Gazetevatan.com » Yazarlar » ‘Adalete güven’ sarsılınca ne olur?

‘Adalete güven’ sarsılınca ne olur?

20 Aralık 2017 Çarşamba


Fransız aydınlanmasının öncülerinden, “kuvvetler ayrılığını” dolayısıyla yargının siyasi yapıdan bağımsızlığının önemini ortaya atan politik düşünür Montesquieu;
“Bir rejim, halkın adalete inanmadığı noktaya gelirse o rejim mahkum olmuştur” demiş.
Yine ünlü yazar ve hatip William E. Channing’in bu konudaki sözü bir uyarı olarak çok önemli: 
“Adaleti yüksek bir kanun olarak kabul etmekten vazgeçen millet, bu felaketini hiçbir başarı ile telafi edemez”. 
 
Hukukun üstünlüğü, adaletin doğru şekilde tecelli edeceğine toplumun güvenmesi; iç ve dış politikadan da, ekonomi ve başka konulardan da çok önemlidir. 
 
Herkes eşit mi?
 
Bu nedenle… TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik’in yılın üçüncü çeyreğinde “yüzde 11.1 büyüme” açıklandığında bunu takdir ettiğini söyleyerek başladığı konuşmada:
“Hukukun üstünlüğünün büyümeden değerli olduğunu, demokrasinin olduğu bir ortamda yüzde 5-6 büyümenin 7-8’lerden değerli olduğunu” söylemesi de Türkiye’de hukuka güvenin zayıfladığını göstermesi açısından önem taşıyor.
Bugüne kadar en hayati konularda gereken araştırma-soruşturmaların yapılmaması, buna karşılık örneğin Kadri Gürsel, Ahmet Şık gibi gazetecilerin, Cumhuriyet ve Sözcü gibi gazete mensuplarının veya sahiplerinin suçlu muamelesi görmesi adalete güveni sarsmıştır.
Eğer Balyoz-Ergenekon ve diğer konularda yüzlerce, 15 Temmuz sonrasında on binlerce kişi tutuklanıyor, yıllar boyu mahkum ediliyorsa hukuk karşısında ayırım yapılmadan tüm sorumlular aynı şekilde yargıya hesap vermelidir.
 
Yargı’da FETÖ'cüler
 
Dün VATAN gazetesinin birinci sayfa haberiydi; “FETÖ’nün darbe girişimi sonrasında haklarında ‘yakalama kararı’ çıkarılan ve meslekten atılan 24 eski Yargıtay üyesinden hiçbir iz yok”…
“Firariler arasında sözde ‘HSYK imamı’ Nazmi Dere, Kozmik odada arama yapan Kadir Kayan, önemli dosyaların örneklerini Gülen’e götüren ‘Yargıtay imamı” İlyas Şahin de var”.
Bu haberler öylece okuyup geçemeyecek kadar “devlet için önem taşımakta”dır.
Düşünün ki, dün yazdığım gibi, sonradan FETÖ kumpası denilen  “Ergenekon operasyonlarını başlatan ve davanın en önemli ismi” Zekeriya Öz kaçıyor, 24 FETÖ’cü Yargıtay üyesi de kaçıyor, Adil Öksüz de kaçıyor.
 
Türkiye’deki tüm hakim ve savcıları atayan (2010 referandumu sonrasında neredeyse tamamı FETÖ’cülerin eline geçen) HSYK’da FETÖ’nün imamı varmış, Kozmik Oda’dan kaçırılan en hayati devlet bilgileri ve diğer dosyalar Gülen’in eline geçmiş.
Yıllarca “yargı kararı” diyerek ülkenin kaderiyle oynamışlar. 
Peki, bütün bu tehlikeli adımlar atılırken “yapanlardan sorumlu üst mevkideki isimler”, kaçarken “bunu engellemesi gerekenler” nasıl hiç fark etmemiş, onlar soruşturulmayacak mı?
Bugün yargının FETÖ’den veya hukuk dışı karar veren başka gruplardan tamamen temizlendiğine millet nasıl inanıp güvenecek?
Hükümet, her şeyden önce “yargı, hukuk ve adalet” kavramlarının varlığını tesis etmek ve buna inandırmak durumundadır.