Gazetevatan.com » Yazarlar » Mağara adamı ile yarışsak kim yener?

Mağara adamı ile yarışsak kim yener?

18 Şubat 2018 Pazar


Kış olimpiyatlarını izliyorum. Bir yanda Kuzey-Güney Kore 70 yıllık husumetine ara vermiş, Birleşik Kore diye yarışıyor. Diğer yanda Rus sporcular, kendi ülkelerini temsilen değil, Olimpiyat bayrağı altında birer birey olarak ter döküyor. Senin milletler, devletler, ırklar, Asyalı, Avrupalı diye gördüğün yerde ben; daha ileri koşmaya, uzağa sıçramaya, daha uzun atlamaya çalışan, sınırlarını zorlayan bir insan ırkı  görüyorum. Ve diyorum ki, Olimpiyatlar bize tek bir şey söylüyor, o da; saçından, derisinden göz renginden bağımsız tek bir ırk olduğunu, onun da insan ırkı olduğunu, ve bu ırkın evrene hükmetme azmini görüyorum.

 

Her olimpiyat aslında bir evrim

Yarış 1 milyon yıl önce başladı. İlk atalarımızın ateşi kontrol etmesiyle -ki olimpiyat ateşi de bunu sembolize ediyor- ağaçlardan inip, otlaklara açılmasıyla... Evet mağara adamı uzun kolları, kısa bacakları kaslı, kıllı gövdesiyle, ağırlık kaldırma, ağaçlara tırmanma, dövüş ya da kısa mesafe koşusunda (avı yakalama) avantajlıydı. Bugün olsa bizi, 100 m. koşusu, gülle atma, güreş, dalma, uzun atlama gibi güç sporlarında yenebilirdi. Ama biz de basketbol, voleybol, futbol, maraton, kayak, yüzme, okçuluk gibi dallarda onu geçerdik. Çünkü biz dayanıklıyız, tekniğiz. İnsanın, iki ayağının üzerine kalkması, onun uzun mesafe (maraton) koşmasına olanak verdi. Avını bir aslan gibi sprint atarak yakalayamazdı, ama peşinden yorulana kadar takip etmesini iyi bilirdi. Bunu da terleyerek vücudun serinlemesini sağlayan (radyatör gibi) ter bezlerine ve postsuz vücuduna borçluydu. İki ayağının üzerine kalkmak; eskiden vuran, boğan, pençeleyen elleri boşa çıkardı. Eller alet edevat yapmaya yöneldi (mızrak, ok, yay, bıçak), şekil değiştirdi (uzadı inceldi), yetenekleri (kavrama, tutma) arttı. Avı izlemek, gruplar halinde çalışmayı, dili kullanmayı ses ve işaretlerle anlaşmayı ve konuşmayı doğurdu. Takım sporları da işte böyle başladı. Ateş yakmak; yemekleri pişerek yemeyi, daha çok protein almamıza olanak verdi. Ve beyin giderek gelişti. (1 kilo ıspanağı, havucu çiğ yiyemezsiniz ama pişirince kolayca yersiniz.) 

Her olimpiyat, birer müsabaka olmasının dışında, bize evrimde gelinen noktayı da özetliyor adeta. Dikkat edin olimpiyatlarda en çok madalya alan ülkelerin toplumları gelişmişlik yarışında, teknolojide hep lider. Bu tesadüf değil. Yıllar yılı sporla yoğrulmuş nesillerin bir sonraki kuşağa aktardığı kaliteli genlerin sonucu bu. “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözü doğru yani.

1000 yıl sonraki insan nasıl olacak?

Peki insanoğlunun evrimi nereye varacak? 1000 yıl sonra nasıl bir Olimpiyat bekliyor bizi? Şu an bile rekorlar sınıra dayandı. Yakın gelecekte Homo Sapiens’in yerini Robo Sapiens ırkı alacak. Doğuştan eli kolu bacağı olmayan, kör ya da sağır kişiler biyonik implantlar sayesinde, sıradan insandan kat be kat güçlü olabilecek. Gözleri ve kulakları hem duyacak, hem kaydedecek. İnsan beyni (bilincimiz), bilgisayarlara yüklenebilecek, öldükten sonra bile bilgisayarda yaşıyor olacağız. Beynimizle en güçlü makinelere bağlanıp hareket ettirebileceğiz. (Metal bacak ve kollar vs.)

Ayrıca yeni gen mühendisliği (Crispr) ile DNA kesme, yapıştırma, tamiri de artık kolay ve ucuz. Bebeklere ana rahminde genetik müdahale yapılabiliyor. Pek yakında renkli gözlü, dolgun saçlı, uzun boylu, kaslı ve zeki evlatlar seçebileceğiz. Kanser, Alzheimer, kalp, şeker, obezite gibi hastalıklardan arınmış nesiller doğmakla kalmayıp, astronot kadar fit hatta daha da ileri, birer süper insan ırkı var olacak. Yaşam, önce 150 yıla, ardından ölümsüzlüğün sınırına dayanacak.Astronot demişken.. Başka gezegenlere kolonileşme de, farklı bir açıdan evrimi tetikleyecek, yeni tür bir insan ırkı yaratacak. Mars, Dünyamıza göre yüzde 66 az Güneş ışığı alıyor. Bu da Mars’taki insan ırkının zamanla iki kat daha büyük göz bebeklerine (ışığı emmek için) sahip olması anlamına geliyor. Ve Mars’ın yer çekimi Dünya’nın yüzde 38’i olduğundan, Kızıl Gezegen’de doğanlar yeryüzüne göre uzun boylu olacaklar. (Uzay istasyonlarındaki astronotların, omurgalarından çekim yükü kalkınca boyları birkaç santim uzuyor.)   Gelecekte biyoloji ile biyonik arasındaki farkın çok az indiği bir ortamda, olimpiyatların hala el değmemiş orijinal insan ırkı ile yapılacağını düşünmek saflık olur.

Bugünün insan ırkı, ki buna hepimiz tanıklık edeceğiz, önümüzdeki yıllarda yerini doğuştan biyonik ırka devrediyor olacak.