Gazetevatan.com » Yazarlar » Yaşar Kemal klasik anlamda romancı değildi

Yaşar Kemal klasik anlamda romancı değildi

11 Şubat 2017 Cumartesi

Yalçın Sadak, Yaşar Kemal’in romancılığını eleştiren bir kitap yayınladı. “Kemal’in edebi modernlik içindeki yerini haritalandıran bu kitap muhtemelen bir ilktir” diyor Sadak.


Yaşar Kemal ya da Dionysosun Dönüşü...

Sanat tarihçisi, şair ve eleştirmen Yalçın Sadak geçtiğimiz ay, yakın dostu yazar Yaşar Kemal’in romancılığını irdeleyen bir kitap yayınladı. “Yaşar Kemal ya da Dionysosun Dönüşü“ Sadak, “Yaşar Kemal’in Çukurova’sı da bir sınır-uzamdır, sınır ilişkilerin mücadele alanıdır ve onun başlıca karakterleri de kaybetmeye yazgılıdır. Fakat bir değerler manzumesi öne sürmez hiçbiri. Aklı başında hiç kimse onun anlatılarının eşkıyalar, hantal köylüler, hüzünlü göçerler, henüz teşekkül etmekte olan proto-proleterler üzerinden değerler telkin ettiğini var sayamaz. Hardy,nin, Faulkner’ın ve Yaşar Kemal’in edebi modernlik içindeki konumları ayrıksı biçimde semptomatiktir kanımca ve yapıtları modernlik anlatıları için birer geribildirim işlevine sahiptir. Ne var ki, Faulkner ve Hardy’de geribildirimin bağlamı değerler, dolayısıyla kültürdür, Yaşar Kemal’deyse güç ilişkileri üzerinden tarihtir. Belki de Yaşar Kemal ilkseldir; genetik bilinçdışını doğrudan üreten bir ilk.                  

Türkiye’deki edebiyat eleştirmenliği ne boyutta?

Yalnız edebiyatta değil, sanat alanında da uzun zamandır muazzam bir gevşeklik ve atalet var. Spesifik dergilerde yazıldığını farz ettiğiniz kaliteli eleştiriler bile yazılmıyor epeydir. 70’li, 80’li, 90’lı yıllarda muazzam bir çaba vardı. Devamlı bir yere yetişmeye çalışırdık. O günün eleştiri terminolojisi, aktüel sorunları... Bunların üzerine ölü toprağı serilmiş durumda. Eleştiriyi profesyonel olarak sürdürenler arasında da bunun hakkını vererek icra eden yok gibi.

Kitap ekleri ve gazetelerde yazıyorlar

Profesyoneller kitap, gazete eklerine kaydılar. Ama gazete eklerinde yapılanlara tam eleştiri demek mümkün değil. Galiba kitle kültürünün karşısında sorumlu eleştiri de sorumlu sanat da direnemeyeceği bir noktaya geldi. Yani magazin hayatımızın her yanını kuvvetle işgal ediyor. Eleştirinin de edebiyatın da işi zor. Bazı yayınevleriyle irtibatım vardı, bunlar büyük basın kuruluşlarının yayınevleri. Kitabımın onların formatları içerisinde yer alamayacağını söyledim. Çünkü çok kolay bir biçimde, muazzam bir kitap üretimi var. Genelde de eklerde birkaç yayınevi tanıtılıyor. Bilgide, kültürde, yayında, sanatta direnmek butik yayınların işi olmaya başladı.

Eleştiriyi zorlayacak olan biraz da hem basında hem de genel yayıncılıkta editöryal müessese. Yığınla kitap çıkaran yayınevlerinde bana editör diye göstereceği birisi yok. Kırıntısı bile yok. Bir tür ticarethane işletir gibi, o mu bu mu satar diye bakıyor.

Çoraklaşmış bir kültür doğuyor

Epey zamandır tarihi romanlaştırmak moda oldu. Fakat tarih romana gelmiyor. En iyi tarihten faydalanmış, Amin Maalouf vs, ama uzun zamanda tutunma şansları yok. Bir tarihçi de geçmişi yazarken, belirli doneleri seçiyor, görmek istediklerini seçiyor. Diziden, romandan tarih öğrenilmesi İlber Ortaylı’nın dediği gibi bize özgü bir kasabalı garabeti. Bu furya geçecek söyleyeyim.

Klasik roman teknikleri ile yazmadı

“Yaşar Kemal her şey yazdı ama roman yazmadı. Klasik anlamda, 19’uncu yüzyıl roman teknikleriyle alakası yok. Bakın Tanpınar’ı okursanız o kalıplar içindedir. Sabahattin Ali, Kemal Tahir dahil, Yaşar Kemal’e kadar uluslararası çapta bir edebiyat eseri yaratmadılar. Ama oradaki evrenselliği anlıyorsunuz değil mi? Yerel mahalli olmayacaksınız. Yaşar Kemal’in farkı roman biçimine hiç bulaşmaması. Yaşar Kemal destancı, gazeteci olmak istedi, yaptı da bunu. Klasik edebiyatı da destanı da deli dolu bir dille kurmaca yazdı. Kurgu var ama roman değil. Bir öykü anlatılırken yolundan sapar, başka bir öyküyle sonuçlanır. Bu modern bir tekniktir. Ya da romanın düz bir öyküsü vardır, o öykü araya konulmuş başka öykülerle parçalanır. Parçalı bir form kurmaktır modern sanatın bütün tarzlarının temel problemi. Herkes Yaşar Kemal’i Çukurova yazarı zanneder ama onun dili, Türkçe’si kurmaca dili olarak, Türkçe’yi olağanüstü bir zenginliğe kavuşturdu bence.”

“maktır modern sanatın bütün tarzlarının temel problemi. Bütünlüklü olmak totatiler olmaktır çünkü. Geçmişi bugüne buyuran totatiler söylemlerdir. Putin, Trump gibi... Ama modernitede, evrensel bir dünyada, siz, ben, öteki belirli kültürel, yerel alametlere göre ayırt edilmiyoruz. Dünyanın neresine giderseniz gidin kahvenizi Starbucks’ta içersiniz. Evrenselleşme gittikçe yerelliği değerden düşürüyor.

Herkes Yaşar Kemal’i Çukurova yazarı zanneder ama onun dili, Türkçe’si kurmaca dili olarak, Türkçe’yi olağanüstü bir zenginliğe kavuşturdu.

Yaşar Kemal her şey yazdı ama roman yazmadı. Klasik anlamda, 19’uncu yüzyıl roman teknikleriyle alakası yok. Bakın Tanpınar’ı (Ahmet Hamdi) okursanız o kalıplar içerisindedir. Sabahattin Ali, Kemal Tahir dahil Yaşar Kemal’e kadar uluslararası çapta bir edebiyat eseri yaratmadılar. Ama oradaki evrenselliği anlıyorsunuz değil mi? Yerel mahalli olmayacaksınız. Yaşar Kemal’in farkı roman biçimine hiç bulaşmaması. Yaşar Kemal destancı, gazeteci olmak istedi, yaptı da bunu. Klasik edebiyat da destan da okudu. Hepsini deli dolu bir dille yazdı. Kurmaca yazdı, kurgu var ama roman değil. Mesela bir öyküyü anlatırken yolundan sapar, başka bir öyküyle sonuçlanır. Bu modern bir tekniktir. Ya da romanın düz bir öyküsü vardır, o öykü araya konulmuş başka öykülerle parçalanır. Bütünlüklü olmak totatiler olmaktır çünkü. Geçmişi bugüne buyuran totatiler söylemlerdir. Putin, Trump gibi... Ama modernitede, evrensel bir dünyada, siz, ben, öteki belirli kültürel, yerel alametlere göre ayırt edilmiyoruz. Dünyanın neresine giderseniz gidin kahvenizi Starbucks’ta içersiniz. Evrenselleşme gittikçe yerelliği değerden düşürüyor.

Nasıl formüle ediyorsunuz bunu?

Tanzimat dönemi karışıktır.  Kültürel kimliğimiz olarak hayatımız devam etsin, medeniyetin katkılarıyla da kalkınalım isteniyordu. Ona göre romanlar vs yazıldı. Bütün dünyada milli akımlar başladığında 1908’de Selanik’te “Genç Kalemler” diye bir dergi kuruldu. Ömer Seyfettin, dönemin önde gelen Türkçü yazarlar da var. Bu isimler Türkçe yazıp söyleme akımı başlattılar. Ulus devlet olunca dilinizin de ulusal olması kaçınılmaz. Sokaktaki insan saray diliyle konuşmuyor. O konuşma dilinin de Selanik kuşağı için şöyle dar alanları var: İstanbul’un konuşma dili ama Anadolu’yu bilmez. Karacaoğlan’lar, deyişler, sözlü edebiyatlar... Yaşar Kemal o arka planı inanılmaz derledi.

Cumhuriyet dönemi yazarları dediklerimiz, Yakup Kadri’ler, Sabahattin Ali’ler, Tanpınar’lar kısıtlı İstanbul Türkçe’siyle yazdılar. Ama Yaşar Kemal bütün bu dilleri ortak bir potada kullandı. Merkezi olmadı.

Bunu bilerek mi yaptı peki?

Tabii ki. Alain Bosquet’nin sorularını yanıtlayarak meydana gelen “Kendini Anlatıyor” diye bir kitabı var. Yazılı cevaplanmış bir görüşme. Orada “Benim destancı dilim çok çabuk anladım ki roman diline yetmez. O zaman roman dilimi yaratmam gerektiğini anladım” diyor. Yaşar Kemal nerede modern edebiyatın içerisine giriyor?  Lütfen iki pasajı arka arkaya okuyun. Önceden planlanmış bir şey yok. Tamamen doğaçlama, o an. Bunun adı emprovizasyon, bilindışı. Bugünkü sanatın temel meselesi dilin bilinçdışı şekilde kullanılması zaten. İnsanda tutku, arzu, mücadeleyi üretecek. Etki yaratacak bu dil.

Yaşar ağabey bana bir şey anlatmıştı: Röportajlarıya çıkış yapmıştı, oradaki dilin roman dilinden farkı yok. Mesela Yahya Kemal Beyatlı da İstanbul diline Divan sesi kattı bir devrim yaptı. Nazım Hikmet’in İstanbul’da yazarken dili zayıftı. O da “Türkçe’yi hapishanede öğrendim.” der. Bu dil şiirde tecelli ediyor. Bakın Yahya Kemal, Nazım Hikmet. Hikayede ise Sait Faik mucizemiz var. Yaşar Kemal’e gelinceye kadar roman dili çok kısıtlıydı.

Yahya Kemal demiş ki, Yakup Kadri de yanında oturuyor: “Delikanlı, sen Türkçe’ye büyük bir soluk getirdin. Bak bunlar ortaokul Türkçe’siyle yazıyor.”

Yahu Yaşar Kemal’in dili alır götürür. Erirsiniz içerisinde. Türkçe onunla roman dili oldu.

Bugünkü edebiyata dair eleştirileriniz neler?

Bugün için beni heyecanlandıran, evrensel bazda bir yazarımız yok. En az 200 yıl dayanmış bir yapıta yapıt derim. Her yazar o dürtüyle başlar. Güncelin içersine gömülmüş edebiyatın uzun ömürlü olacağını sanmıyorum.

Neyse kitabı konuşalım. Sonra kitabın son yazısını yazdım ve Yaşar ağabey çok mutlu oldu. Böyle bir bakan yok dedi. Ama ben modern filozofinin içerisine girerek de analiz yapmaya çalıştım. Baktım ki kimsenin umurunda değil. Oturdum bu işe giriştim. Hakkında yazılmış bütün eleştirileri okudum, hepsi birbirinin kopyası. Kimse Yaşar Kemal’in 40 küsür yapıtını okumamış. Bir edebiyatçıyı külliyatıyla değerlendirecekseniz iki kitabıyla yola çıkamazsın. Anormal bir okuma sürecine girdim. Kandilli’de sitede oturuyorduk. Dört ay boyunca komşularım inanamadı o yoğunlukta kitaplara. Boy boy dizilen Yaşar Kemal kitapları tuğla misali. Son şiir kitabımın dosyasını okuttum, Yaşar Kemal “Çok ince olmuş biraz daha çalış“ dedi. İlk defa bir sorumluluğu yerine getirdiğimden övünç duyduğumu söyleyebilirim. Yaşar Kemal külliyatının değerlendirmesidir bu kitap. Tartışalacak yönleri varsa tartışılır diye umuyorum. Ama külliyatını tamamen elden geçirerek belirli bir sistematik içerisinde onun edebi mirasını değerlendirmeye çalıştım.