarlayı beklersin, beklersin yeşerir. Sonra nadasa bırakırsın. Biraz da o tatta bir albüm. Zaten 16-17 yıllık şarkılar... Biz hâlâ onları söylüyoruz iyi şarkılardır, kaybolmadılar.

İlhamınızı nereden alıyorsunuz?

Volkan: Albüme baktığında politik şarkılar var, aşka dair şarkılar var, daha düşünsel şarkılar var. Ama hepsinin ortak noktası isyan duygusu.

Levent: Ben kendi adıma cevap verirsem günlük hayat. İlla kocaman kocaman hikayelere gerek yok şarkı için. Mesela ikinci klibi ‘Bazen’li Geçmiş Zaman’a çektik. Ofiste bilgisayar başında saatlerce oturursun, bir an böyle gözün dalar, ne baktığın yazıyı okursun, ne gördüğün fotoğrafı anlarsın. Böyle bir 15 saniyelik dalma anının hikayesi o şarkı ve klip.

 

‘RESİMDE DAHA TEK BAŞIMAYIM’

Volkan sen aynı zamanda ressamsın. Nasıl gidiyor ikisi bir arada?

Ekim ayında Brüksel’de bir sergim olacak. Bir yandan da ona hazırlanıyorum. İki üç hafta onunla meşgul olacağım. Sonra buraya döneceğim, konserler olursa konserlere çıkacağım. Dönüp yine sergiye hazırlayacağım. Benim için aslında o kadar farklı değil. Ben çok ayrıştırmıyorum ikisini birbirinden, belki başkaları için farklı gelebilir ama benim için aynı. Farklı olan nokta, resim yapmak bana daha zor geliyor. Daha direkt bir de. Orada tek başınasın. Oraya boyayı koyunca, orada kalıyor. Şarkı da çerçevelenir aslında kayıt edildiği halde.

ETİKETLER