Gazetevatan.com » Yazarlar » Kemerlerinizi bağlayın yıldızlara yelken açıyoruz

Kemerlerinizi bağlayın yıldızlara yelken açıyoruz

11 Mart 2018 Pazar


Mars ile başlayacak gezegenler arası yolculuğumuz sadece bir keşif gezisinden çok öte insanlık tarihinde de büyük bir sıçrayışın ilk adımı olacak. 10 yıl içinde çevremizde baş döndürücü hızla yaşanacak teknolojik değişimlere hazır olun. Bunların mutlaka toplumsal sonuçları da olacaktır.
 
Mitolojide tanrılar, sıradan ölümlülerin önemsiz sorunlarının çok ötesinde, göklerin tanrısal ihtişamında yaşarlardı. 2100 yılına kadar, bir zamanlar tapındığımız ve korktuğumuz mitolojinin tanrılarının güçlerine sahip olacağız. Bilgisayar devrimi  bize zihnimiz ile nesneleri hareket ettirme yeteneği verecek, biyoteknoloji  devrimi bize neredeyse istediğimiz anda yaşam oluşturma ve ömrümüzü uzatma yeteneği sağlayacak ve nano teknoloji  devrimi ile nesnelerin yapısını değiştirebileceğiz hatta onları yoktan var edebileceğiz. En basitinden evde cep telefonu ile vücudumuzu üç boyutlu MIR taramasından geçirip, tümör sinyali verirse, online nano robot hapı sipariş verip, onları yutarak, kanser başlarken tedavi edebileceğiz.
 
Ve şanslıyız ki, şu anki nesil, Dünya yüzeyinde şimdiye kadar yürümüş insanların içinde en önemlisi. Belki farkında değilsiniz ama insanlık tarihinde Rönesans Reform gibi etkileri 200, 300, 400 yıl  görülecek en sıra dışı yüzyılların tam ortasında yaşıyoruz.
 
Gezegensel orta sınıf
 
Bilimdeki mevcut ilerleme, bizi kaçınılmaz olarak bir dünya uygarlığına  götürüyor. 2100’de devletler olmayacak demiyorum. Ama ulusal hükümetlerin kademeli olarak güç kaybedecekleri açık,  oluşan boşluğu nasıl bir güç dolduracak onu birlikte göreceğiz. Belki de Churchill ‘in dediği gibi “Demokrasi, zaman zaman denenmiş diğerleri hariç, en kötü yönetim şeklidir”  ya da filozof Bernard Shaw ‘un bir zamanlar sarf ettiği gibi “Demokrasi, hak ettiğimizden daha iyi olmayan bir yönetimi garanti eden bir araçtır”  bilemiyorum, sadece yeni yönetimsel sistemler gelecek ve denenecek onu görebiliyorum.
Şu an gezegensel bir ekonominin doğuşuna zaten tanıklık ediyoruz. Örneğin çok yakında, kontakt  lenslerimizle  interneti tarayıp, karşılaştırmalı fiyat listeleri alabileceğiz. Bunu şu anda otel ve uçak bileti için yapabiliyoruz. Ama sonunda tüm Dünya malları için de bu geçerli olacak. Gözlükler, duvar ekranları ya da cep’ten, herhangi bir ürün hakkında her şeyi bilebileceğiz. Bir markete dalıp, raflarda gördüğümüz birçok ürünü aynı anda, kontakt lenslerimizle internetten tarayıp, ürünün kelepir olup olmadığını hemen anlayacağız. Ve o ürün fizanda da olsa, kapımıza gümrüksüz ertesi güne gelecek.
Ülkelerin karlı ticaret bloklarına katılmadığı sürece rekabetçi kalamayacaklarını fark ettikleri bir süreç bu. AB, NAFTA, Şanghay 5’lisi ittifaklar boşuna değil. Düşünün, Türkiye’nin bir NATO üyeliğinin savunma sanayini nasıl geliştirip, modernize ettiğini, rekabetçi kalifiye personel yarattığını... Aynısı bir AB ile gerçekleşmiş olsaydı, toplum olarak ekonomik ve kültürel çok yol katabilirdik. 
 
Son 50 yılda gezegensel bir orta sınıfın çıkışına şahit oluyoruz. Çin, Hindistan ve başka ülkelerden yüzlerce milyon insan bu orta sınıfın içinde. Çok büyük bir sosyal yapılanma bu. Bir altüst oluş.  Bu gruptaki insanlar, gezegeni etkileyen kültürel, eğitimsel ve ekonomik eğilimlerin farkında. Çocukları ve kendileri yurtdışını gezip görüyor. Başka kültürleri tanıyor, başka şehirlerde yaşıyor, oraları yadırgamıyor, yerleşiyor, vatanı gibi benimsiyor. Yeni gezegensel orta sınıfın odağında savaşlar, din, katı etik kurallar yok, bunların yerine siyasi ve sosyal istikrar var. Atalarına egemen olan milli ideolojiler onların tutkusu değil, onların tutkusu bir ev iki araba, son model cep telefonu, ödediği verginin nereye kullanıldığı... Ataları, oğullarının savaşa gittiği günü kutlamışken; onların endişesi oğullarını iyi bir üniversiteye sokabilmek. Eskisi gibi savaşa gönderecek bol çocukları da yok bu ailelerin. Tipik bir aile ortalama 1.5 çocuğa sahipken, bunu da çatışmaya yollamak istemiyor. Dolayısıyla özellikle demokratik ülkeler arasında tarihe bakın hiç savaş yaşanmıyor. Artık gelişmiş ülkeler, savaş için sadece paralı askerleri, taşeronları ve teknolojiyi kullanıyor. Nitelikli insan kaybını en aza indiriyorlar.
 
2100’ün ilk 5 lisanı
 
Gidişat gösteriyor ki, İngilizce  ve Çince  bir iki, İspanyolca  üçüncü, Japonca  ve Fransızca  da dört ve beşinci sıradan ortak iletişim dili olacak. Bu demek değil ki, Türkçe yitip gidecek... Sadece İngilizce’yi artık kağıt üzerinde değil, pratikte konuşmamız gereken günler gelecek. Ülkemizi buna hazırlamazsak, yeni dünya insanlarıyla aynı safta yer alamayacağız maalesef... 
 
2100 yılında insanoğlu Dünya’dan henüz ayrılmayacak. Mars gezegeninde milyonlar da yaşıyor olmayacak ama, bulunduğumuz Güneş Sistemi’nde koloniler kurmuş olacağız. Ay’da, Jupiter’in uydularında, Mars’ta maden ocakları, gezegenlerin yeraltı mağaralarında radyasyondan korunaklı araştırma köyleri kasabaları yeşerecek. Yol boyu kurulan uzay ikmal istasyonları, bugünün lezzet durağına dönüşen tatil yöresi benzincileri gibi kasabalaşmanın ilk adımları olacak.
 
İleri insan ırkı geliyor 
 
Bu gezegenlerde yaşayacak 3-5 binlik toplumlar, Amerika’nın keşfinde kıtaya ilk giden kolonyaller  nasıl yaptıysa, insanlığın sıçramasının ön hazırlığını yapacak. İnanmayabilirsiniz ama tekrar söyleyeyim, 10 yıla kalmadan  ileri zekaya ve uzun yaşama genetik olarak programlanmış nesiller doğacak. Kanser, tümör gibi ölümcül ya da kalıtımsal hastalıkların tamamı 20 yıla kalkacak . Beyne takılacak çiplerle dehaya dönüştürülebilen genç kuşaklar geleneksel meslekleri yiyip yutacak. Bu yeni nesiller, tabii ki zengin ülkelerin ailelerinin seçilmiş çocukları olacak. Teknoloji üretmeyen sadece pazar olan geri kalmış ülke halkları sömürülmeye devam edecek. Bu modifiye, astronot yapılı insan ırkı, Mars’a ya da uzay şehirlerine giderek yerleşecek ve insanlığı bir sonraki evreye taşıyan seçkinler olacak. 
 
Biz ülkece buna hazırlık yapıyor muyuz? Çok değil 1945’te dümdüz edilmelerine rağmen ayağa kalkan Almanya  ve Japonya  için “evet” diyebiliyorum. Asya’nın hasta adamı gözüyle bakılırken 500 yıllık ekonomik inişi tersine çeviren, Batı’yı taklit ederek ya da kopyalayarak, ne derseniz değin yüzde 8-10 büyüme yakalayan bir Çin  için diyebiliyorum. 1965’te Malezya’dan ayrıldığında doğal kaynakları olmayan, sanayisi olmayan, çevresi düşmanlarla çevrili, pek çok etnik grup ve dine ait eğitimsiz fakir insan yığınlarına sahip, küçük bir ülke olan Singapur  için diyebiliyorum. Bataklık üstüne kurulu Singapur, 40 yılda CEO modeli ile ayağa kalktı, dünyanın en global üçüncü ekonomisi oldu, kişi başına geliri şu an 85 bin dolar. Ya  da    1950’lerdeki iç savaştan dünyanın en fakir ülkesi olarak çıkan,  40 yıl önce  balık ve insan saçı peruktan başka bir şey ihraç edemeyen,  bugün   ise  ileri teknoloji ve sanayi ülkesi haline dönüş  en Güney Kore  için “evet” diyebiliyorum. Örnekleri Birleşik Arap Emirlikleri’nden Hindistan’a kadar genişletebilirim. 
 
Bilge toplum olmalıyız
 
Yıl 2100 olduğunda da Dünya’da kazanan ve kaybeden uluslar olacak. Çağımızın anahtarı bilgeliktir . Bu anahtar birçok kapıyı açtığı gibi, istemediğine de kapıyı kapamasını iyi bilir.  Bakın bilgi demiyorum. Bilgi akıyor zaten. Dünyanın bilgisini cebimizde taşıyoruz. Ama biz ne yapıyoruz, onunla oyun oynayıp mesaj atmaktan başka. Toplumumuzda bilgeliğe rastlamak zor. Bilim düzenli bilgidir. Bilgelik ise düzenli bir yaşam. 
 
Eskilerin yerini alan endüstriler, fabrikalar baş döndürücü hızla kuruluyor. Gençler hiç bilmedikleri, görmedikleri yeni iş sahalarıyla karşılaşıyor. Genetik ve robotik mühendislik yıkıcı bir şekilde geliyor, polis memurlarından, çöp toplayıcılarına, eczacılardan, aile hekimlerine, veznecilere, acentalara, muhasebecilere, bankacılara, noterlere  kadar herkes işsiz kalacak, ülkeleri buhranlara sürükleyecek. 
Çürüyen ve köhne bir eğitim sistemiyle nasıl ilerleyebiliriz? Küresel ısınmanın, doğanın kirlenmesinin önüne nasıl geçebiliriz? Doğal kaynaklarımız olmamasına rağmen nasıl ve nereden ucuz enerji buluruz? (Bakın ABD tamamen petrolü kayadan üretip, dünyayı sollamaya başladı) İleri demokrasinin anahtarı olan, tüm bunları serinkanlı tartışacak, rasyonel çözümler üretecek, donanımlı, eğitimli, bilinçli bir seçmenimiz var mı? Bilgelikte ne noktadayız? 2100’e ne kaldı!