Gazetevatan.com » Yazarlar » Eşcinsellik bir tercih değildir

Eşcinsellik bir tercih değildir

12 Kasım 2017 Pazar


“ABD Başkanı eşcinsel çıktı!” Evet, House of Cards’ın yıldızı Kevin Spacey’den (58) söz ediyorum. Ünlü aktörün, soğuk duş etkisi yapan “eşcinselim” sözlerinden hareketle size yanlış bilinen bazı doğruları anlatayım.

Hepimiz biliyoruz ki, erkek çocuklar daha aktif, yaramaz, araba, tren gibi oyuncuklarla oynamaya daha hevesli iken, kız çocuklar bebeğe meraklıdır. Siz bunu çevre etkisi sanabilirsiniz ama hayır.
Daha önce oyuncak görmemiş iki bebeğin önüne bir oyuncak sepeti koyarsanız, erkeğin içinden yine arabayı, tabancayı; kız çocuğun ise bebekleri seçeceğini fark edeceksiniz. Bu tercih, toplum şartlamasıyla değil, doğuştan, çocuk daha ana rahmindeyken beyinde programlanır. Ana rahminde testosteronun yüksek olması erkek çocukta kıza göre davranış farkına neden olur. 
Biraz daha açalım. Resim çizen çocuklara bakın. Kız çocukları, insan figürleri (özellikle kız, kadın), çiçek, böcek çizer. Kırmızı, portakal, sarı gibi parlak renkler kullanır, kompozisyonları barışçıldır figürleri yan yana ve karşıdandır. Erkek çocukları  ise tam tersi, silah, tren, araba, uçak çizmeyi sever. Resimleri kaotiktir, kuş bakışı yukarıdan çizimlerdir, koyu soğuk renkler özellikle de laciverti seçerler.  
 
Göz temasının gizli anlamı
 
Demem o ki, cinsiyetler arası davranış farklılıkları toplumda değil, ana rahminde belirlenir. Örneğin birkaç haftalık kız bebekler, insan yüzlerine bakıp gülümsemeyi tercih ederken, erkek bebeklerin dikkati yüze değil, hareket eden mekanik cisimlere odaklıdır. Bir yaşına geldiklerinde kızlar, erkeklere göre karşısındaki ile çok daha fazla göz teması kurar. 
Günlük yaşamda da, göz temasının kadın - erkek için anlamı farklıdır. Kadınlar göz temasını karşısındaki kadını daha iyi anlayabilmek için kurarken, ki bu onları mutlu eder; erkekler ise göz temasını hiyerarşik konumlarını test etmek için kurar. Dağa çıkanlar bilir, “Ayı görürseniz, göz temasından kaçının” derler. Nedeni ayının, aksi halde kimin patron olduğunu ispatlamaya çalışacağıdır. Özetle iş hayatında, kadınların göz teması yaratıcı sonuçlar doğururken, erkeklerin birbirlerinin gözünün içine bakıp konuşması tehditkardır, sonucu parlak değildir. Kulağınıza küpe olsun.
 
Kortizol hormonu artınca
 
Eşcinselliğe gelince... Ana rahmindeki hormonların bebek beyniyle etkileşimi eşcinselliği belirler. Örneğin rahimde testosterona maruz kalan kız bebekleri büyüyünce biseksüel, lezbiyen olabilir. Aynı şekilde hamilelikte nikotin ya da amfetamin kullanan annelerin, kız çocuklarının lezbiyen olma ihtimali de yüksektir. ABD’de 1939-1960 arasında 2 milyon kadına düşük önleyici sentetik östrojen hapı verildi. Sonuç? Tedaviyi gören annelerin kız bebekleri arasında eşcinsellikte büyük artış görüldü. 
Erkek cephesinde ise; ailede bir çocuğun ne kadar çok ağabeyi varsa, o çocuğun eşcinsel olma ihtimali de o kadar artar. Çünkü annenin bağışıklık sistemi doğan her erkek çocukta daha da güçlenir ve gebe kaldığı son oğlan çocuğun hücrelerine saldırır. Yine hamilelikte aşırı strese maruz kalan (kortizol hormonu) annelerin erkek çocuklarının homoseksüel olma ihtimali yükselir. 
 
Tercih değil biyolojik bir olgu
 
Eşcinsellerde; beynin sağ ve sol loblarını birbirine bağlayan hipotalamusun doğuştan, iki kat daha büyük olduğu görülüyor. Bu da onların niye hayat dolu, şakacı ama yaratıcı, sıra dışı, sanat ve müziğe düşkün olduklarını açıklan biyolojik bir durum.
 
Eşcinselleri “doğru yola getirmek” amacıyla Batı’da her şey denendi: ilaç, hormon tedavileri, sünnet, iğdiş etme, libidoyu etkileyen psikolojik terapiler, elektroşok, testis nakilleri ve hapis cezası. Ama bu “tedavilerin” hiçbiri, kişinin içinde yatanı değiştiremedi. Eşcinseller arasında büyüyen, ya da evcilik oynayıp, eline oyuncak bebek verilen erkek çocukları büyüyüp eşcinsel olmadı. Ya da tam tersi maço bir kültürle yetiştirilen çocuk, içinde varsa yine de eşcinselliğe döndü.
Yaygın kanının aksine eşcinsellik bir “yaşam tercihi” değildir, kişi daha ana karnındayken beynin kendini programladığı biyolojik bir olgudur. Bu doğuştan gelen tercihin sonradan değiştirilmesi, hele hele yetişkin olduktan değişmesi ise mümkün değildir.