Gazetevatan.com » Yazarlar » İstanbul’u herkesten çok seven Amerikalı

İstanbul’u herkesten çok seven Amerikalı

23 Nisan 2017 Pazar

Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’nin efsane hocası; fizikçi, tarihçi, seyyah, İstanbul’a İstanbullu’lardan daha aşık... Ömer Uluç’un, “İstanbul’un hafızası” diye tanımladığı, Amerikalı John Freely 90 yaşında hayata veda etti.


Fizik profesörü John Freely 50 yılı aşkındır yaşadığı İstanbul’da geçtiğimiz hafta hayatını kaybetti. ABD vatandaşı olan ve yıllarca Boğaziçi Üniversitesi’nde ders veren Freely çoğu İstanbul ve Osmanlı tarihi olmak üzere   55 kitap kaleme aldı. Yazdığı kitaplarla İstanbul ve Osmanlı’yı dünyaya tanıtan fizikçinin kendi hayat hikayesi de kitap olacak nitelikte... Ailesi İrlandalı olan Freely’nin anne ve babası evlendikten sonra New York’a taşınır. Babası mezarcı annesi ise temizlikçidir. 1926 yılında New York’da dünyaya gelen Freely’nin hayatı çok da kolay geçmez. Dört yaşındayken babası işsiz kaldığı için New York’tan İrlanda’ya dönerler ama baba New York’ta yeniden iş bulunca Freely, anne ve kız kardeşiyle gemiye binip yeniden New York’a doğru yola çıkar. Freely tuvaleti, elektriği, musluktan su aktığını, otomobili ilk kez   New York’ta görür! Lisede okurken denizci olarak II. Dünya savaşına katılan fizik hocası savaş sonrasında Roosevelt yönetiminin savaşa katılanlara, lise mezunu olmasa bile üniversite bursu vereceğini öğrenince fizik okumaya karar verir. Mezun olduktan sonra Oxford’ta doktora yapar ve Princeton Üniversitesi’nde dersler verir.

 

İstanbul’a 1960 yılında Robert Kolej’de fizik öğretmenliği yapmak için gelen fizikçi bu okuldan 1976’da ayrıldı. New York, Boston, Londra, Atina ve Venedik’te yaşadıktan sonra 1993 yılında akademisyen olarak Boğaziçi Üniversitesi’ne döndü. John Freely, sadece Boğaziçi Üniversitesi’nde hocalık yapmadı. Osmanlı, Türk tarihine ve İstanbul’a olan ilgisiyle Türkiye’nin de hafızası olarak nitelendirildi. Freely, Osmanlı tarihi ile çok ilgilendi. Yazdığı, Büyük Türk-İki Denizin Hakimi Fatih Sultan Mehmed ilgi uyandırdı. Fizikçi, “Padişahlar da insan ama kimse onların insani tarafı ile ilgilenmedi” diyordu. John Freely’ye göre Osmanlı padişahlardan en ilginci Fatih Sultan Mehmed’tir. Çünkü o sarayda çok zaman geçirmedi. Okuyordu, ilme âşıktı. Şehri korumasız geziyor, insanların arasına karışıyor, tüm inançlara saygı duyuyordu. Kilisede ayin izliyordu. Muhteşem bir devlet adamı ve olağanüstü bir entelektüeldi.

Freely’nin şehri

Freely’nin büyük dedesi, Kırım Savaşı’nda İngiliz ordusunda savaşırken yaralanınca İstanbul Selimiye’de tedavi görmüş. Büyük dedesi İstanbul’da kaldığı sürede bir kitap satın almış, içinde 1850 yılının İstanbul’unu tasvir eden gravürler bulunuyormuş. Freely “Büyük dedem o zaman 17 yaşındaymış. İrlanda’ya dönünce, kızını yani benim büyükannemi okula göndermiş. Ben beş yaşımdayken, büyükannem dedemin İstanbul’u anlatan kitabı sayesinde bana okuma yazma öğretti. İstanbul diye bir yer olduğunu o kitap sayesinde öğrendim” diyor. Freely, bu gravür kitabının hala İrlanda’da olduğunu söylüyor: “O kitaba baktığımda İstanbul’u Binbirgece Masalları’ndaki gibi bir yer olarak hayal etmiştim.”

Dolores’e aşık oldu

21 yaşında hayatının aşkı Dolores ile tanıştı. Çiftin, Maureen, Eileen ve Brandon olmak üzere üç çocuğu oldu. 1971’de Boğaziçi Üniversitesi’nde çalışmaya başlayan John Freely, 1976’da okulun bütçesi olmadığı için görevinden ayrılıp Yunanistan, Boston ve İngiltere’de öğretmenlik yaptı. Sonra Özel Koç Lisesi’nden teklif alınca yeniden İstanbul’a döndü. Üç yılın ardından Venedik’e giden Freely, oradayken dönemin Boğaziçi Üniversitesi’nin rektör yardımcısı Prof. Dr. Gülen Aktaş ile tanıştı. Aktaş kendisine iş teklif edince 1993’te Boğaziçi Üniversitesi’ne geldi. Freely “Buraya geldiğimde cebimde 5 dolarım vardı. Kızım ‘Demek ki Venedik’te sadece bir gün kalabilirdik’ demişti” diyor.

İstanbul çok insanî bir kent

Ona İstanbul’u bu kadar sevdiren şeyi ise şöyle anlatıyor: “İstanbul benim için her şey demek. Başka kentlerdeyken çok özlüyorum. Türkiye’nin ve dünyanın birçok şehrinden gelen insanlar burada uyumlu yaşayabiliyor. Doğduğum yer New York da büyük bir şehir, oraya da her yerden insanlar geliyor, ama buradaki gibi kardeşlik ve beraberlik hissi orada yok. New York çok zor ve çirkin bir kent. İstanbul ise insanî bir şehir. Birçok şehirde, ülkede ve kültürde yaşadım. Ama hiçbir yerde buradaki yakınlığı ve sıcaklığı bulamadım.”

İstanbul’un en çok sevdiği insanî yönünü ise yaşadığı iki olayla anlatıyor John Freely: “Dedemin bir eşek arabası vardı. Onunla New York’ta babama gazete almaya gittim. Sokakta bir zenci ölmüştü. Ama kimse ilgilenmiyordu. Yıllar sonra İstanbul’da Haliç‘te karpuz satan bir esnafın atı aniden ölmüştü. Çevrede herkesin işini gücünü bırakarak ona yardım için koştuğunu gördüm. Bu beni çok etkilemişti. Öldüğümde buraya gömülmek isterim.”