Gazetevatan.com » Yazarlar » Alp göllerinde sonbahar

Alp göllerinde sonbahar

25 Eylül 2016 Pazar

Kuzey İtalya; ilkbahar ve sonbahar aylarında özellikle haftasonu tatili için tercih edilen favori destinasyonlardan biri. Özellikle tam bir doğa harikası olan Maggiore Gölü ve Stresa kasabası...


Türkiye’den üç saatlik bir uçak seyahatinin ardından ulaşabileceğiniz İtalya’nın Lombardiya ve Piamonte bölgesi, sadece alışveriş amaçlı değil, Alp dağlarının eteklerindeki gölleriyle de insanı büyüleyen eşsiz bir coğrafyaya sahip. Bugün burada, seyahat sevenler için Maggiore Gölü‘ne değinmek isterim. İtalya’nın efsanevi otomotiv şirketi Alfa Romeo’nun davetlisi olarak katıldığım Kuzey İtalya gezisinde, Alfa Romeo’nun Türkiye’de de satışa çıkacak Gulio otomobilini test etme fırsatı yakalarken, yeşil ve mavinin her tonunun olduğu Alp gölleri ve kıyılarını inci gibi süsleyen kasabaları da anlatmadan geçemeyeceğim. 
 
 
Art Nouveau  tarzı malikaneler
 
Milano Havaalanı‘ndan araçla 45 dakikada göller bölgesine ulaşabilirsiniz. Garda, Maggiore ve Como göllerini özel tatil rotanıza mutlaka ekleyin derim. Her biri romantik kasabalarla süslü göllerden Maggiore, ülkenin ikinci büyük gölü. Göle arabayla gidiş, biz de Karadeniz kıyısından başlayıp yamaçlara dağ köylerine kasabalarına tırmanırken yaşadığımız o görsel ziyafeti andırıyor. Kenarlarındaki yüksek dağlar dolayısıyla hem yaz, hem de kışın göl bölgesinde ılıman iklim hüküm sürüor. Gölün en önemli kasabası ise Stresa. Kasaba merkezine doğru kıyı boyunca dar yolda ilerlerken floral desenler, varaklarla süslü, Art Nouveau (Liberty tarzı) süper lüks otel ve malikanelerle karşılaşıyorsunuz. Hotel Aminta, Hotel Bristol, Hotel Palma, Hotel Barromes hepsi yan yana, hepsi de birer sanat şaheseri... Heykeller, çeşmeler, süsler, çiçekler, bahçeler lüks ve ihtişam sizi 19’uncu yüzyıla götürüveriyor. O dönem Lombardiya soylularının yazlık malikaneleri olan bu eserler, sonradan otellere çevrilmiş.
 
Tarihi isimlerin uğrak noktası
 
İhtişam Lungalo sahil yolu boyunca devam ediyor. 5 bin nüfuslu Stresa, yazın tatilcilerinuğrak mekanı, ama yılın bu döneminde sakinleşiyor ve bir inci tanesi gibi Alpler’in karlı zirvelerinin altında ışıldıyor. Hollywood’u geçiyorum; Lord Byron, Stendhal, Charles Dickens gibi bir döneme damga vuran entelektüellerin Stresa’da tatillerini geçirdiklerini hatırlatmak isterim. Hatta ABD’li yazar Ernest Hemingway 1918’de savaşta yaralanıp Stresa’da nakahat dönemini atlatmış, daha sonra 1929’da burada Iles Borromes Oteli’nde “Silahlara Veda” romanını kaleme almış. Kaldığı 106 no’lu oda “Hemingway Suit’i” olarak muhafaza ediliyor.
 
Borremeo Adası, bir cennet bahçesi!
 
Stresa’nın huzur veren atmosferini tamamlayan en önemli ayrıntı şüphesiz kıyının biraz açığındaki Aziz Kont Borremeo Adası. Boğaz’daki G.Saray Adası‘nın iki misli büyüklüğündeki bu adaya motorla gidiş 5 dakika. Borremeo 17’nci yüzyıldan kalma sarayı ve Babil’in bahçelerini andıran kat kat terasları, yapay mağaraları ve 36 metrelik heykelleriyle insanı büyüleyen cennetten bir mekan sanki. Stresa bölgenin en önemli merkezi ama 69 km’lik sahil boyunca kuzeye doğru, Laveno, Luino, Cannero, Connobio kasabaları da görülmeye değer.
 
Alfa Romeo Müzesi’ni mutlaka gezin!
 
Ülkemizde Tofaş çatısı altında faaliyetlerini sürdüren Alfa Romeo, İtalya’da bizi geçmişe uzanan bir yolculuğa götürdü. Bunu, yolu Milano’ya düşen ve alışverişten sıkılan tüm hemcinslerime şiddetle tavsiye ediyorum.
 
Alfa Romeo’nun Arese’deki eski fabrika ve üretim merkezi, müzeye dönüştürülerek geçen yıl hizmete açıldı.
 
Şirketin Arese’deki eski fabrika ve üretim merkezi, Alfa Romeo Müzesi’ne dönüştürülerek geçen yıl hizmete açıldı. Milano’dan birkaç kilometre uzaklıktaki müzede, İtalya’nın kraliyet mücevherleri denilebilecek otomobiller sergileniyor. Hem görsel hem de işitsel bir şölen yaşamak isteyenler ve de özellikle klasik otomobil meraklıları bu müzeyi kaçırmamalı.
 
Bina mimari olarak markanın özüne sahi. Otoyoldan bile rahatlıkla gözüken ‘Alfa Kırmızısı’ görünümü 1970’lerin mimari özelliğini koruyor. Müzede 69 klasik otomobil beğeniye sunulmuş. İlk katta 1914’ten 2000’lere otomobillerin destansı gelişimini ve her döneme damga vuran modelleri görebiliyorsunuz. İkinci kata indiğinizde (müze aşağı doğru iniyor) dizayn harikası otomobiller ön plana çıkıyor. 6C 1750 Grand Sport, Giulia TZ, 1950’lerin Giulietta Codatronca’sı, 8C 2900 Lungo, 33 Stradale gibi koleksiyon modeller sergileniyor. Son iki kat ise Grand Prix’lere katılan ve yarış kazanan otomobillere ayrılmış. İşin en heyecan veren kısmı ise otomobillere dokunup, yakından inceleyebiliyor oluşunuz. Efsane ile yolculuk, 360° özellikli sanal odada 4D film görüntüleri ile keyifli bir seyir ile tamamlanıyor. 
 
Müzede 69 klasik otomobil beğeniye sunulmuş.
 
Yeni Giulia büyüleyici!
 
Alfa Romeo Müzesi’ne yaptığımız ziyarette, efsane otomobil devinin Türkiye pazarı ile gelecek yıl tanıştıracağı modelleri de test etme imkanı bulduk, Tofaş ailesinin dinamik yöneticisi Alfa Romeo Türkiye Marka Direktörü Türker Gültekin‘den bilgi aldık. Şöyle ki, 2017 ilk çeyreğinde Türk otomobil tutkunları, Alfa Romeo ailesinin üç yeni Giulia modeliyle tanışacak. Alfa Romeo Giulia 2.0 litre benzinli ve 2.2 litre dizel iki versiyonunun yanı sıra “mükemmel sportif sürüşün yeni adı“ olarak nitelendirilen 510 beygir gücündeki Giulia Quadrifoglio modeli de Türklerin beğenisine sunulacak. 2017 yıl ikinci yarısından sonra bir sürpriz daha geliyor. Bu kez, Alfa Romeo’nun merakla beklenen yeni SUV modeli Stelvio satışa çıkacak. Duyguları harekete geçiren ve İtalyan estetiğini yenilikçi teknolojiyle buluşturan Alfa Romeo Giulia’ların Türk pazarına yeni bir heyecan getireceği çok açık.
 
510 beygir gücündeki Giulia Quadrifoglio modeli “mükemmel sportif sürüşün yeni adı“ olarak nitelendiriliyor.
 
Alfa Romeo Türkiye Marka Direktörü Türker Gültekin