Gazetevatan.com » Yazarlar » ABD’nin Zarrab’la hedefi Türkiye mi?

ABD’nin Zarrab’la hedefi Türkiye mi?

03 Aralık 2017 Pazar


Dünkü haberlerde Başbakan Binali Yıldırım’ın “PKK bir daha Türkiye içinde belini doğrultamaz” dediği yer aldı ancak…
 
ABD’nin gönderdiği zırhlı araçlar ve ağır silahlar sınır boyumuzdaki PKK depolarında saklandığı gibi Afrin’de mermiler, havan topları imalatı yapılıyor. Erbil’den bile silah gönderilerek depolara saklanıyor.
Türkiye’nin kendisi için yaratılan bu büyük tehlikeye yoğunlaşması gerekirken gündemi maalesef “ABD, Malta veya Man Adası’nın söz konusu olduğu yolsuzluk davalarıyla” dolu..
Türkiye’de yetkililer ve hukukçular ABD’de İran’a yönelik ambargoyu delme, kara para aklama nedeniyle Reza Zarrab’ın yargılandığı dava için “ABD’nin Türkiye’yi yargılayamayacağını, mahkum edemeyeceğini” açıklıyorlar.
 
Siyasal casusluk
 
Genellikle bu tepkiler, Zarrab davasının “meşru hükümeti devirmeye çalışmak, Türkiye’yi yıpratmak” için yapıldığı, “dış mihrakların kumpasının hedefinin Türkiye olduğu” yönünde.
Sorulan sorular ve alınan ifadelere baktığınızda “ABD’nin İran’a yönelik ambargosunun delinmesi” davasında “Türkiye devletinin genel olarak suçlanması” yerine Zarrab ve ilişki kurarak yasa dışı işler yaptırdığı birkaç bakan ve bürokrat etrafında yoğunlaşıldığı görülüyor.
Daha önce Türkiye’nin ABD’ye “2 kez onunla ilgili nota verdiği” Reza Zarrab’ın ve yakınlarının mal varlığına İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı kararıyla el kondu.
Nedeni “Türkiye Cumhuriyetinin gizli kalması gereken bilgilerini yabancı devlet lehine ‘siyasal ve askeri casusluk’ maksadıyla temin etme”…
Önceleri “hayırsever iş adamı” denilen Zarrab’ın “casusluk maksadıyla elde ettiği bilgileri açıkladığını” anlatan bu gerekçe bir anlamda “Zarrab’ın ifadelerinin doğru olduğunu kabul etme” anlamına geliyor.
 
Hayali ihracat
 
Reza Zarrab, Halkbank’ın “müdürü ile muavinin ve 3 bakanın ‘kendilerinin istediği’ ve aldığı rüşvetler karşılığında ona ne çıkarlar sağladığını” detaylarıyla anlatıyor ve mahkeme mal varlığına el koyuyor.
Banka müdürü, bakanlar ve bu işlere ortak olan çocuklarının aldığı rüşvetlere 17 Aralık sonrasında Türkiye’de el konmuş, sonra paralar hepsine “faiziyle iade” edilmişti.
Bakanlar, Banka müdürü ve yardımcısının aldığı on milyonlarca avroluk rüşvetler, bunun karşılığında Zarrab’ın “Halkbank’tan 2.5 milyar Euro çekmesi”, Bakan Muammer Güler’in “Çin’deki bankalara Zarrab adına referans yazması” için oğluna 100 bin dolar rüşvet verilmesi küçümsenebilecek olaylar değil.
 
Bakanlar ne olacak?
 
Halkbank genel müdürü veya yardımcısının gerçekte “İran’a gönderilen gıda olmadığı halde” hayali ihracat ve sahte nakliye evrakları üretmesi de öyle.
Bu olaylarda konu “Türkiye devleti, milleti değil, dev yolsuzlukları yapan şahısların kendisi”dir. 
Milyonlarca yoksulu olan ve saygınlığının korunması gereken Türkiye’de, kimle ilgili olursa olsun tüm yolsuzluklar şeffaflık içinde yargılanmalıdır.