Hayatımda başrolde aşk var

Melis Güvenç (mguvenc@gazetevatan.com) |  18 Kasım 2017 Cumartesi - 2:30 | Son Güncelleme : 18 11 2017 - 2:30

Kanatsız Kuşlar dizisiyle büyük beğeni toplayan Ümit Kantarcılar hayatındaki başrolü aşk olduğunu söylüyor ve ekliyor; "Yaptığım işe karşı, duygularıma karşı, her şeye aşkla yaklaşıyorum. Bazı aşkların cesurca söylenmesi gerek. Ve işime, kızıma olan aşkım meydan okuyarak söylediğim aşklarım" diyor.


Kanatsız Kuşlar'daki rolünüz ve performansınızla giderek artan bir hayran kitlesine sahipsiniz. Bu ilgi ve hayranlık size nasıl hissettiriyor?

Bu kitlenin varlığı güzel hissettiriyor. Çünkü işimi doğru yaptığımı anlıyorum. Tiyatroda tepkileri anlık olarak alabiliyoruz. Fakat bu tepkileri daha sonradan toplamak, güzel yorumlar almak beni çok onure ediyor. Ben işimi ünlü olmak için değil, başarılı olmak için yapıyorum. Ünümü de başarılı olduğum için kazandığımı düşünüyorum. Bu yüzden hepsine ayrı ayrı çok teşekkür ediyorum.

Dizide Onur her koşulda istikrardan vazgeçmeyen biri. Siz ne kadar istikrarlısınız. Hemen vazgeçer misiniz yoksa istediğinizi elde edene kadar uğraşır mısınız?

Canlandırdığım Onur karakteri çok istikrarlı. Fakat ben onun kadar çok istikrarlı değilim. Onur'da CEO disiplini var. Benim işim ise daha yaratıcı güce dayandığı için masa başı iş olmadığı için, daha haylaz bir enerjiye sahibim. Dolayısıyla kendi içimden Onur'u çıkarmakta zorlanıyorum ama onu oynamaktan çok keyif alıyorum. Özel hayatımda ise sorumluluklarım doğrultusunda istikrarlarım var. Eğer işin içerisinde bir sorumluluğum varsa, onu yerine getirmek zorundayım.

 
Aşk konusunda ne kadar kararlı ve mücadelecisiniz? Karakteriniz Onur'la bu konuda çatıştığınız noktalar var mı?

Onur'la tek çatışmadığım konu aşk. Aşk, Onur'la Ümit'in tek bağlantı noktası. Çünkü Ümit'in de, Onur'un da hayatında her zaman başrolü aşk oynamıştır. Yaptığım işe karşı, duygularıma karşı, her şeye aşk ile yaklaştığım için de mutluluğun formülünün burdan geçtiğini düşünüyorum.

Şu an hayatınızda bir aşk var mı? Bu duyguyu size hissettiren neler var?

Şu an hayatımda tabi ki bir aşk var. İşime ve mesleğime olan aşkım, kızıma olan aşkım... Bazı aşkların cesurca, meydan okuyarak söylenmesi gerektiğini düşünüyorum. Ve bunlar benim meydan okuyarak söylediğim aşklarım. Bazı aşkların da çok gizli ve mahrem bir yerde kalması gerektiğini düşünüyorum.

Kadınların en çok hangi tavrı ve özelliği sizi etkiler?

Öncelikle bir kadının kendini bilmesi gerekiyor. Beni, kendini bilen kadınlar her zaman etkilemiştir. Kadınlar; kendilerinin ne kadar güçlü olduğunu, ne kadar bağımsız bir hayat yaşayabildiklerini, ne kadar özgür ve bu hayata karşı isyan bayrağı gibi dimdik durabildiklerini gösterdikleri andan itibaren her kadın çok etkileyicidir.

 
Baba olduktan sonra hayatınızda ve karakterinizde değişiklikler oldu mu? Hayatınıza neler girdi, neler çıktı?

Tabi ki hayatımda çok şey değişti. İlk başta sorumluluklarımın sayısı arttı. Eskiden düne bakmadan, yarını düşünmeden yaşıyorken, şimdi ise düne bakarak, hatalarımı çıkartıp yarını daha fazla düşleyerek yaşamak zorundayım. Çünkü benim artık hesap vermek zorunda olduğum biri var. Ben hayatıma giren bu minik prensesin kahramanı olmak için çabalayan bir babayım ve onun en iyi oyun arkadaşı olmak için bu yolda emin adımlarla ilerleyen ve öğrenmeye çok aç bir babayım.

Nasıl bir babasınız? İlgi mi, otoriter mi yoksa hala acemiliğini üzerinden atamamış bir baba mı?

İçinde otorite de olan, acemi de olan ama şakacı bir baba ve oyun arkadaşı olmayı çalışan, bildiği her şeyi ona oynayarak öğretmeye çalışan bir babayım. Ona öğretmek istediğim her şeyin temelinde oyun var. Çünkü kızan, bağıran bir baba olmaktansa, onunla birlikte dertlerini dert haline getirmek, meselesini mesele haline getirerek bir çözüm yolu bulmak ve bunu oyun ile yapmak benim çok hoşuma gidiyor. Çünkü oynamayan çocuk, büyüyen çocuktur.

Hem bu kadar genç ve yakışıklı hem de bu kadar ilgili bir baba profili alışıldık değil. Bu durumun size geri dönüşleri nasıl?

Valla geri dönüşlerin nasıl olduğuyla pek ilgilenmiyorum. Çünkü ben süreçle ilgileniyorum. Ben bu süreci, o minik prenses için ne kadar faydalı atlatabilirsem o kadar iyi olduğunu düşünüyorum. Tabi ki insanlar buna pek alışkın değiller. Ama yavaş yavaş da alışılması gerektiğini düşünüyorum. Hem hayatta, hem işimde hem de babalık kısmında başarılı olmak, beni çok mutlu ediyor.

Jön olarak gösterilen sayılı oyunculardansınız. Bu size oyunculukta bir öz güven veriyor mu?

Jönlüğün oyuncuları ve insanları kısıtladığını düşünüyorum. Evet, çok az bir jönümüz kaldı. Sayılı jönlerden biri olduğumu söylüyorlar sağolsunlar. Fakat ben jönlerin manevralarının daha geniş olabileceğini düşünüyorum. Çok iyi bir jönün sadece görünüşü ile değil oyunculuğuyla da bir yerlere gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Yeri geldiğinde romantik komedi, yeri geldiğinde komedi, sit-comda da oynayabilmeleri gerektiğini düşünüyorum. Ben komedi timeing'i çok kuvvetli bir adamım. Ama ben kendimden başka bir ben yaratıp hem jön hem de komedi oynayabiliyorum. Ve bu beni 1-0 öne geçiriyor diğer oyuncu arkadaşlarımdan. Onları asla bir rakip olarak görmüyorum, onlardan da çok şey öğreniyorum.

Oyunculuktan başka yapabileceğiniz bir B planınız var mı?

Ekmeğimi oynayarak kazanıyorum. Benim hayatımın temelinde oynamak yatıyor. O yüzden benim B planım tekrar oynamak olur. Eğer televizyonda oynayamıyorsam, tiyatro da oynarım. Tiyatro da oynayamıyorsam, tiyatroda oynatır, rejisörlük yaparım. Hiçbir şey yapamıyorsam sokak tiyatrosu yaparım. Hiçbir şey yapamıyorsam, kukla tiyatro gösterisi yaparım. Ama paramı yine oynayarak, hayalini kurduğum ve ait olduğum meslekten kazanmaya devam ederim.

Set bittiğinde, ışıklar söndüğünde, sahneden indiğinizde şov sizin için biter mi yoksa tek kaldığınızda bile devam eder mi?

Bizim için oynama hali hiç bitmiyor. Çünkü bize biz olma fırsatı sokakta bile çok az veriliyor. Seni sen olarak değil, Onur olarak görmek isteyen insanlara, moralin ne kadar bozuk olursa olsun aynı içtenlikle yanıt vermek zorundasın. Örneğin sana gelen küçük bir kız çocuğunun seninle fotoğraf çektirmesi neredeyse 5 dakikanı alıyor. O beş dakika, onun beş gününü çok mutlu ediyor, ama ona kötü davranırsan da beş haftası çok mutsuz geçiyor. O yüzden bu dengeyi çok iyi ayarlamak gerektiğini ve insanları kırmamak gerektiğini düşünüyorum. Bu sebeple oynama hali, evde yalnız başımıza kalana kadar devam ediyor.

 
Şöhret hayatınızı etkileyen ve umursadığınız bir şey mi?

Yok, Çünkü şöhret hayatı diye bir şey olduğuna inanmıyorum ben. Dediğim gibi ben mesleğimi şöhret olmak için yapmadım. Tam tersine iyi yaptığım için şöhret oldum. Bu ikisinin arasındaki ayrım çok farklı. Ben bugün sokağa çıkayım, beni kimse tanımasın, ben demekki mesleğimi son zamanlarda iyi yapmıyorum ki kimse beni tanımıyor diye üzülürüm. O yüzden ötesi benim için çok önemli değildir. Önemli olan şöhret olmak değil, iyi olmaktır.

Nelerden hoşlanmıyorsunuz ve yapmaktan kaçınıyorsunuz?

Her insan gibi hoşlanmadığım birçok şey var. Hepsini şu an sıralı bir biçimde saymam mümkün değil. Ama edepsizlik, nerede ne söyleyeceğini bilmemek ve yalandan hoşlanmıyorum. Edep ve adap benim için çok önemli.

Boş zamanlarınızda nelerle ilgileniyorsunuz?

Zamanımı tam anlamıyla spor yaparak değerlendiriyorum. Kafa olarak kendime çok yatırım yaptım ama beden olarak kendimi çok ihmal ettiğimi düşünüyorum. O yüzden her boş vaktimde spor yapmaya çalışıyorum. Eskiden yaptığım at biniciliğine yeniden başladım. Çünkü at binmek başka bir huzur veriyor insana. Ama öğrenmeye çok açığım, kendimle ilgili yatırımlar yapmaya çalışıyorum.

Hakkınızda özellikle bilinmesini istediğiniz neler var?

Çok bir şey yok aslında. Sadece insanlar ne yaptığımı iyi bilsinler ki, beni değerlendirebilsinler. Çünkü bizim işimiz beğeniyle çok alakalı bir şey. Tiyatrocu olduğumu bilsinler, tiyatrolarıma gelsinler, hangi dizide oynadığımı bilsenler, yorum yapsınlar, birlikte tartışalım. Çünkü ben iletişimin çok önemli bir şey olduğunu düşünüyorum.