Fikri özgür olanın sırtı yere gelmez

Melis Güvenç (mguvenc@gazetevatan.com) |  27 Mayıs 2018 Pazar - 2:30 | Son Güncelleme : 27 05 2018 - 2:30

Avlu dizisinde canlandırdığı Melis rolüyle büyük beğeni toplayan Deniz Barut, karakteriyle arasında derin bir bağ olduğunu söylüyor.


Avlu’da 10’uncu bölümü çekiyorsunuz nasıl bir deneyim?
 
Bu proje bütün güzel enerjilerin ve hayata aynı pencereden bakan insanların bir araya geldiği bir proje. Teknik kadrodan oyuncu kadrosuna kadar herkes çok yüksek bir motivasyon ve gönül birliği ile çalışıyor. Tam bir kadın dayanışması işi. Avlu’da buluşan birçok kadının kendi hak ve hukukları üzerinden kendi hayatlarını yürütme hikayesi. Çok acı veya tahmin edilmesi çok zor bölümlerimiz oldu. 
 
Bu kadar ağır bir dramda rol almak psikolojinizi nasıl etkiliyor?
 
Bir cezaevi dekorunun içinde bütün gününü geçirmek bile çok zor bir durum. Böyle buz gibi karanlık bir mekanın içerisinde bir karakteri var etmeye çalışmak aslında psikolojik olarak bizi yoruyor ama aynı zamanda çok keyiflendiren ve motivasyonumuzu tetikleyen bir şey. Sette yaşanan her şeyden çok etkileniyorum. 
 
Avlu gibi bir yerde yaşamak zorunda olsanız ne yapardınız?
 
Böyle bir yerde olmayı hayal etmek bile çok güç ve ürkütücü bir şey. Avlu gibi bir yerde olsaydım hayatta kalmak ve zarar görmemek için her şeyle mücadele etmeyi seçerdim. Ama dizideki karakterler kadar cesur olur muydum emin değilim.
 
Karakteriniz Melis’le aranız nasıl?
 
Melis sisteme rağmen insanı savunan bir karakter. Sistemin getirdiği bütün düzensizliklere rağmen insanı önemsiyor. Aslında suçlu insan değil toplumdur, toplum insanı suça iter diyor. 
 
Dürüstlük ve samimiyet olmazsa olmaz ilkelerim
 
Ne kadar idealist birisiniz?
 
İlkelerimi korumak için çaba sarf ediyorum. İlkeli olmak iş ve özel hayatımda çok önemli. Bunu uygulayabilmek için çok çabaladığımı söyleyebilirim. Dürüstlük ve samimiyet olmazsa olmaz ilkelerim. Samimi olmayan hiç kimseyi etrafımda tutmuyorum ve enerjimi düşürmesine izin vermiyorum. Çünkü ben hiçbir zaman samimiyetsizlik yapmıyorum. Bütün duygularımı açıkça söyleme taraftarıyım. Karşıdakini üzecek bir şey olsa bile söylemeyi tercih ederim. Ancak o zaman doğru bir ilişki kurulduğuna inanıyorum.
 
Yeni dönem kadınlar hayatlarını yaşayıp geç anne oluyorlar
 
 
Özgürlük konusunda ne kadar hassassınız?
 
Her şeyden önce fikir özgürlüğü, insanın düşündüğü ve hissettiği her şeyi söyleyebilmesi hayatta her şeyden daha çok önemli. İşte bu yüzden yine samimiyet çok kıymetli. Çünkü özgürlüğün temelinde bu var. Sen samimi olup her şeyi söyleyebiliyorsan, yaşamak istediğin her şeyi yaşayabiliyorsan zaten özgürsün. Mekansal olarak özgürlüğün çok anlamı yok. Fikren özgür olduğun sürece sırtın yere gelmez diye düşünüyorum. Çocuklarıma da bunları geçirebiliyorsam ne mutlu bana.
 
Onlara bu konuda öğütleriniz neler oluyor?
 
Onlara, “Karşınızdaki ne söylerse söylesin, siz kendi süzgecinizden geçirip kendi özgür iradenizle karar verin ve ne yapmak istiyorsanız onu yapın, her şeyi deneyimleyin” derim. Onlara kendi bildiğinizi yapın derken başkalarını kırmadan, onların hayatlarına müdahale etmemeleri, saygı göstermeleri gerektiğini de öğretiyorum. Ben meslek hayatımda da sosyal ilişkilerimde de bunu yapmaya çalışıyorum. 
 
Boyunuza yaklaşmış iki oğlunuz olduğunu öğrenenler şaşırıyor mu?
 
Evet çok şaşırıyorlar. Hiç beklemedikleri bir şey oluyor. Galiba yeni dönem kadınlar da hayatlarını yaşayıp geç anne olmayı tercih ediyorlar. Ama benim için hayat öyle akmadı. 23 yaşında çok gençken anne oldum.  Onlardan çok şey öğreniyorum ama bunun arkadaş ilişkisi olmadığını, birlikte büyüyoruz kafası olmadığını biliyorum. Çünkü ben onların annesiyim hiçbir zaman arkadaşı olamam. Onlarla arkadaşlık kuran değil, bir şeyleri tecrübe eden, hayatı deneyimleyen biriyim. Onlara her zaman bir şey öğretmem gerekmiyor. Zaten bana bakarak öğreniyorlar.
 
Bugünlerde yeni bir motivasyon kaynağınız?
 
Çocuklukta bıraktığım bağlama çalmaya yeniden başladım. Yeniden çalışıyorum ve uğraşıyorum. Bütün çocukluk anılarım keyifle yeniden canlanıyor. Umarım elimden gelenin en iyisini yaparım.
 
Suçlu olan insan değil toplumdur
 
Kesinlikle katılıyorum. Bulunduğu ortam, doğduğu coğrafya, toplumun önyargıları, keskin kuralları,tabuları insanları bir şeylere itiyor. Eğer genetikte bir suç kodu yoksa tabii ki toplum insanı suça itiyor ve bunun cezasını insan tek başına çekiyor. Aslında her şeyin temelinde eğitim var.  Eğitimin ne kadar önemli olduğu burada tekrar gün yüzüne çıkıyor. Bu yüzden 
karakterimle aramda derin bir bağ var ve onun söylediği her şeyi çok önemsiyorum.

ETİKETLER