Gazetevatan.com » Yazarlar » Sandığın dili -3-

Sandığın dili -3-

26 Nisan 2017 Çarşamba


Referandumla milli irade direkt tecelli eder; Meclis’te ise, temsiliyet, milletin seçtikleri eliyle olduğundan milli iradenin tecellisi dolaylıdır.

CHP ile itiraz etmek, karşı olmak, ret ve inkar kelimeleri öylesine özdeştir ki, pekala bu kelimelerin yerine CHP kullanılabilir!

CHP’nin itirazı ve karşı olması; direkt de olsa, dolaylı da olsa gerçekte milli iradeyedir. Yani milletedir. Öyle olmasaydı; Meclis’ten çıkan hemen her kanunun iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurur muydu? Ve yine bugün; direkt halk oylamasıyla sandığa yansıyan milli iradenin iptali için; o mahkeme senin bu mahkeme benim; kapı kapı koşturur muydu? CHP’nin yanılgısı; köprülerin altından akan ve akmakta olan onca suları görmemesinden kaynaklanıyor.

O, hala 367 garabeti ile 411 oy’un kabulünü görmeyen ve iptal eden, kerametleri kendilerinden menkul mahkeme ya da mahkemeler var zannediyor. CHP’nin zaman tünelinde kaldığı, bundan da belli değil mi?

Varlık sebebi millet olan ve asıl işi millete saygı olması gereken bir siyasi partinin, milletin kararının iptali için mahkeme kapılarını aşındırması kadar abes ve tuhaf ne olabilir ki?

Dikkat ediniz; CHP’nin seçim sonuçlarına itiraz etmediği tek bir seçim vardır; o da 1946 seçimleridir! Neden biliyor musunuz? Çünkü o seçimler: ‘ açık oy, gizli tasnif!’ le yapılmıştı. Açık oy-gizli tasnif demek; savaşta askerin barutunun olmaması demek. Başka söze gerek var mı?

Açık oy-gizli tasnifi demokratik addetmek; dipsiz bir kuyuyu Everest Tepesi zannetmekten daha abestir.

Alışkanlık yapmış olacak ki, aynı abeslikleri hep sürdürdü; bugün de sürdürüyor; YSK’nın kararları kesindir, hükmünü bilmesine rağmen, o mahkemeden bu mahkemeye başvuruyor.

Halbuki Türkiye’miz bu referandumla en önemli adımını atmıştır. Zira şimdiye dek tartışılan demokrasisi ile siyasal gerçekliği, halka yönelik olarak dönüşüyor. Halk, Cumhurbaşkanını doğrudan seçtiği gibi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni de doğrudan belirlemiş oldu.

Bu denli bir demokratik kazanım, dünyanın pek az ülkesinde mevcuttur.

Avrupa ve içimizdeki bir kısım vesayet erbabı, bu durumu; yani halkın bizzat belirmesini hazmedemiyor. Hazmedemiyor çünkü; düne kadar kukla gibi oynattıkları temsilcilerinin rollerini millet devraldı. Bütün bir milleti oynatamayacakları için hazmedemiyorlar!

Eskiden ne kolaydı: millet vesayet erbabının elinde oyuncak, vesayet erbabı da Avrupa veya ABD’deki efendilerinin elinde oyuncaktı!

Mahut sistem, emme-basma tulumba gibi çalıştırılıyor ve bu ülkenin yer altı ve yer üstü tüm kaynakları, maddi ve manevi gücü mahut odaklara peşkeş çekiliyor; arta kalan enerji ise, ülke insanının istifadesine sunmak yerine toprağa veriliyordu.

Referandumla evet çıkmasıyla; dışarısının ve içerideki avanelerinin yem boruları kesilmiş ve hepsi birden ( AGİT, sahibinin sesi bir kısım dahili ve harici medya ve FETÖ başta olmak üzere; şer odaklarını sözcülüğünü yapan bir kısım siyasiler...) ; kuyruklarına basılmış yılanlar gibi saldırıya geçtiler!

Yerdeki bağırış-çağırışların ve atılan naraların, gökteki yıldızlara zarar vereceğini zannediyorlar!

Oysa; hem Bor’un pazarı ve hem de; atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti!

Geçmişler ola!..