Gezi Türkiye'de neyi değiştirdi?

BURAK KARA  |  30 Mayıs 2014 Cuma - 17:01 | Son Güncelleme : 30 05 2014 - 17:01

Modern Türkiye Araştırmaları Profesörü Umut Özkırımlı Gezi'nin birinci yılını ve geleceğini değerlendirdi.


Bir yıl önce İstanbul’daki Gezi Parkı’nda ağaçların kesilmesiyle başlayan protesto gösterileri, kısa sürede milyonların katıldığı hükümet karşıtı eylemlere dönüştü. 80 ilde düzenlenen gösterilerde biri polis 8 kişi hayatını kaybetti. Yüzlerce kişi yaralandı, binlercesi gözaltına alındı, haklarında dava açıldı. Palgrave Macmillan tarafından İngilizce olarak yayımlanan "The Making of a Protest Movement in Turkey: #occupygezi" (Türkiye'de bir protesto hareketi oluşturmak) adlı derlemenin editörü" Lund Üniversitesi Lund Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları Merkezi’nde (CMES) Modern Türkiye Araştırmaları Profesörü olarak görev yapan Umut Özkırımlı Gezi'nin birinci yılını ve geleceğini değerlendirdi.

* Nedir Gezi direnişi? Nasıl okumak lazım?

Gezi en klasik anlamıyla protesto amaçlı bir toplumsal hareket. Bu anlamda türünün tek örneği de değil. 1990’lardaki küreselleşme karşıtı hareketlerden, Occupy Wall Street’e, Brezilya’dan, Ukrayna’ya, İspanya’dan Yunanistan’a, Tayland’a, hatta Arap Devrimlerine uzanan bir uluslararası eylemlilik halinden söz etmek mümkün. Elbette bu saydığım örnekler birbirlerinden farklı. Yansıttıkları dinamikler, dile getirdikleri talepler aynı değil. İçinde yeşerdikleri toplumların kurumsal yapıları da benzer değil. Yine de toplumsal hareketleri tarihsel bir perspektif içinde değerlendirecek olursak kökleri 19. yüzyıla kadar uzanan feminist hareket gibi, 1960’ların sivil haklar hareketi gibi bir “dalgayla” karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. 21. yüzyılın toplumsal hareketlerinin ortak noktaları ise neoliberal kapitalist düzene ya da bu düzenin dayattığı belirli ekonomik, siyasi politikalara karşı olmaları, kimlik talepleri içermeleri, geleneksel siyasi mekanizmaları (seçimler, partiler, vb.) dışlamaları ve teknolojinin sağladığı iletişim olanaklarından, özellikle de sosyal medyadan çokça yararlanmaları.

KUTUPLAŞMANIN TOHUMLARI GEZİ'DE ATILDI

* Bir ortasınıf dirilişi -ya da isyanı- mıdir Gezi? Kim bu "Geziciler"?

Gezi’nin sınıfsal yapısı üzerine elimizde çok veri yok. Görece güvenilir iki kurum, KONDA ve SAMER’in araştırmalarından çıkan sonuçlara göre, Gezi’ye katılanlarin alt orta, orta ve üst orta sınıf yoğunluklu olduğu görülüyor. Her ne kadar Türkiye’nin hemen her ilinde 3.5 milyon civarında insanın katıldığı protesto gösterileri düzenlenmiş olsa da, Gezi’nin daha çok kentli bir hareket olduğunu iddia etmek yanlış olmaz. Ve tabii dindar/muhafazakar kesimlerin, özellikle de AKP seçmeninin Gezi’ye katılımının çok sınırlı olduğunu biliyoruz. Bunda iktidar ve iktidar yanlısı çevrelerin, bizzat Başbakan Erdoğan’ın son derece sert üslubunun da etkisi var tabii. Sonuçta AKP seçmeni Gezi’nin ulusalcı bir “kalkışma”, yurtdışı odakların da desteklediği bir tür sivil darbe olduğuna inandı, inandırıldı. Oy verdiği partinin iktidarı bu şekilde kaybetmesi ihtimalinden ürktü ve Gezi’yi toptan reddetti. Zaten son bir yıldır giderek artan toplumsal kutuplaşmanın tohumları da Gezi’de atıldı.
Sorunuzun ikinci kısmına gelirsek, "Gezici" diye tek bir karakter yok. Daha önce de belirttiğim gibi, çok farklı hedefleri, talepleri olan son derece heterojen bir hareketten bahsediyoruz. Dolayısıyla anti kapitalist Müslüman Gezici de var, ulusalcı Gezici de, solcu, feminist, çevreci, trans-birey Gezici de. Tabii, yaratılan havanın aksine, Kürtler de. Kürt siyasi hareketinin bariş sürecini düşünerek Gezi’ye haklı olarak belli bir mesafeyle yaklasması, Gezi’de Kürtlerin de olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ben bizzat Kürt ögrencilerimin davetiyle “Gezi ve Kürtler” başlıklı bir açık hava forumuna katıldım konuşmacı olarak.

* Gezi Türkiye'de neyi değiştirdi?

Bu sorunun yanıtı uzun, ama kısaca yanıtlayacak olursak bence “farkındalığı” arttırdı. Siyasi aktivizm geçmişi olmayan gençlere siyasetin oy vermekten ibaret olmadığını, hakların başka şekillerde de talep edilebileceğini, daha da önemlisi elde edilebileceğini gösterdi. O güne kadar görmezden gelinen bazı açıların, mağduriyetlerin farkına varılmasına yol açtı. Devlet tarafından farklı şekillerde yıllardır ezilen Kürtler, LGBT bireyler gibi gibi kesimlerin acılarının geniş kitlelerce, gecikmeli de olsa, “görülmesini” sağladı. Bu farkındalığı önemsemek için romantize etmemiz gerekmiyor. Gezicilerin, Turkiye’nin katetmesi gereken çok yol var daha. Ama Gezi’yle ilk adım atıldı. Bu son derece önemli.

* Gezi sonrası Türkiye'nin "kaderi" artık nasıl olacak, nasıl olmayacak?

Bu biraz da bize ve kendini “Gezici” olarak tanımlayan kesimlere bağlı. Bir kere, Gezi’nin Gezi’ye kuşkuyla yaklaşan kitlelere anlatılması gerekiyor. Bu, kolay değil. Önyargılar var, korkular var; hepsinden öte farklı bir algı yaratmak için devletin bütün ideolojik aygıtlarını tepe tepe kullanan bir iktidar bloğu ve onun organik “aydınları” var. İktidar bloğuna karşı mücadelede tavizsiz olmak, yılmadan mücadele etmek, bunu yaparken de o bloğa destek veren kitleleri “asağılamak”, şeytanlaştırmaktan kaçınmak gerekiyor. Sonuçta uzun vadede iktidarı zayıflatacak olan halk desteğinin aşınması. İkincisi, Gezi’nin olumlu yönlerini, örneğin dayanışmacı ruhu, özgürlük taleplerini, çoğulculuğu öne çıkaracak bir strateji izlenmesi. “Gezi’yi ilk üç gün ben de destekledim” diyen iktidar yandaşlarının iyi niyetli olmadığını ortaya koyan nokta bu. Bu kadar heterojen bir harekette elbette istenmeyen talepler, rahatsız edici eylemler olacak, özellikle de Gezicilerin karşı karşıya kaldığı polis şiddeti düşünüldüğünde. Önemli olan bunları ayıklamak, olumlu olanı yeşertmeye çalışmak. Siz kalkıp Gezi bir kalkişmaydı dediğiniz zaman aslında 1999 Marmara depremi İsraillilerin bir komplosuydu ya da küreselleşme Türkiye’yi zayıflatmaya çalısan Siyonist bir oyundan çok farklı bir şey söylemiş olmuyorsunuz.

* Türkiye'de bir Gezi daha yaşanır mı?

Gezi’nin aynısı, aynı şekilde yaşanmaz. Bu, Gezi’nin ya da benzer tüm toplumsal hareketlerin doğasına aykırı. Gezi planlı, örgütlü bir hareket değildi ki tekrarlansın. Yüzbinlerce insan bir şeylere, ama farklı şeylere tepki duyarak gitti Gezi’ye. Örgütlenme çabaları da fazla işe yaramadı. Tahminim, korku duvarı aşıldığı, farkındalık arttığı için benzer ya da daha küçük ölçekli hareketler, eylemler olacak. Oluyor da. Berkin Elvan’ın cenazesini hatırlayın mesela. Ama bunların hiçbiri Gezi’nin karbon kopyası olmayacak. Talepler farklı biçimlerde de dile getirilecek.