Gelecek rüzgarda

MERVE ARSLAN / DIŞ HABERLER |  23 Mart 2018 Cuma - 2:30 | Son Güncelleme : 23 03 2018 - 2:30

Dünya her geçen yıl çevreyi ve insanların geleceğini daha az tehdit eden enerji kaynaklarına yönelmeyi sürdürüyor. Bunlar arasında en büyük potansiyele sahip enerji türlerinden biri rüzgar enerjisi. Türkiye de bu konuda önemli adımlar atıyor


Alternatif enerji kaynaklarından olan rüzgar enerjisi, son yıllarda önemli bir konuma geldi. Rüzgar enerjisi doğal, yenilenebilir ve temiz bir güç olmasının yanı sıra dünya çapında 1 milyondan fazla işçiye gelir sağlıyor. Ayrıca fosil yakıtların sebep olduğu hava kirliliği ve sera gazı salınımını azaltmada önemli rol oynuyor. Rüzgardan enerji üretim sürecinde su kullanımı gerekmediği için su tasarrufu konusunda da oldukça elverişli. Günümüzde küresel elektrik talebinin yüzde 4’ünü karşılayan rüzgarın payı gün geçtikçe artıyor. Rüzgarın gelecekte küresel elektrik ihtiyacının üçte birinden fazlasını karşılayabileceği düşünülüyor. Küresel Rüzgar Enerjisi Konseyi (GWEC) tarafından yayınlanan ‘Küresel Rüzgar Enerjisi Görünümü Raporu’ na göre 2020 yılında kurulu gücün 879 gigavatı aşacağı öngörülüyor. Bu da rüzgar enerjisinin küresel elektrik ihtiyacının yüzde 9’unu karşılayacağı anlamına geliyor.

Fiyatlar düşüyor

Rüzgar, çok sayıda pazarda şebekeye kapasite eklemenin en ucuz yolu olarak görülüyor. Daha yüksek enerji kapasiteli faktörlerin daha az maliyetle elde edilebilmesi müşteriyi cezbediyor. GWEC’in raporuna göre rüzgardan enerji üretilmesini sağlayan türbin kapasitesinde gelişen teknolojilere bağlı olarak artış bekleniyor. Başta deniz tipi (off-shore) endüstrisinde olmak üzere daha büyük ve etkili türbinlerin geliştirileceği öngörülüyor. Ayrıca düşük rüzgar hızına sahip alanlardan enerji üretebilmek amacıyla yüksek kulelerin üzerine inşa edilebilecek büyük kanat ve küçük jeneratöre sahip makinelerin kullanımının da yaygınlaşacağı düşünülüyor. Yakın gelecekte piyasa etkenleri ve teknoloji firmaları arasındaki yarışın etkisiyle düşen türbin maliyetinin daha da azalacağı varsayılıyor. Rüzgar enerjisinde entegrasyon ve küresel yayılma her geçen gün artıyor. Rüzgar endüstrisinin yarattığı iş alanlarında çalışan işçi sayısının 2020’de 1.29 milyona ulaşması bekleniyor. Sürdürülebilir enerji kaynaklarından olan rüzgar enerjisi sayesinde 2020 yılında karbondioksit emisyon azaltımının 1.17 milyar tona ulaşacağı öngörülüyor.

Türkiye’de elektriğin yüzde 8’i rüzgardan
 

Küreselskalada mevcudiyeti giderek artan rüzgar enerjisi Türkiye’de de önem kazanıyor. Rüzgarın birincil enerji arzındaki payının sürekli arttığı Türkiye, GWEC’in 2017 küresel istatistiklerinde yeni kurulu güç sıralamasında 8. sırada. Türkiye’deki elektriğin yüzde 7,75’i rüzgar enerjisinden elde ediliyor ve bu oranın 2023’e kadar arttırılması planlanıyor. Ayrıca Türkiye’de 48 bin MW’lık rüzgar enerjisi potansiyeli bulunuyor. Bu potansiyel için gerekli toplam alan ülke yüz ölçümünün yüzde 1,3’üne denk geliyor. Bu durum rüzgar enerji santrallerinin kurulumu için uygun alanların yoğun olarak bulunduğunu gösteriyor.

3 kat artacak

Türkiye’de rüzgar enerjisi kurulu gücü 2018 istatistiklerine göre 6 bin megavatın üzerinde. Bu rakam tüketilen elektriğin yaklaşık yüzde 7’sini karşılıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2016 Faaliyet Raporu’nda yer alan verilere göre Türkiye’deki rüzgar enerjisi kurulu gücünün 2023’e kadar 3 kattan fazla artarak 20 bin MW’a çıkarılması hedefleniyor. Bu amaç doğrultusunda rüzgarın enerji üretiminde kullanılması için gerekli altyapı oluşturulduğu belirtiliyor.

Ege ön planda

Türkiye’de deniz tipi rüzgar santralleri için en elverişli yer Ege bölgesi. Özellikle Bozcaada’nın kıta sahanlığında yer alan bölgeler ile Gökçeada’nın Çanakkale bölgesi ve Saros Körfezi’nin büyük potansiyel barındırdığı görülüyor. Ayrıca Trakya’nın Karadeniz kıyılarının da proje için uygun olacağı belirtiliyor.

Denİz rüzgarı 

Enerjİ Bakanlığı rüzgarda dünyanın en büyük offshore (deniz-tipi) projesini hazırlıyor. Deniz tipi santraller daha yüksek rüzgar hızından faydalanabileceği için elektrik üretme konusunda daha elverişli. Ancak inşası ve bakımı kara tipine göre daha zorlu ve masraflı. Bu sebeple offshore rüzgar santralleri inşa edilirken deniz tabanının iyice incelenmesi ve temel atmak için uygun zeminin tespit edilmesi gerekiyor. 

ETİKETLER