Gazetevatan.com » Yazarlar » Hayatın her anını fotoğraflamak...

Hayatın her anını fotoğraflamak...

31 Aralık 2017 Pazar


Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, lüzumsuz olan her ne varsa; o bizim için elzem oluyor. (Oscar Wilde) Yılbaşı demek hediye demek. En çok arzu edilen nesneyse cep telefonları. Eş dost bana soruyor, yurtdışına giden var mı, sipariş versek getirirler mi?

Oğlumun elinde bir telefon, gözü hep orada. Televizyonda güzel bir sahne... “Bu aktör kim biliyor musun” diye izaha girişiyorum ki, beyefendi YouTube’ta, kafasını bile kaldırmadan “ya baba ya” diye tepki koyuyor. Evde bir film açıyorsun, ailece keyif yapalım istiyorsun. Bir bakıyorsun yan gözle eşin, cep’e dalmış çoktan sosyal medyada. Televizyon, kahvaltı, akşam yemeği fark etmiyor, ailenizle cismen birliktesiniz, ruhen değil, bir eliniz cepte.

Bacanakla yelken öğreniyoruz Kalamış’ta. Hafta sonları erkenden gelip evden alıyor, zırt diye E-5’e bağlanıyoruz. Bakıyorum cep telefonu cama monte edilmiş navigasyon açık. Yani öyle “trafik var mı, yok mu” maksadıyla değil bizimkisi. Bildiğiniz Fenerbahçe Stadı’na 1’inci köprü üzerinden navigasyonla gidiyoruz birader. Sağa dön, sola dön komutlarıyla. Dönüşümüz de aynı, eve kadar komutla. “Ya Halil”  diyorum “kapa şunu”, vallahi de kapatırken eli zor gidiyor sanki kaybolacağız E-5’te! 

Yelken dersindeyiz. Bir arkadaşımız, 15 yaşındaki genç kızını da getirmiş, “Merakı var görsün, havasını koklasın” hesabı. Ne merakı kardeşim yok merak falan. Denizde 3 saat boyunca kızcağız gözünü telefondan ayırmıyor ki! Ne Boğaz, ne yelken, ne deniz... Güvertede olup bitenle alakası yok.

Upgrade değil, downgrade edin!

İşte yılın bu son günü, sizler telefonlarınızı “upgrade” edip, bellekte yer açmakla uğraşırken, günün yarısını fotoları iCloud’da mı saklayayım, hafızada mı diye geçirirken, ben de tüm bunlar gerekli mi? diye sormak istedim.

Diyorum ki bari yılın ilk haftası, bir kez olsun telefonunuzdan uzaklaşın da çevrenize şöyle bir bakının. Sabah ‘şu saatte kalkacağım’ deyin, cepten alarm kurmayın, kalkın, kalkarsınız. “Hava yağmurlu mu? diye AccuWeather’a değil, pencereden dışarı bakın, yüzünüz aydınlansın. Gideceğiniz adresi, güzergahı kafanıza not edin, merak etmeyin kaybolmazsınız. ‘Siri’ uyarmadı diye toplantı kaçırmazsınız, kendinize güvenin. Küçük bir ajanda, bir kalem edinin benim yaptığım gibi. Göreceksiniz daha planlı, organize, mutlu bir kişi haline geleceksiniz.

Her anınızı fotoğraflamak size güzel hatıralar mı kazandırıyor yoksa anılarınızı mahv mı ediyor, hiç düşündünüz mü? Geçen hafta bir konserdeydim. Sanatçı en güzel şarkısına başladığında, ben dahil herkes cep’ten kayda başladı. Salon stadyum gibi ışıl ışıl oldu. Kamera ile kadını sahnede takip etmekte bir hayli zorlandım, ileri geri zoom yaparak, pür dikkat ekrana kilitlendim. Şarkı bitti, başarıyla kayıt yaptım. Ee noldu? Önümde canlı performans varken, konserin en güzel şarkısını mavi ekrandaki kötü görüntüye bakarak takip etmiş oldum. Halbuki sanatçı sahnede o an döktürüyordu sesiyle, hareketleriyle, mimikleriyle. Bense bu en romantik anları hafızama değil, cep’e kaydettim.

Sizce de öyle değil mi? Hayvanat bahçesinde çocuğunuz zürafayı beslerken çekmek isteyip “yok yan baktın, yok güldün yok gözün kapalı çıktı” derken hem sinir olup, hem de o güzel anı kaçırdığınız olmuyor mu? Ya da Boğaz’da dalıp çıkan yunusları izlemek yerine, kameranıza sarılıp onları yalap şap kaydetmeyi niye tercih ediyorsunuz ki?

Cep’ten çekilen hangi kare, hafızama babaannemin Yedikule’deki evi, çökük avurtları, damar damar elleri kadar yer edebilir ki. Dedemin fötr şapkasıyla Sultanhamam’da esnafı selamlarkenki halini, anneannemin Edirne’de parizyen şapkası kürk yakalı mantosuyla arnavut kaldırımını çıkışını, 5 yaşındaki kardeşimin Kumburgaz’da ıslak kırmızı bikinisi, badem göbeği, su dolu kovasıyla ayacıkları yanarak kumdaki koşusunu bana hangi fotoğraf verebilir ki? Bunları hafızama fotoğrafladım ben.

Anılarınızı arşivlemek isterken, durup o anın keyfini çıkarmayı unutmayın. Bir ajanda edinin, o anları, o sözleri, o şiirleri, gördüklerinizi not alın. Göreceksiniz cep telefonundan daha iyi olacak. Şili’li şair Pablo Neruda ‘nın dizeleriyle sizi baş başa bırakıyorum. İyi seneler!

Ağır ağır ölürler,              

               seyahat etmeyenler,

Ağır ağır ölürler, okumayanlar,

                müzik dinlemeyenler

Vicdanında hoş görü           

                  barındırmayanlar...

Ağır ağır ölürler,     

    alışkanlıklarına esir olanlar,

Her gün aynı yolları      

                              yürüyenler,

Ufuklarını genişletmeyen, 

                  değiştirmeyenler...

Ağır ağır ölürler, aşkta bedbaht olup yön değiştirmeyenler.

Rüyalarını gerçekleştirmek için

                       risk almayanlar,

Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmayanlar. Ağır ağır ölürler.