Gazetevatan.com » Yazarlar » Dünya ile farkımız -2-

Dünya ile farkımız -2-

10 Mayıs 2017 Çarşamba


Batı medeniyeti almak üzerine kurulmuş, hem de nasıl olursa olsun!.. Bizim medeniyetimiz ise, isminden de anlaşılacağı üzere; ‘ vakıf medeniyeti’ olduğu için, vermek üzerine kurulmuştur.

Anlaşılması ve anlatılması gerçekten zor; zorluğu, Cemil Meriç’in işaret ettiği gibi, 20.Yüzyıla arız olan ve ‘ idrakimize giydirilmiş olan deli gömlekleri izmler’ yüzünden!

Dünya üzerinde; bir gecede hafızası silinen yegane millet olarak, geçmişimizle bağlarımız koparıldığından kendimizi tanıyamıyoruz. Öyle ki, başkalarının ve hatta düşmanlarımızın anlattıkları kadar kendimizi bilebiliyoruz!

Hiç öyle uzaklara gitmeğe gerek yok; Batılı ülkelerin daha dün işgal ettikleri Cezayir, Tunus gibi ülkelerde yarım asır dolayında kalarak; kendi dillerini zorla dayattıkları tarihi vakıadır. Bu beldelerde hala Fransızca konuşulur ve aynı dille eğitim gördürülür.

Biz ise; aynı yerleri ve başkaca yerleri asırlar boyu hakimiyetimizde bulundurduk; hiç birisinin dili ile, dini ile, canı, malı, ırzı ile oynamadık. Herkes inancında ve dilinde serbest kaldı. Her toplum; kendi dinini, dilini, kültürünü geliştirerek yaşadı.

Doksanlı yılların başında; Türkleri ülkesinden kovan Bulgaristan devlet başkanı Jivkov: ‘ Tarihte Türklerin düştüğü hataya biz düşmeyeceğiz. Türkçeyi ve Türklüğün sahip olduğu bütün değerleri yasaklayacağız ki, bunlar zamanla tamamen unutulsun! Aksi halde, gün gelir; bunlar yine diş bilerler! Tıpkı dün, tüm değerlerimize sahip olarak; ayaklanıp bağımsızlığımızı kazandığımız gibi!..’

Biz, gittiğimiz yerleri değil sömürmek; oraları Anadolu’dan ziyade abad etmişiz. Bir aldığımız yere en az beş vermişiz. Tarih de bunun şahididir, coğrafya da...

Batılı Hıristiyan ülkeler, Musevileri insan saymayıp ateşe atarken; onlara elini uzatan ve gemilerle ülkesine davet eden ve getirdiklerini de İmparatorluğun en mümbit yerlerine yerleştiren bizim ecdadımız olmuştur. Musevilerin kendileri yazıp söylüyorlar: ‘... Binlerce yıllık tarihte Musevilerin en rahat yaşadıkları, huzurlu dönemleri Türklerin idaresinde olmuştur.’

Müslüman Türk’ün devlet felsefesi; Alemdeki tüm mazlumların (rengine, diline, dinine bakılmaksızın tüm insanların, her çeşit hayvanın ve hatta bitkilerin) koruyup, kollayanı ve gözetenidir. Bizim düşmanlığımız zalime karşıdır.

Bizim savaşlarımız; ‘ kuru bir Cihangirlik’ davası olmayıp, mazlumların imdadına yetişmek içindir.

Bizim dinimizde zorlama yoktur; herkes dinini seçmekte ve yaşamakta hürdür. Bu durum bir iane (yardım) değil, dini bir zorunluluktur. Kim ya da kimler bunun tersini yapmışsa, yapılanın İslamiyet’le bir ilgisi yoktur.

Bütün bunlardan dolayıdır ki; bizim inşa ettiğimiz medeniyetin adı ‘ Vakıf Medeniyeti’dir. Müslümanların bu günkü hallerine bakıp da; onların dinlerini ve inşa ettikleri medeniyetlerini değerlendiremeyiz.

Vakıf medeniyetinde gerçek Müslümanlar bulunur ve onlar, salt nefisleri için yaşamazlar. Bilakis kurtuluşlarını başkalarının dualarında bilirler ve bu yüzden herkes, adeta yekdiğeri için yaşar.

Vakıf Medeniyeti’nin insanları almaktan değil vermekten zevk alırlar. Sahip oldukları malların vakıf olması gibi, bizzat kendilerini de vakıf aracı görür ve bilirler. Tıpkı vakıf malları gibi onlar da alınıp satılamaz!

Cemiyetimizin bu günkü haline baktığımızda; yukarıda anlatmaya çalıştığımız ‘Vakıf Medeniyeti’ ile taban tabana zıt bir hayatın içinde olduğumuzu görürüz. Zira artık kimse; sen veya siz demez oldu; herkes ben illa ben diyor!

Bunun sonucunda da insani değerleri kaybediyor ve birbirinin ekmeğine musallat oluyoruz!

Huzur mu? Kaf Dağı’nın ardında!