Gazetevatan.com » Yazarlar » Çernobil 29 yıl sonra hâlâ bölgeyi tehdit ediyor

Çernobil 29 yıl sonra hâlâ bölgeyi tehdit ediyor

12 Nisan 2015 Pazar


 
Tüm dünya; iklim değişikliğine yol açan sera gazı etkisini azaltmak için temiz enerji seçeneklerine yöneliyor. Nükleer santraller temiz bir enerji modeli ama güvenilirliği her zaman soru işaretleri taşıyor. Çünkü nükleer santralde çıkacak olası bir facia, insanlığın kuşaklar boyunca başa çıkmakta zorlanacağı sorunlarla yüzyüze bırakıyor. 
 
Felaket tellallığı yapmak değil bu!
 
Çok uzağa Japonya'ya gitmeye gerek yok, gelin yakınımızdaki bir örneği ele alalım. Ukrayna'da 26 Nisan 1986 günü Çernobil nükleer santralinde yaşanan yangın, Avrupa ve Asya'yı da kapsayan 200 bin kilometre karelik alana ölümcül radyasyon bulutları yaydı. Buralardaki verimli araziler, toprak ve bitki örtüsü zehirlendi. Radyasyon Almanya'nın, İsveç'in içlerine kadar nüfuz etti, hayvanlara ve insanlara büyük zararlar verdi. O günleri yaşayanlar hatırlar, Türkiye'de de içtiğimiz çaylarda nasıl radyasyon çıktığını... Hatta 20 yıl sonra Karadeniz bölgesinde patlak veren gırtlak (tiroid) kanseri vakalarından ölümleri... 
 
Çernobil çevresindeki onlarca köy ve kasaba tamamen boşaltıldı. Bizzat bölgeyi ziyaret ettiğim için söylüyorum; 100 kilometre çaplı (İstanbul büyüklüğünde bir alandan bahsediyorum) dairesel bir alana o günden beri giriş çıkışlar hala yasak, bu bölgede insan yaşamıyor, hayalet kasabalarla dolu. 1997 yılında, faciadan 11 yıl sonra  "Girilmez Bölgeye" girdiğimde, asfalttan çıkıp ayağınızı toprağa basmanıza, çiçek koklayıp toplamanıza bile müsaade edilmiyordu.
 
 
Orman yangınları radyasyon saçıyor
 
Niye mi anlatıyorum bunları? Çünkü üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen, Çernobil hala büyük bir çevre felaketine yol açma riski taşıyor da ondan. Uluslararası bilim insanları ekibinin araştırmasına göre, özellikle Çernobil çevresindeki bu 100 km. çaplı yasak ormanlık alandaki toprağa sinen radyasyon bulutu, çıkan yangınlar nedeniyle yeniden atmosfere karışıyor. Bölgedeki sık ağaçlı bitki örtüsü, insan girmediğinden geçen onca yılda yüzde 50'lerden yüzde 70'lere çıktı ve 2002, 2008, 2010 yıllarında çıkan yangınlarda çok tehlikeli olan sezyum, strontiyum, plutonyum radyoaktif gazları  yeniden havaya karıştı. ABD'li uzmanlar ufak çaplı yangınlarda bile topraktaki zehirli sezyum-137'nin yüzde 8'inin havaya karıştığını belirledi. İklim değişikliği nedeniyle son dönemde kuru ve sıcak yazlar geçiren Ukrayna'da çıkacak olası büyük bir orman yangının Avrupa'da yeni bir radyoaktif facia yaratmasından korkuluyor. Hele ki, Rusya tehdidi altında, bir iç savaşın yaşandığı, istikrarsız bir bölgeden bahsediyorsak.
 
 
Yeni bir çelik kubbeyle kaplanıyor
 
İkinci konu ise, Çernobil'de faciadan sonra üzeri kalın kurşunla mühürlenen santralin radyoaktif çekirdeğinin hala eriyip, yanıyor oluşu. Çatı, artık çökme tehlikesi yaşadığından şimdi uluslararası camia santralin üzerine paslanmaz çelikten bir kubbe inşa ediyor. 2017 yılında bitirilmesi planlanan kubbe 32 bin ton ağırlığında. İnşaatın 1.5 milyar dolarlık maliyetini ise başta ABD olmak üzere 30 ülke üstleniyor. Bu kubbe santralin üzerine geçirildikten sonra yanları da aynı şekilde çeliklerle mühürlenecek. Daha sonra on yıllarca sürecek olan radyoaktif çekirdeği temizleme işlemine geçilecek. Bu çelik konstrüksiyonun 100 yıl kadar dayanması bekleniyor. 
 
Bunları anlatmamın sebebi deniz kıyısı Akkuyu'ya yapılması düşünülen nükleer santralin, Allah korusun, olası bir kazada, sadece ekonomik yıkıma değil, gelecek nesillerimizi yok edecek bir faciaya da dönüşebilecek olması. Temiz ve ucuz enerjiyi kim istemez, nükleer karşıtı biri de değilim, ama riskleri de düşünüldüğünde, her anne baba ya da sade bir vatandaş gibi tüm seçeneklerin kamuoyu önünde iyice düşünülüp tartışıldığından emin olmak isterim.