F.BAHÇE maçı başlamadan önce, ilginç skorlar vardı Avrupa’dan! Anorthossis’i yenemeyen Werder Bremen, Bükreş’te Steaua’yı yenen B.Münih’i ‘5’lemişti... Marsilya fatihi Liverpool, Stoke City’yi Anfield Road’da 0-0’la sevindirmişti. Gece benzer ve tersi durumlar olmuş olabilir. (Cluj-zede Roma 3’lemiş Reggina’yı, diğerlerini boşverin)
BUNLAR bize bir futbol gerçeğini hatırlatıyordu... Galibiyet rehavet, yenilgi motivasyon yaratır. G.Birliği maçından önce böyle bir ışık için umutlanmak mümkündü. Her ne kadar Luis Aragones’in takımı kışkırtıcı bir futbol oynamasa bile!
İLK yarının son 3 dakikasına dek sıradan bir oyundu izlediğimiz. G.Birliği, tıpkı Antep ve Hacettepe’nin yaptığı gibi tempoyu düşürmeye çalıştı. Sertlik ve sıkı prese başvurdular. Bu ilk olarak Maldonado’yu dağıttı. 7 top kaybı vardı. O toplar Alex’e bir hücum pası olsaydı, iş nasıl değişirdi mesela. Bu ciddi bir kriz aslında...
ÖN libero dediğiniz adam sahanın gizli lideridir. Hep söylüyorum, F.Bahçe’nin temel eksiği bu. Maldonado sezgisi yüksek bir pasör asla değil.. Emre de Maldo’dan 5 kat pahalı ancak 2 kat fazla bile oynamıyor... Biraz daha canlı ancak hâlâ çok yetersiz! Emre, koca maçı 2 pasla bitirmemeli... İki orta saha üretken olmayınca F.Bahçe’nin futbolu tahmin edilebilir bir satrança dönüşüyor.
OYUNUN veziri ise Alex oluyor haliyle.. Ne varsa onda var zira. Koray yakın durdu, Kerem boş alanlarını tıkadı uzun süre. Ama bir yere kadar! Devre biterken Uğur Boral’ı piyon olarak kullanıp, kendi başlattığı atakta ölümcül darbeyi vurdu.
DAHA topu ‘stop’ ederken 3 adamı ekarte edebilen bir zeka bu ülkede yok. Zaten Milan’lı Kaka da ona hayranlığını, “Top kendisine gelmeden ne yapacağını bilen dünyadaki ender futbolculardan birisi” sözleriyle dile getirmemiş miydi? Boşuna değildi bu sözler!
AYNI Alex’in ikinci yarının başında maçı kolaylaştıran kırmızı hamlesi, Kazım’a yaptığı asist tesadüf değildi. El Saka’yı attırması çok kurnazcaydı. Esas olay son adam pozisyonunda bulunması. Hatırlıyor musunuz? ‘Hiperaktif’ denen Aragones, Alex’ten bir zamanlar ön libero yaratmaya çalışmıştı... Doğruyu geç de olsa görmüştür artık. Ya da asıl ‘hiperaktif adam’ Alex’tir...
BEŞ yıl geçti Alex geleli. Ondan nice pahalı oyuncular, onunla mücadele etti. Ancak o hâlâ tek. Bu da klişeleşmiş F.Bahçe sorunu. Bir takım, sürekli Alex’in ayaklarına, beynine bel bağlamamalı. Ona yakışır orta saha, forvet, defans olmalı. Oysa uçurum var arada.
ON kişilik rakibe karşı oynanan futbola gelince. İspanya-vari’ydi. Fakat az adama karşı bu oyun ne kadar gerçekçi sayılır. Tartışmalı bir durum.. Yine de Carlos’un asisti bir Capdevile (İspanya Milli Takımı sol beki) hareketiydi. Güiza’nın, Kazım’ın gol atması, güven bunalımındaki bu iki isme ilaç gibi gelmiştir. Gecenin skor kadar en önemli tarafı da bu zaten!
GENÇLER mi? 16 maçtır büyükleden puan bile alamıyor.
İyi seyirci nelere kâdir
BU maçın önemli detaylarından birisi de seyirci desteği... Dün skorun gizli kahramanıydılar. Örneğin maç öncesi Uğur ve Alex’i çağırdılar sadece tribüne. Porto maçının en iyileri, maçı koparan adamlardı nitekim. Volkan Babacan’a her top gelişinde alkışladılar! R.Madrid, Casillas’ı böyle kazandı..
GÜİZA’YA saçmaladığı her an bile tempo tuttular. Yasin’den sahada daha ideal duran Önder’i alkışladılar. Verilen şansı kullanamayan Burak’a tepki koymadılar... Galiba genleri değişiyor F.Bahçeliler’in.

